Abdulaziz Tantik: İnsanı İnsan Kılan ve Anlam Arayışını Temellendiren Şey: Düşünce
Bilgi dediğimiz şey, sadece dışarıdan toplanan veri değildir. Bilgi, hafıza ile anlam kazanır. Ön hafıza, İnsanın doğuştan getirdiği altyapıdır. Arka hafıza: Yaşantı, tecrübe, öğrenme ve tekrar yoluyla inşa edilen kısımdır. İnsan yeni bir şey öğrendiğinde aslında sıfırdan üretmez, var olan ön hafıza şablonlarıyla eşleştirir. Bu yüzden öğrenme çoğu zaman: Hatırlama, çağrışım, tanıma, yerleştirme süreci şeklinde işler. Bilgi, insana kodlanmıştır.
Bu, İslam düşüncesinde, Fıtrat, Elest bezmi, Esma öğretimi gibi kavramlarla doğrudan ilişkilidir.
Kuran’da: “Allah Âdem’e bütün isimleri öğretti.” (Bakara 31) de bu ifade edilir. Bu ayet çok derin bir epistemoloji kurar. Buradaki “isimler” sadece kelime öğretimi deÄŸil; eÅŸyanın hakikatine dair temel kavrayış kodlarıdır. Yani İnsan, boÅŸ bir levha deÄŸildir. İnsan, anlam üretecek donanımla yaratılmıştır.
İnsan tecrübesi, üç zaman boyutunda gerçekleÅŸir: geçmiÅŸ, ÅŸimdi ve gelecek. Biz, hayatı bu üçlü zemin üzerinde yaÅŸar ve anlamlandırırız. Ancak irade, sadece bu üç zamanla sınırlı kalmayan, onların dışına taÅŸabilen bir yetidir. İrade sayesinde insan, geçmiÅŸin birikimini, ÅŸimdinin farkındalığını ve geleceÄŸin imkânlarını aynı anda düşünerek yeni anlamlar üretebilir. Bu da bize, an’ın dar sınırlarını aÅŸma ve daha geniÅŸ bir perspektiften deÄŸerlendirme yapabilme imkânı kazandırır.
Bu yeti, birçok temel düşünme biçimiyle ortaya çıkar:
1 – Tahayyül (Hayal Gücü)
İnsan, tahayyül sayesinde henüz var olmayanı tasarlayabilir, geleceğe dair senaryoları kurabilir. Bu, sadece hayal kurmak değil; geleceği inşa edebilmenin zihinsel altyapısıdır. Tahayyül, mümkün olanı önceden görmeyi ve yön tayin etmeyi sağlar.
2 – Tedebbür (Stratejik Akıl)
Tedebbür, olası tehlikelere karşı önceden tedbir alma, hedeflenen bir şeyin nasıl ve hangi yollarla gerçekleştirileceğini planlama yetisidir. Teknik ve stratejik boyutları düşünerek en doğru yöntemi belirleme çabasıdır.
3 – Tefekkür (Anlam ve Ahlak İnÅŸası)
Tefekkür ise insanın, mevcut olgusal durumun ötesine geçerek hayatı anlamlandırma çabasıdır. “Allah’ın razı olacağı deÄŸerleri ve ahlaki ilkeleri bu hayatta nasıl gerçekleÅŸtirebilirim?” sorusuna cevap arama çabasıdır. Bu boyut, olaylar arasındaki anlam baÄŸlarını kurmayı, deÄŸer, ahlak ve hikmet ekseninde derin düşünmeyi ifade eder.
4 – Taakkul (Akletme/Varlık, Olgu ve Olaylar Arasındaki Bağı Kurma)
Taakkul akıl kökünden geldiği için bağlantı kurma yetisidir olaylar ve olgular arasında doğru bağlantıları kurarak doğru ve hikmetli sonuçlara ulaşma çabasıdır.
5 – Tezekkür (Hatırlama)
Zikir, anma anlamına gelmektedir. Bu İslam zihninde yaratıcının hatırlanması, vahyinin hatırlanması ve evrendeki ibret verici olayların tefekkür süreci ile birlikte tezekkürün de birlikte saÄŸlanmasıdır. Aslında Kur’an-ı Kerim’in bir adı da zikirdir. Buradan hareketle ilahi kitabın zikir oluÅŸu evrenin de okunuÅŸu ile birlikte düşününce anlamını bulur tatmin olur.
