M. Bayram Ayaz: Kalp Acıkır ve Ramazan İle Doyar
Adem “yeme yasağı”nı ihlal etmesi sebebiyle dünyaya tenzil edildi. Yasak meyve ihtiyaç duyulan bir nesneden çok arzular üzerinde gerçekleÅŸti ve İbrahim’in evladı ile imtihan edilmesi türünden zor bir sınav deÄŸildi. Yeme fiili üzerine kurulu bir hikmetti. İnsan yeme dürtüsüyle yaratılmıştı fakat sınır koyması isteniyordu. Kendini bilmek kadar insanın kendini tutması da bir ödevdir. Bir vakte kadar karın doyurma ihtiyacı takdir edilmiÅŸtir. Melekler bu ihtiyaçtan azade olduÄŸu halde hayvanların biricik güdüsü besin arayışıdır. Ruhu meleklerle karılmış, bedeni hayvanlarla ortak özellik taşıyan insan, bu zıtlıklar içinde nasıl yol bulabilir?
Bebeğin ilk fiili süt emmesidir. Beslenmenin ötesinde bir haz bağımlılığı gibidir. Öyle ki binbir lezzet kendisini beklediği halde ilk damak tadını bırakmak istemez. Böylece yeme hazzı bir tutku olarak alışkanlığa dönüşür. Damağa yerleşmiş haz reseptörleri süreçte benliği ele geçirir. Yeme eylemi giderek kontrol edilemeyen psikolojik tatmin aracına dönüşür. İnsanın ruhsal melekeleri örtülmeye, beşerî özellikleri güçlenmeye başlar. Bedenle ruhun kaçınılmaz bir şekilde iç içe oluşu, oruçla bir kez daha anlaşılır.
Ramazan ayında kontrolün kaybedildiÄŸi bir zamanda sindirim çarkı aralanır. On bir ay aç kalan ruh gıdalanmaya baÅŸlar. Beden yorulunca ruh dinginleÅŸtiÄŸi gibi beden gıda yüklenmediÄŸinde ruh hafifler. Öyle ki aç geçirileceÄŸi bilindiÄŸi halde Ramazan, günler öncesinden heyecanla beklenir. Damak hazzı ile yaÅŸamaya aÅŸeren insan neden bu hazza ket vurulan ayı sever? Adını koyamadığı bir sürur benliÄŸine dokunur. Bir vuslat hissi ile sarılır Ramazan’a. Bazen hava sıcaklığı bazen günün uzunluÄŸu oruca eklenecektir. Recep ve ÅŸaban onun özlemiyle geçer. Açlık günlerinde kalbin doyumu için gün sayılır. Ramazan gelir fakat bir bakarsınız günler geçivermiÅŸ ve elveda nidaları yükselir. Bir sadık dosttan firak zamanı yaklaşınca hüzün çöker.
On bir ay öğün atlamadan geçiren kiÅŸi Ramazan’a neden özlem duyar? Ramazan gönülleri telif etmeye gelir çünkü. KiÅŸi aç beklerken gönle yönelmiÅŸ ilhamların yolu açılır. Gönüller Ramazan’ın latif ikliminde gergefe çekilmiÅŸ bir kumaÅŸ gibidir. NakkaÅŸ kalbe nazar eder. Her kumaÅŸ kendi deÄŸerince iÅŸlenir. Benlik, bedenin sindirim prangalarından kurtulur. Kalp, sarraf tezgahında iÅŸlenir. İlham ve hikmetlerle dolar. Bedenin oruçla ödediÄŸi bedel, gönül doygunluÄŸuna kapı aralar.
