Sosyal Medya

Gökhan Özcan: Mücevheri çöpe atmak



Hayatımızda olan ve olup biten ve olup bitmeyen ‘ÅŸey’lerin hikmeti hakkında tefekkür ediyor muyuz? Görünen o ki gündelik meÅŸguliyetlerden başımızı alıp pek böyle ÅŸeylere vakit bulamıyoruz. Dünya kelimesi malum, aÅŸağı manasına gelen ‘deni’ kökünden gelir. Dünya bin bir türlü icadı ve meÅŸguliyetiyle insanı aÅŸağı çeker; kiÅŸi ancak dünyaya tamah etmediÄŸi, oyununa gelmediÄŸi, yüz vermediÄŸi müddetçe başını yukarılara kaldırabilir, fikriyle yüceliklere yönelebilir.

Meşguliyetlerimiz, bu dünyada kim olarak yaşadığımızı, nasıl bir hayat sürdüğümüzü, ne uğruna nefes alıp verdiğimizi aşikâr eder. Bu devrin insanı işidir, kariyeridir, ticaretidir, emelleridir, ihtiraslarıdır, zevk-u sefasıdır daha ziyade. Dünyada başlayıp dünyada biten bir kısır fikriyatla, bir sınırlı görüş kabiliyetiyle, körelmiş bir hissiyatla yaşar. Maddi bir dünyada geçer ömrü, öylesine meşguldür ki dünya işleriyle, mânâları aramaya, hayatı ilmik ilmik ören hikmetleri keşfetmeye ne vakti ne takati kalır. Dünyanın konup göçülen bir gölgelik olduğu, burada peşinde koşulan her şeyin dünyanın kendisi gibi fani olduğu hakikati aklından çıkıp gitmiştir adeta.

Hazreti Mevlânâ (ks) ‘Fihi Ma Fih’inde hakikat çarşısında tekerrür eden hikmetli bir devri daime iÅŸaret buyuruyor: “İnsanoÄŸlu attar dükkânındaki o kutu ve çekmecelere benzer. Kendi çapına göre dünya ile iÅŸlerini yürütsün diye o kutu ve çekmecelere Allah'ın sıfatlarından birer avuç, birer parça bırakılmıştır, dolayısıyla kendisine biraz iÅŸitme, biraz söz, bir parça akıl, bir parça cömertlik, biraz da ilim verilmiÅŸtir. Allah’ın seyyar satıcıları gibi olan insanlar vardır, gece gündüz kutuları doldurup dolaşırlar. Sen iÅŸ göreceÄŸim diye onları boÅŸaltır ve saçıp savurursun.”

‘Åžey’lerin hakikatine dair bir tefekkürümüz olmadığı için yaÅŸadıklarımızın hikmetine dair bir muhakemeye de sahip olamıyoruz. Bu eksikliÄŸimiz zihinsel ve duygusal derinliÄŸimizin kaybolması neticesini doÄŸuruyor. Yüzeyde yaÅŸamaya, sığ düşünmeye, noksan olmaya, yani yavan, yani yalan bir insanlığa mahkûm ediyor bu hâl bizi. Vahyi ilahînin insana yüklediÄŸi mânâ ve misyon hiç bu deÄŸil halbuki! İnsan hakikati aramak, bulmak ve o hakikate teslim olmak için var edildi. Bu istikamette yaÅŸamıyor ise yanlış tarafa doÄŸru gidiyor demektir. Fikri sabitlerle yaÅŸamaktan hakikate körleÅŸmiÅŸ, bu dramatik görme bozukluÄŸuyla sonsuzu nazarından yitirmiÅŸ demektir.

Kalbi körelmiş olana bin göz verilse nafile!

“Allah’a kulluk dışında nefesini tüketme ve nefeslerini küçümseme, onların ve onların yanı sıra da Allah’ın kuluna bahÅŸettiÄŸi bütün ÅŸeylerin kıymetini bil! Alıp verilen nefesler, mücevherlerdir. Sen hiç mücevherleri çöpe atan birini gördün mü?” buyuruyor Ataullah İskenderî hazretleri (ks), ‘Gelin Tacı’ kitabında.

Ne biriktiriyorsak, adı üstünde harcamak için biriktiriyoruz bugün. Şuradan geliyor, buraya gidiyor bütün tasarrufumuz. Bizde kalacak, kendimize, insanlığımıza katacağımız, zihnimize, kalbimize ekleyeceğimiz şeylereyse dönüp bakmıyoruz bile! Ne bahtsız bir ticaret, ne büyük bir gaflet bu!

Her gün fikredip yerimizi bilelim, idrak edip önümüzü görebilelim diye hayatımıza bahşedilmiş nice hikmeti görmeden, bilmeden gelip geçiyoruz. Bu paha biçilmez hazinelerin ne büyük nimet olduğunun farkında değiliz; çünkü kazancı hep başka yerlerde arıyoruz. İnsanın öte aleme göçerken yanına alabileceği şeylere dönüp bakmazken, dünyada bırakıp gideceği şeyler için kendini bu kadar yormasının izahı var mı?

“Her ÅŸeyi cebine doldurdun a gafil” diye söylendi meczup, “bak kalbin boÅŸ kaldı!”

Gökhan ÖZCAN

 

https://www.yenisafak.com/yazarlar/gokhan-ozcan/mucevheri-cope-atmak-4799944

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.