Sosyal Medya

Şevket Hüner: Sakin Ol, Yarışta Değil, Hayattasın



Åžehrin karmaÅŸasında, ışıkların ritmiyle akıp giden hayatın ortasında bir duraklama anı… Bir trafik lambasının içinde kurulmuÅŸ bu kuÅŸ yuvası, modern hayatın hızıyla doÄŸanın dingin sabrı arasındaki o keskin çeliÅŸkiyi çok zarif bir ÅŸekilde özetlerken, hayatın hızla geçip gitmek için deÄŸil, fark edilmek için var olduÄŸunu hatırlatarak beklenmedik bir ders veriyor. Bu kuÅŸ yuvası, kaosun tam kalbindeki sükuneti temsil ediyor. Etrafından arabalar geçiyor, kornalara basılıyor, ışıklar deÄŸiÅŸiyor; ama o kendi sükunetinde kalmayı baÅŸarabiliyor.

Araç ve yaya trafiÄŸini, polisler yerine trafik ışıklarıyla düzenlenmeye baÅŸlandığından itibaren burada yer alan renklerin neyi ifade ettiÄŸini bilmekle yükümlüyüz. YeÅŸilde geç. Kırmızıda dur. Sarıda bekle. Geç ki trafik aksın. Dur ki diÄŸerleri de geçsin. İşte tam bu iki zıt eylemin arasında ise bir hazırlanma komutuna göre birazdan geçeceksin veya birazdan duracaksın “buna hazırlıklı mısın?” komutu…

Modern dünyanın ritmi, hiç sönmeyen bir yeşil ışık gibi sürekli daha hızlı gitmeye zorlar. Bitmek bilmeyen projeler, ilişkilerde hızlı tüketim ve zihinlerde o hiç dinmeyen gürültü... Sanki dursa hayatın gerisinde kalacak endişesiyle sürekli pedal basan, mesaisi sona erince durmak ister. Ama bu sefer de evine varma yarışına katılmak zorundadır. Sabah olunca da trafiğin içinde hep yeşil yansın da işe geç kalmayayım telaşı sürer. Yani bir taraftan hızdan yorulup yıpranan insan diğer yandan dinlenmek için de başka bir hıza mahkûm bırakılmıştır. Bu arada kendisi hızlanırken kimi yavaşlattığı, kendisi geçerken kimi durmak zorunda bıraktığıyla ilgilenmez.

Bu zulüm düzeninin hıza ihtiyacı varken bir taraftan da aşırı hızın zararlarından bahsedilerek hıza sınırlar konulur. Hatta buna uymayanlara caydırıcı cezalar uygulanır. Ama alıştırıldığı hızı hayatın bir mecburiyeti olarak görenler için hızın dengelenmesini kabullenmek zordur. Bir yandan dahada hızlandıran yeni teknolojilere sahip olmak için bir ömür harcayan, diğer yandan mecbur tutulan hız kısıtlamalarını, gücü nispetinde çiğnemekten gizli bir haz duyar.

İlişkilerde de çoğu zaman hız yüzünden yoruluruz. Düşünmeden söylenen sözler kırgınlıklar biriktirir. Zamanla birbirimizi görmezden gelir, paylaşımı erteleriz. Oysa biraz yavaşlamak, biraz susmak, bazen en doğru cevaptır. İnsan durduğunda karşısındakini gerçekten duymaya başlar. Çünkü her kalbin, aceleyle konuşulan bu dünyada ancak sükûnetle anlaşılmaya ihtiyacı vardır.

İşte bu kaosta ömrümüzü tüketirken birden miladi yılın içinde hicri yıla ait bir ay gelip çatar. Diyetisyenlerin reçeteleriyle acıkmayı ve susamayı unutmuş, psikologların tavsiyeleriyle sadece kendiyle ilgilenip yakın çevresine duyarsızlaşmış, bir yandan dinini bir yandan modernliğini sürdürmek zorunda bırakılmış insan yeni bir iklime davet edilir. İftar vakti geldiğinde şehir alışılmış keşmekeşinden çıkıp bir anda sabrın ve dinginliğin hâkimolduğu farklı bir ritme bürünür. O an, aslında ne kadar gereksiz bir telaşın içinde olduğumuzu, koşarken yanımızdakilerin yüzüne bile bakmayı unuttuğumuzu fark ederiz.

Oruç, sadece açlıkla sınanmak değil, aynı zamanda hızla tükettiğimiz zamanı yavaşlatma, kendimizi ve yakın çevremizde olup bitenleri yeniden fark etme imkanıdır. Yavaşlamak, karşımızdakini daha iyi duymak, anlamak ve değer vermek için yeni bir fırsattır. Durmak ise, aceleyle söylenmiş sözlerden, kırıcı davranışlardan uzaklaşmanın en güzel yoludur.

Ramazan geldiğinde insan idrak eder ki aslında eksilen şey yemek değil, acele etmektir. Gün boyu beklemek, hayatta pek çok şeyin sabrederek güzelleştiğini fark etmemizi sağlar. Zira bir şeye biraz mesafe koyulduğunda neye sahip, neye muhtaç olunduğu ve en önemlisi gerçekten neyin önemli olduğu daha iyi anlaşılır.

Bu ayda zaman, dijital saatlerin o katı ritminden sıyrılır; yerini gökyüzünün, güneÅŸin ve ayın kadim düzenine bırakır. Sakin ol der gökyüzü, Yarışta deÄŸil, hayattasın diye fısıldar dingin gece. Kazandığın paralar, bitirdiÄŸin projeler veya geçtiÄŸin rakipler deÄŸil; o an soluduÄŸun nefes ve paylaÅŸtığın bir kap sıcak çorba kadar sahicisindir. Hayat, biriktirilecek kupalardan ibaret bir maraton deÄŸil; her anı hakkıyla yaÅŸanması gereken bir emanettir. Ve insan, ancak yavaÅŸlayıp durduÄŸunda gerçekten nerede olduÄŸunu anlayabilendir….

Şevket Hüner /17 Ramazan 1447

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.