Abdulaziz Tantik: Abd/İsrail ve İran Savaşının Geleceğe Etkisi
Düşünce ve eylem arasındaki iliÅŸkinin mahiyeti anlaşılmadan, yaÅŸadığımız olayların arka planına dair saÄŸlıklı bir bakış geliÅŸtirmemiz mümkün görünmemektedir. Özellikle, görüntüye çıkan ile görüntüyü inÅŸa eden ‘bakışın’ ipuçları belirleyici bir farkı izhar eder. İnÅŸa edici olan düşünce, kendisini ipuçları üzerinden serimler. Bunu ‘okumak’ ise düşünmeyi kendisine bir ayrıcalık olarak belirleyenler tarafından saÄŸlıklı bir ÅŸekilde gerçekleÅŸtirilebilir.
Tarih boyunca düşünce belirleyici bir form olarak hayatiyetini sürdürmüştür. Bu kaçınılmaz bir olgunun kendisi olarak var olmaktadır. Dünyada ve tarihsel seyirde hiçbir ÅŸey ‘kendiliÄŸinden oluÅŸmuÅŸ’ olma ihtimalini barındırmaz. Bu kendiliÄŸinden oluÅŸu da inÅŸa eden bir ‘planın varlığı’ kaçınılmaz! Bu plan ister Åžeytani veya ister Rahmani bir özellik taşısın, durum deÄŸiÅŸmeyecektir. Son birkaç yıla bakıldığı zaman; Pandemi bir üst düşüncenin ilkesi olarak hayat bulduÄŸu ve dünya sistemini tarumar ettiÄŸi bilinmektedir. Sosyolojik bir deÄŸiÅŸim gerçekleÅŸtirerek disiplin toplumundan otoriter bir topluma geçiÅŸi saÄŸladı. Åžeytani bir planın kurgusu olduÄŸu bugün artık tartışılmayacak bir özelliÄŸi sahiptir. Bu kış günlerinde de izlerini yaÅŸamaya devam ediyoruz. Ardından patlayan 7 Ekim Aksa Tufanı ise Rahmani bir müdahale ile yeni kurulmak istenen ÅŸeytani düzenin iflasını beraberinde taşımıştır. O günden itibaren baÅŸlayan Gazze katliamı ve bölgesel ÅŸiddet İsrail ve avanesi üzerinden gerçekleÅŸtirildi. Ama insanlığın ayaÄŸa kaldırılmasını saÄŸlayacak bir zeminin inÅŸa edildiÄŸi de gözlemlenmektedir. Avrupa ve dünya artık eskisi gibi deÄŸiller, olmayacak gibi de görünmektedirler.
İran’a yönelik ilk saldırının amacı sınırlı iken, ikinci saldırının uluslararası sistem ve Aksa Tufanı ile baÅŸlayan Rahmani gidiÅŸatı durdurma arayışının bir tezahürü olarak görülmesinde yarar var. Bu noktada baÅŸlatılan Sünni ve Åžii tartışması, İslam gibi temel yaÅŸam zeminini yok etmek ve içerden çökerterek onu yenilgiye hazırlamaktadır.
İşte Dünya Sisteminin yeniden kurulması gerektiÄŸi ortak bir kabulü iÅŸaret etmektedir. Ancak, bu yeniden inÅŸanın nasıllığı meselesinde birden fazla görüş ve beklentinin oluÅŸtuÄŸunu iÅŸaret etmekte yarar var. Modernizm’in Post Modernizm’e evrildiÄŸi noktadan Post Modernizm’in ise Post Truth ve Post Hümanizm’e dönüştürülmek istendiÄŸi bilinmektedir. Hakikat Sonrası ve İnsan Sonrası olarak tasavvur edilen ve YaÅŸam Merkezli bir yeni yapılandırmayı önceleyen yaklaşım, Küresel Sermaye ve Küreselciler diye bilinen ekibin temel isteÄŸini barındırmaktadır.