Ramazan aynı zamanda bir dünya nimetidir. KiÅŸisel geliÅŸim ve NLP gibi irfan yönü olmayan akımların ötesinde, insanı bütüncül bir disipline sokar. Kitlelerin can çekiÅŸtiÄŸi ruhsuz bir dünyada, kalpleri teskin eder. Kendini dünyaya salınmış bir nesne gibi algılayan ruhlar için bir nimettir. Açlıkla, susuzluklar ruhu terbiye eder. Hikmet odur ki aÄŸza vurulan mühürle birlikte kula düşen dili ve gözü de tutmaktır. Ramazan’ı zirvede yaÅŸayanlar; dil, göz ve kalp orucu tutanlardır. Bunlar için neÅŸe ve sevinç ayıdır. Her dem onun ılıman ikliminin esintisini hissederler.
Oruç tutmanın hikmeti kendini tutmaktır. Sabır ve metanetle bekleyenlerin şahsiyetleri inşa olur. Kalbini arzulara karşı tutanlara tevekkül ve kanaat kapıları açılır. Bin bir dert ile inleyen kalplerin yaralarına dokunan bir şefkat elidir.
Tüketme çarkını durduran kişiye kendine dair farkındalık yolu açılır. Kalabalığa uyum ile başlayan alışkanlıklar ve takıntılar bir setle karşılaşır. Ramazan, etrafında dönüp durduğumuz metanın (eşya), hakikatine karşı hakiki bir bakış kazandırır. On bir aydan öte bir ömür sırrı çözülemeyen mübah, meşru ve helal olanın insanın ilerlemesine nasıl ket vurduğu anlaşılır. Elbette hayatın idamesi için lüzumlu olan yeme içme zaruri bir ihtiyaçtır. Ruhbanca yemeden içmekten kesilmek söz konusu olamaz. Vurgu yapılan şey hayata yönelmiş iştahın esaretine dikkat çekmektir.
Ramazan’da yeme içmenin terki bir ceza mıdır? İfrata yönelen Hindular gibi mazoÅŸist bir arınma deÄŸildir. İnsana özgü sınırlar içinde bir bedeldir ve aşırılık yoktur. Nefsinin üzerine gidenler için eÅŸsiz bir riyazet yoludur. Her kiÅŸi için nefs terbiyesi gereklidir. Çünkü nefs kötülüğü emretmektedir. Zira tok karınla eÅŸyanın hakikatine gidilebilir mi? Ramazan adını koymadan nefslerine zulmedenlerin imdadına yetiÅŸir. İnsan zaaf içinde olduÄŸu için mücadele etmede irade zayıflığına sahiptir. Oruç ruhu açlıkla besleyerek bedenin sahip olmadığı irade gücüne ulaÅŸtırır.
Orucun ruhsal güç kazandırması bulunmaz bir nimettir. Yeme içme zaruretinin gerçekliÄŸine karşı, orucu arkasındaki manayı düşünerek yerine getirmek bahtiyarlıktır. Ancak bundan gafil olarak sadece aç bekleyenlerde az deÄŸildir. Kur’an-ı Kerim’de “muhakkak ki nefsini tezkiye edenler kurtuluÅŸa ererler” buyrulmuÅŸtur. Nefsin kurtuluÅŸ anahtarlarından biri de Ramazan’dadır. Ramazan aç kalma ayı deÄŸil, arkasındaki hakikati görerek kalbin incelme saÄŸlayacağı bir deÄŸerdir. Ramazan, anlamsız çöküş sürecini durdurup, beÅŸer sıfatından insana rücu ettirir. Hazzın kalbi körelten bataklığından kurtulma çırpınışlarını, insanın iradesinden alıp Rahman’ın irade ve tecellisinde karara baÄŸlanma zamanıdır. Bu nimet, öyle bir imkândır ki, insanın kendi başına çok zor elde edebileceÄŸi belki de hiçbir zaman elde edemeyeceÄŸi bir kendini bulma fırsatıdır.
Ramazan’ın hikmeti ve manası vardır. BeÅŸer olmanın mekanik algısından azat olan oruçlunun nefesinden ilahi nefhalar belirir. Tenden cana hulul eder insan. Zaman, mekân ve eÅŸyanın suretinden, sirete bir yolculuktur.
M. Bayram AYAZ

Henüz yorum yapılmamış.