M. Mücahid Sağman: Cezayir Antlaşması, Kürtler ve ABD
ABD - Kürt ilişkisi, Kürtleri müttefikliğin dışında tutan, kırılganlıklarını ise stratejik avantaja dönüştüren bir dış politika mantığının ürünüdür. Kürt varlığı, istikrar ve barış anlarında istenmeyen bir maraz muamelesi görüyor. Cezayir Antlaşması bunun en iyi örneklerinden biridir. Kürt politika yapıcılarının ve aydınlarının Cezayir Antlaşmasından bugüne yaşanan süreci iyi okuyamadıkları gerçeği önümüzde duruyor.
1975’te Cezayir’de dönemin devlet baÅŸkanı Bumedyen’in ev sahipliÄŸinde İran ve Irak devletleri Cezayir ya da diÄŸer adıyla Åžattularap AntlaÅŸması’nı imzalanmıştı. AnlaÅŸma, her ne kadar İran ve Irak arasındaki kırılgan iliÅŸkileri düzeltmeye gücü yetmese de hem İran hem de Irak halklarının bir süreliÄŸine rahat nefes almasına imkân tanıyacaktı. Fakat Kürtler bu denklemin dışındaydı. İran lideri Pehlevi, Rojhilat Kürtlerini ülkesinin siyasi öznesi yapmak noktasında ulus kaygıları duyuyordu. Fakat Mustafa Barzani ve ailesine karşı açıkça destek vermekten de çekinmiyordu. İsrail, ABD ve İran, Barzani’yi Baas tehdidi karşısında asli bir unsur olarak destekliyordu.
Temelde Arap milliyetçiliÄŸine dayanan Baas rejimleri Mısır’da Abdunnasır’ın inÅŸa ettiÄŸi ruhla yoÄŸun Arap nüfusunun olduÄŸu topraklarda çok hızlı siyasi irade inÅŸa etme potansiyeline sahipti. Bu durum İsrail, ABD ve bölgesel müttefikleri için ciddi bir tehlike oluÅŸturuyordu. Önce Abdunnasır sonra Bumedyen ve diÄŸer Baas liderleri “millileÅŸtirme” politikaları ile hem siyasal Arap aklının inÅŸasını teorize ediyorlar hem de dönemin çift kutuplu dünyasında Rusya’nın politik alanını geniÅŸletiyorlardı. Bu durumda Baas rejimlerinin gerilemesi DoÄŸu Akdeniz’in bir Arap denizi haline ve haliyle Rusya’nın etkin güç alanı haline gelmemesi anlamı taşıyordu. Baas rejimlerinin 1967 Arap-İsrail Savaşı’nda yaÅŸadığı motivasyon kaybı, genç Saddam’ın pervasızlığı ile kısmen yeniden toparlanmıştı.
ABD ve Kürtler arasında stratejik temas 1970’lerde Irak ve Sovyetler arasındaki sıcak iliÅŸkinin artması ile baÅŸlamıştır denilebilir. Amerika için Kürtler hep stratejik baskı aracı kurmak adına dolaylı bir araç olarak görüldü. Cezayir AntlaÅŸması bunun en iyi örneklerinden biridir. Halepçe ve Kürt halkına yönelik benzeri katliamlar bir anlamda motivasyonunu bu anlaÅŸmanın yarattığı zeminden almıştır. Çünkü bu anlaÅŸma Irak’ta Barzani’ye verilen desteÄŸin ani ve stratejik olarak kesilmesini öngörüyordu.
İran ve ABD’nin verdikleri desteÄŸi kesmeleri Kürtleri, Saddam ve intikam duygusu ile baÅŸ baÅŸa bıraktı. ABD için araçsal ittifak olan Kürtlerin başına ne geleceÄŸi ahlaki bir kaygı ile deÄŸil stratejik çıkar olarak gözlemleniyordu. Bu durum Kissenger’ın duruma binaen söylediÄŸi: “Gizli operasyonlar misyonerlik faaliyeti deÄŸildir!” sözü ile anlam bulur. Bu söz, Barzani ile kurulan iliÅŸkinin bir müttefikliÄŸe deÄŸil, Irak ve İran üzerinde kurulan dengenin devamı için bir tür pragmatik ve diplomatik sürece dayandığını gösterir.