Her ülkede birden fazla güç temerküzünün bulunduÄŸu bedihidir. İşte, bir ülkede hangi güç temerküz edip iktidarı ele geçirirse kendi politik geleceÄŸini belirleme konusunda yeni politik adımlar atmaya baÅŸlıyor. Bu noktada Siyonizm ve Evanjelik Hıristiyanlığın ise ‘Kıyamet Savaşına/Armageddon’ yönelik bir kurgunun içinde yer aldığını ve bunu gerçekleÅŸtirmek adına her türlü iÅŸi yapacağının göstergesi olarak Gazze, Lübnan ve ÅŸu an İran’da yapılanlar göstergelerdir.
Çok katmanlı bir yapıda, üst üste bina edilmiÅŸ, farklı katmanların bir iç mimari tarafından inÅŸa edildiÄŸini göz ardı etmeden olup bitenlere bakmakta yarar var…
Son İran saldırısı ile birlikte İsrail, bölgesel bir savaşı tetikleyecek ve kendi Arz-ı Mev’udunu gerçekleÅŸtirecek bir fırsatı hayata geçirme uÄŸraşısını vermektedir. ABD ise, liderinin boynunu kaptırdığı ‘epstein dosyası’ ve ayrıca ABD’deki güç temerküzünün özellikle Çin ile giriÅŸtiÄŸi dünya liderliÄŸi savaşında gelinen noktada Çin’in çok kısa bir süre sonra öne geçeÄŸi korkusunun belirleyici olduÄŸunu unutmamak lazım… Bölgesel ülkelerin özellikle bölge liderliÄŸi baÄŸlamında kendi adımlarını atmalarının oluÅŸturduÄŸu girdap bütün bölgeyi ve kendilerini de saracağını anladığı için yeni adımlar için arayış baÅŸlatıldı. İşte Türkiye Pakistan ve Suudi Arabistan ve sonradan eklemlenmek isteyen İran bu durumun iÅŸareti olarak okunmalıdır. Ama İran uzun zamandır zaten kendisine yönelik baskının sonuçlarını yaÅŸamaya devam etmektedir. Çin ve Rusya ise temkinli bir tutum ile İran desteÄŸini sürdürse de ‘İran’ın yalnızlığı’ görüntüye çıkmaktadır. Türkiye ise belirlenen bir hedef doÄŸrultusunda son on yıllardır sürekli deÄŸiÅŸim yaÅŸayarak yoluna devam etmektedir. DeÄŸiÅŸen güç dengeleri ile birlikte ortak deÄŸiÅŸimi de beraberinde geliÅŸmektedir. Hâlbuki kaotik zeminlerin yoÄŸunlaÅŸtığı bir zaman ve zeminde sürekli ortak deÄŸiÅŸtirmek bazı sorunları da beraberinde taşımaktadır. Bu noktada özellikle iç kamuoyu ve onun baskısı belirleyici bir rol oynar. Çünkü müdahale çoÄŸu kez iç kamuoyu üzerinden gerçekleÅŸtirilmektedir. ÖrneÄŸin, İran ve son olarak iç kamuoyunda baÅŸlatılan protestolar bunun tipik bir göstergesidir. BaÅŸarılı olup olmaması ise müdahalenin zeminine ve cinsine göre deÄŸiÅŸebilir. Ama etken bir faktör olarak öne çıkmaktadır.
