Sosyal Medya

Şevket Hüner: İki Selam Arasında Yolculuk



Dünya hayatını bir Ramazan disipliniyle düşündüğümüzde, insanın yolculuÄŸu da aslında oruç tutmak gibidir. Sabahın ilk ışıklarıyla baÅŸlayan niyet, aslında yaÅŸamın ilk adımıdır. Açlık yalnız midede deÄŸildir; bazen bir anlam arayışında, bazen bir merhamete talip olarak, bazen de kendini tamamlayacak bir sözün peÅŸine düşerek kendini hissettirir. Gün boyunca sabretmek, kendini tutmak, baÅŸa kakmadan iyiliÄŸi çoÄŸaltmak… Hayat dediÄŸimiz uzun günün imtihanı da biraz böyledir.

Gölgelerin uzadığı akÅŸam vakti yaklaşırken insan yorulduÄŸunu fark eder. Gün boyu taşıdığı açlık ve susuzluk artık bir kapıya ulaÅŸmaya yakındır. Ramazan’da iftar vakti nasıl bir serinlik hali ise, hayatın sonunda da baÅŸka bir eÅŸik belirir. İnsan o eÅŸiÄŸe yaklaşırken geriye dönüp bakar: hangi sözleri söyledim, kimi kırdım, kimi sevdim, hangi iyiliÄŸi bıraktım geride?

İşte tam o eÅŸikte bir kelime durur: selam.

Selam, hayattayken insanların birbirine verdiÄŸi en sade emanettir. Bir kapıdan girerken, bir dostu görünce, bir vedada… “Selam.” Bu kelime her defasında küçük bir barış ilanıdır: “EndiÅŸelenme, sana zarar vermem, benden emin ol.” İnsan hayat boyunca selam vererek yürür; selamla dostluk kurar, selam vererek vedalaşır. Fakat belki de selamın en derin anlamı, yaÅŸanan bir günden ebediyetin sabahına uyanırken anlaşılır.

Kadir Suresi’nde zikredilen ve tan yeri aÄŸarana dek süren o selam, sadece bir gecelik huzur deÄŸil; hayatın kışından ebediyetin baharına uzanan emniyetli bir geçiÅŸ koridorudur. Dünya hayatında mümin bir nevi “savm-ı vuslat” (kavuÅŸma orucu) tutar. Maddenin ağırlığından, hırsın gürültüsünden ve benliÄŸin darlığından hicret ederek asıl vatanı dârü’s-selâm’a hazırlanır. Ramazan’ın sonunda incelen ruh, Kadir Gecesi’nde meleklerin getirdiÄŸi o selam ile tanışır. Bu selam, ruhun bedenden ayrılış anında duyulacak olan o büyük muÅŸtunun ilk provasıdır.

“Onlar için Rablerinin katında dârü’s-selâm vardır. Yapmakta oldukları ÅŸey sebebiyle Rableri onların velisidir.” (En’âm/127)

Ölüm, bu pencereden bakıldığında ürkütücü bir son deÄŸil; bir ömür boyu beklenen ilahi selamın varlığın her zerresinde yankılanmasıdır. Fitre Bayramı gibi düşünüldüğünde, ölüm insanın özüne, yaratılışındaki saflığa dönüşüdür. Fitre kelimesi “fıtrat” ile aynı kökten gelir; yani ruhun ağır bedenden sıyrılıp kendi asli geniÅŸliÄŸine kavuÅŸması gereken bayramın adıdır. Ramazan boyunca biriktirilen her hayır, dökülen her gözyaşı ve sabır, o büyük geçiÅŸin pasaportu olan selamı daha da gür kılar.

Melekler, ‘Selamün Aleyküm!.. Yapmış olduklarınızdan dolayı girin cennete!..’ diyerek canlarını tertemizken aldığı kimseler olacak...” (Nahl /32)

Bu geçiÅŸte meleklerin refakati, yalnızlık hissini ortadan kaldıran bir emniyet örtüsüdür. Kadir Gecesi’nde yeryüzüne indirilen selam, ölüm anında kulu karşılayan ve “Korkma, mahzun olma” diyen bir kucaklaÅŸmaya dönüşür. Tan yeri aÄŸarırken biten gece, aslında fani dünyanın gün batımı ve beka âleminin gün doÄŸuÅŸudur. Selam, bu iki kıyı arasındaki köprüyü kurar; insanı hüzünlü bir ayrılıktan ebedi bir bayramın neÅŸesine ulaÅŸtırır.

Hayatın orucunu tutan herkes, aslında o selamın yolcusudur.

Çünkü bütün yolculuk iki selam arasındadır:

Birini dünyada biz veririz.

Diğerini ise kapının öte yanında duyarız.

Şevket Hüner / 9 Şevval 1447

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.