Cezayir AntlaÅŸması’nın Mantığı
Cezayir AntlaÅŸması ile somutlaÅŸan ABD–Kürt iliÅŸkisi, Kürtleri müttefikliÄŸin dışında tutan, kırılganlıklarını ise stratejik avantaja dönüştüren bir dış politika mantığının ürünüdür. Kriz anlarında baÅŸvurulan bir kaldıraç vazifesi gören Kürt varlığı, istikrar ve barış anlarında istenmeyen bir maraz muamelesi görüyor.
Bu durum tarihsel süreçte birkaç kez daha yaÅŸandı. ABD’nin Irak, Türkiye, Suriye ve İran’la yapısal sorunlarının kırılgan iliÅŸki doÄŸurması en merkezi Kürt gücü olarak Irak Kürdistanı’ndaki organize olabilmiÅŸ yapıların merkezilik iddialarını zaman zaman arÅŸa çıkarıp zaman zaman boÅŸa düşürdü. Bu travmatik durum hem teorik hem de pratik açıdan politik bir “Kürt merkezsizliÄŸi”ni açığa çıkardı denilebilir.
Cezayir AntlaÅŸması’nın Hatırlattıkları
Suriye’nin kuzeyinde yaÅŸanan olaylar Cezayir AntlaÅŸması sonrası ortaya çıkan duruma benziyor. Suriye merkezi hükümeti ile geçici ortak statü siyasetinin uzun süre devam etmeyeceÄŸi görülüyordu. Etken bir paydaÅŸlık üretememek her iki taraf için de ciddi bir kayıp sayılabilir. Suriye devletinin “Arap Cumhuriyeti” vurgusu coÄŸrafyanın getirdiÄŸi dağınık ve parçalanmış Suriye imajını toparlanmayı amaçlamış gibi görünüyor. İçerde bir varoluÅŸ kavgası verildiÄŸini de bu isimlendirme gösteriyor ama aynı zamanda baÅŸta Kürtler olmak üzere farklı “güç” iddialarını da meÅŸru alanın dışına itiyor. Öte yandan dışarda İsrail’in Åžam’ın 10 km güneyine kadar gelmesine sahada karşılık veremese de politik bir “Arap” temsilcisi olarak güçsüz olmadığını göstermek istiyor olabilir. Körfez ülkelerinin Batı ile kurulan pragmatist iliÅŸkilerini de kullanmak arzusunda oldukları söylenebilir. Zira bölgesel aktörler olarak İsrail ve Türkiye’nin karşısında alternatif alanlar açmak istemesi oldukça normal. Tam bu noktada ErdoÄŸan’ın OrtadoÄŸu’da etkin bir siyasi figür olması, ErdoÄŸan sonrası tartışmalarının Türkiye dışında da önemli bir durum olduÄŸu gerçeÄŸi ile bizi karşı karşıya bırakıyor. Bölgede Müslüman devlet liderlerinden herhangi birinin ErdoÄŸan gibi siyasi oyun kurucu özelliklere sahip olmaması, bölgede ErdoÄŸan sonrası yeni politik hamleleri açığa çıkaracaktır. Åžara’nın genç olması ve sahadan gelmesi, ayrıca ABD ve İsrail ile iliÅŸkileri normalleÅŸtirmeye çalışması tıpkı ErdoÄŸan gibi onun için bir avantaj olarak görülebilir. Lakin ülkesini post-kolonyalizm için etkin bir saha haline getirmesinin kültürel ve ekonomik sorunlarıyla yüzleÅŸmeyi de göze alması gerekir. Zira Türkiye’nin 20 yıllık hikayesinde zaman zaman etkin siyasi hamlelerin kültürel ve ahlaki zafiyetinin ülkeye hukuki ve ekonomik travma yarattığı gerçeÄŸi önemli bir yer tutuyor.