Bugün dünya sistemi açısından her güç temerküzünün bizatihi kendi varlığını garantiye alması bakımından ortaklarını deÄŸiÅŸtirmekten kaçınmayacaktır. ÖrneÄŸin, ABD ve Avrupa iliÅŸkilerinin geldiÄŸi nokta bunu bariz bir ÅŸekilde göstermektedir. Avrupa kendisi açısından yeni arayışlara yelken açmaya çalışmak zorunda kalmaktadır. Avrupa eski gücünü kaybettiÄŸi gibi kendi varlığını koruma kaygısına düştüğü görülmektedir. Avrupa, Türkiye iliÅŸkilerinde hep dışlanan ülke olma konumu ise bugün birlikte var olmalıyız tezine dönüşmektedir. İran saldırısı yeni bir baÅŸlangıç gibi görünse de Rusya ve Çin ABD’yi Rusya’nın Ukrayna’da düştüğü pozisyona düşmesi için harekete geçtiÄŸi görülmektedir. ÖrneÄŸin, Rusya ABD ve İsrail kayıplarını kamuoyuna sunmakta bir beis görmemektedir. Arka planda ise askeri desteÄŸi Rusya ve Çin vermeye devam edecek gibi görünmektedir. ABD ise bu saldırılara baÅŸladığı için piÅŸman olacak gibi görünmektedir.
İşin en can alıcı noktası ise; yeni kurulacak bir dünya sisteminin ideolojik alt yapısı batı ve türevlerinin tümünde tükenmiştir. Yeni arayışların ise bir dünya sistemi kurmaya yetecek bir potansiyeli yoktur. Kendi halklarını bile ikna etmede başarısız olacaklardır. İslam ise tek alternatif olarak görülmektedir. Bu dünya sistemi arayışı olan her mahfilde konuşulan ve kabul gören bir yaklaşımı da içermektedir. O yüzden her güç temerküzü bu gerçeği dikkate alarak adım atmaya yönelmektedir. İşte İran olayında patlak veren Sünni ve Şii tartışması beraberinde bir güç temerküzünü güçlendirmek ve insanlığın sonunu getirmekle sonuçlanabilecek bir özelliğe sahiptir.
OrtadoÄŸu kaotik bir zemine doÄŸru sürülmektedir. Ama saÄŸduyu ve mantık bu kaotik zemini kazanca dönüştürebilecek bir yapıya taşıyabilir. İşte bu aÅŸamada Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte İran, Mısır ve Irak, Suriye gibi ülkeler ile Katar ve ÅŸeyhlikler de katılım saÄŸlarsa, hem uluslararası güçlerin müdahalesi geri püskürtülür ve hem de İsrail’in arz-ı mev’ud olarak tasarımladığı toprakları alma iÅŸtiyakı ve beklentisi çöpe atılır.
Bugün, temkinli olmayı zorunlu kılar. Ancak korkuya teslim olanlar kaybetmeye aday olanlardır. Dünkü çatışma alanlarının bizatihi başka güçler tarafından dayatıldığı gerçeğinin önce iktidar sahibi siyasetçilerin anlaması ve sonra entelektüel zeminde bunun ifadeye kavuşması elzemdir. Türkiye, son üç yüz yılda karşılaşmadığı bir zemin ve zamanda yaşamaya başladı. Önüne sürülen fırsatları doğru okuyarak ve doğru hamleler yaparak bölgeyi bu kaotik zeminin dışına taşıyabilir. Filistin gibi son yüz yılın en büyük sorununu da çözüme kavuşturarak bölgesel barışı ve adalet ile paylaşımı da inşa ederek yeni bir dünyanın kurucu liderliğini yapabilme imkânlarına sahip olabilir. Bu bir irade ve gelecek tahayyülü yanında stratejik bir okumayı içermektedir.
Korkunun ecele faydası yoktur. İktidarlar, halkları ile barışık olacak bir zemini inşa etmekle yükümlü ve bu onların kaderidir. Yoksa kendi elleriyle kendilerini yokluğa tevdi edeceklerdir. Bugün salt iktidar üzerinden yol almak artık mümkün olmayacaktır. Halkı ile birlikte yol alanlar, halkının sorunlarını çözüme kavuşturanlar, halkı ile aynı inanç ve kültür havzasına sahip çıkanlar kazanacaklar listesinin başına kurulacaktır. Siyaset, kültür ve inanç zemini de bu temel gerçekliğe dayanarak kurulmalıdır.
Abdülaziz TANTİK

Henüz yorum yapılmamış.