Halep’te yaÅŸanan olaylardan sonra en fazla konuÅŸulan isimlerden biri Barzani oldu. Bazı analizlere göre Barzani süreçte en fazla güçlenerek çıkan isim. Buna oldukça ihtiyatlı yaklaÅŸmak gerekir. Çünkü Barzani’nin güçlenmesi Åžam’ın merkezileÅŸme problemine ve İran’ın Irak’taki “Åžii” yayılımına karşı desteklenmesine baÄŸlı olduÄŸundan oldukça kırılgan olabilir. Barzani’nin Suriye’de merkezileÅŸmesi daha ziyade Ankara’nın sürece dahil etmeye çalıştığı bir model gibi duruyor. Çünkü Rojava modeli Türkiye Kürtlerinin politik tavrını marjinalleÅŸtiriyor. Buna sebep olan ÅŸey Rojava modelinin etkin bir askerî güç olarak sahada kazanım elde etmesi ama aynı zamanda diplomatik kıvraklığa sahip olmadığı için diyalog zemininden uzak kalmasıdır. DiÄŸer taraftan ABD’nin stratejik araçsallaÅŸtırmasının aksine Barzani uzun yıllardır Türkiye’nin kısa ya da uzun süreli ÅŸeffaf ama kırılgan politik muhatabı olabiliyor. Haliyle Barzani ismini öne çıkaran Ankara olma ihtimali oldukça güçlü bir ihtimal. Fakat Barzani ismi özellikle Suriye’de Kürt merkezileÅŸmesini saÄŸlayacak kültürel arka plana sahip deÄŸil. Suriye Kürtleri ilginç ÅŸekilde 4 ülke Kürtlerinden en fazla politik bilince sahip Kürtler diyebiliriz. İran’ın ÅžiileÅŸtirme çabaları bugün Kürt nüfusu içinde neredeyse %30’ları sistemin politik gölgesine dahil etti denilebilir.
Irak’ta bölgesel yönetime raÄŸmen yaÅŸanan iç politik gerilimler ve Türkiye’de devlet aklının inÅŸa ettiÄŸi kültürel asimilasyon Kürt halkının kendi iç dinamiklerine yabancılaÅŸmasını ortaya çıkardı. Suriye’de ise yıllardır vatandaÅŸ kimliÄŸine dahi sahip olmayan Kürt halkı kendi gettosunda bir yaÅŸam mücadelesi veriyordu. Bu mücadele dünyanın pek çok yerinde olduÄŸu gibi ezilenlerin iç dayanışmasının kültürel sonuçlarını doÄŸurmuÅŸtu. 2011 öncesi Åžam ve Halep’in dış mahallelerinde göçle gelmiÅŸ Kürtler hane içlerinde Arapça konuÅŸmaya karşı bilinçli ve direngen bir karşı koyuÅŸ gösteriyorlardı. Bu durum 2011 sonrası hızlı örgütlenebilmenin önünü açmıştı ama Cezayir AntlaÅŸması sürecinde olduÄŸu gibi bir yanılsama ortaya çıktı. 1975’te Irak ve İran Kürtlerinin yaÅŸadığı travmayı bugün Suriye ve Türkiye’dekiler yaşıyor.
Suriye Kürtlerinin çözüm olarak Ankara’yı görmediÄŸi aÅŸikâr. Buna raÄŸmen hem DEM çevresinin hem de iktidara yakın isimlerin Ankara ve Öcalan ısrarı Suriye Kürtlerinin merkezileÅŸmesine karşı bir hamle olarak okunabilir. Bu durum birinci olarak İsrail ile Türkiye arasında OrtadoÄŸu’daki alan savaşının da bir devamı niteliÄŸinde. İkinci olarak Suriye’yi bir eyalet olarak gören Türk milliyetçi-muhafazakâr aklının politik hamlesi olarak görülebilir. Bu politik hamle ile Türkiye’nin devlet aklı, Åžam yönetimin süreç içinde atacağı adımların Suriye Kürtleri içinde yaratacağı siyasi bloklaÅŸmayı ÅŸimdiden Öcalan üzerinden belirli bir sınırda tutmak istiyor. Öte yandan bu politik hesap Türkiye ve Suriye Kürtleri arasında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluÅŸ aÅŸamasında koyduÄŸu sınırları aÅŸan bir yakınlaÅŸma yaratacaktır. Kültürel yakınlık ve soy bağı bu bütünleÅŸmeyi inÅŸa edecek bir potansiyel hala taşıyor denilebilir ama Türkiye’nin hassasiyeti ve planı bu yakınlaÅŸmanın etkin öznesinin Türkiye Kürtleri olmasıdır. Aksi takdirde kontrolsüz bir uluslaÅŸmanın yaratacağı etki Åžam ve Ankara için çeÅŸitli “tehlike”ler doÄŸurabilir. Bu açıdan Öcalan ismi Ankara tarafından yıllar sonra adeta yeniden icat edildi. Barzani’den Öcalan’a geçiÅŸ İran-Irak-ABD üçgeninde ortaya çıkabilecek bir krize karşı alınmış önlem olarak okunabilir. Epstein belgeleri ile sıkışan ABD’nin İsrail’in güvenliÄŸini bahane ederek İran’a saldırma senaryosu, Kürtlerin sahada kullanılması gibi bir durumu ABD için geçerli kılabilir. Sünni İran Kürtleri için Irak Kürdistanı önemli bir sığınak, ki olası bir savaÅŸta her gerilim durumunda olduÄŸu gibi daha da önem arz edecek. Bu durumda Barzani’nin güç alanını geniÅŸletmesi Türkiye açısından kontrol kaybı olarak görülebilir. Bu açıdan parçalı bir Kürdistan hem bölge devletlerinin hem de İsrail ve ABD’nin iÅŸine geliyor.
Sonuç olarak Kürt politika yapıcılarının ve aydınlarının Cezayir AntlaÅŸmasından bugüne yaÅŸanan süreci iyi okuyamadıkları gerçeÄŸi önümüzde duruyor. Türkiye ile İsrail arasında Fırat’ın batısından Akdeniz’in doÄŸu sahiline kadar devam edecek mücadelede Åžam yönetimi çok aktörlü bir oyun kurmak istiyor. Suud Prensi Selman’ın da artma potansiyeli taşıyan politik karizması Åžam – Ankara – Tel Aviv iliÅŸkilerini yeniden farklı ÅŸekilde dizayn edebilir. Öte yandan Selman’ın karşısında son yıllarda Barzanilerle de yakın iliÅŸki kurmaya çalışan BirleÅŸik Arap Emirlikleri bölgede ABD ve İsrail’in kontörlünde İran’la müzakereye kapalı ama çatışmaya istekli bir Sünnilik inÅŸa etmek istiyor. Tüm bu veriler Türkiye’de iktidarın Ankara’yı Kürt siyasi aktörlerinin de siyasi sığınağı yapmak istediÄŸini ortaya koyabilir. Fakat küresel ölçekte bir siyasi temsilin yolunun Ankara, Åžam veya BaÄŸdat’la kurulan iyi iliÅŸkilerden geçtiÄŸini söylemek yeni dünya düzeninde oldukça anlamsız duruyor. Çünkü bölgesel aktör olmaya çalışan güçlerin planları hızla deÄŸiÅŸen ve dönüşen güç dengelerinin arasında iradeleri dışında da olsa farklılaÅŸmak zorunda. Suriye’nin ulus devleti ve diÄŸer bölge devletleri Kürt meselesini ve diÄŸer azınlıklarla alakalı sorunu çözmek için federatif ve post-ulusçu bir yapıya bürünmek zorunda.
M. Mücahid SAĞMAN
17.02.2026
https://www.perspektif.online/cezayir-antlasmasi-kurtler-ve-abd/

Henüz yorum yapılmamış.