Allah’ı “Bilmek” ile “Tanımak” Arasındaki Fark
Bizim Allah’ı bilmek gibi bir imkânımız yoktur; çünkü bilmek, kuÅŸatmayı ve nesneleÅŸtirmeyi gerektirir. Oysa bize verilen ÅŸey, anlamaya ve tanımaya yönelik bilgidir. Saf ve mutlak bilgi yalnızca vahye aittir. Kuran, bize saf bilgiyi sunar; insan ise bu saf bilgiyi, aklı, idraki ve kalbiyle anlamaya çalışır.
Arapçada ilim, saf bilgiye karşılık gelir. Bu bilgide tecrübe yoktur; çünkü tecrübe, irfanî ve yaşantısal bilgi alanına girer. Peygamber Efendimiz (s.a.v), bu saf ilmi hayata tatbik ederek, onu yaşanabilir bir bilgiye dönüştürmüştür. Böylece ilim, insan için amel edilebilir bir rehbere dönüşmüştür.
Bu dönüşümü mümkün kılan temel unsur ise Nübüvvettir: ahlâk, sorumluluk, edep ve hikmet bilinci. Peygamber örnekliği sayesinde, bizler haramı, helali, istisnaları, hikmetleri ve bunlar arasındaki irtibatı öğrenir; ilmi, hayata yön veren bir bilince dönüştürürüz.
İnsan ile ‘düşünme’ arasında kopmaz bir baÄŸ vardır. Hatta daha ileri giderek ÅŸunu söyleyebiliriz: Düşünme, insanın varlık ÅŸartıdır. Düşünmeyi elinden aldığınızda, insan önce beÅŸer düzeyine iner; oradan da hayvanın altına düşer. Çünkü hayvan, fıtratı gereÄŸi yaÅŸar; fakat insan, düşünme yetisini terk ettiÄŸinde, kendi fıtratına da ihanet etmiÅŸ olur. Düşünmek, insan için tali bir faaliyet deÄŸil; varoluÅŸun merkezidir. Bu sebeple düşünceden vazgeçmek, sadece aklı deÄŸil, insanlığın kendisini askıya almak demektir.
Fakat burada hayati bir nokta daha vardır: İnsan, düşündüğüyle yetinmemeli ve ulaştığı noktada durmamalıdır. Çünkü bir yerde durmak, gelişimi sonlandırır; gelişimin durması ise, çürümeyi ve yozlaşmayı beraberinde getirir. Nasıl ki durgun su kısa sürede bozulur ve kokar, aynı şekilde durağanlaşan zihin de zamanla çürür. İnsan da düşünmeyi bıraktığında aslında insanlıktan uzaklaşır.
Kâinatın tamamı sürekli bir hareket, geniÅŸleme ve dönüşüm hâlindedir. Böyle bir varlık düzeninde, insanın kendisine sınır koyması, tabiata ve varlığın yasasına aykırıdır. Bu sebeple insanın ikinci temel tanımı ÅŸudur: İnsan, daima bir fazlaya talip olan varlıktır. Yetinmeyen, arayan, aÅŸmak isteyen, daha derine ve daha yükseÄŸe yürüyen… Çünkü durmak, geriye düşmektir. Ve geriye düşmek, zamanla insanı insanlıktan uzaklaÅŸtırır.
Düşünce baÄŸlamında, çoÄŸu zaman gerçek anlamda bir düşünme gerçekleÅŸmediÄŸini gözlemliyorum ve düşünüyorum. Çünkü herhangi bir fikri “düşünce” haline getiren ÅŸey, onun arkasındaki ilkeler ve yöntemsel sistemidir. İlkesiz ve yöntemsiz bir düşünme mümkün deÄŸildir. İnsanlar bunun farkında olsun ya da olmasın, sokaktan çevirdiÄŸiniz herhangi biri bile bir cümle kurarken, mutlaka sahip olduÄŸu bazı ön kabuller, deÄŸerler ve zihinsel ÅŸemalar üzerinden konuÅŸur. Bu anlamda hiçbir cümle masum/saf deÄŸildir; her söz, belli bir dünya görüşü tarafından harekete geçirilir.
Bu noktada, düşünceye ulaşabilmek için önce propagandanın ne olduğunu anlamamız gerekir. Propaganda, en alt düzeyde birini övmek, birini yermek, birine hakaret etmek ya da birini yüceltmek gibi basit yönlendirmelerden ibarettir. Bir kademe yukarı çıktığında retorik öne çıkar. Propagandanın bir üst şemasıdır. Biraz daha süslü sözlerle aynı konuyu ikna yöntemi üzerinden aktarmaya çalışmaktır. Üçüncü aşaması ise söylemdir. Söylem ise, propagandaya konu olan şeyi daha derli toplu ve birazda açıklayıcı bir zeminde ifade etmeye yönelik bir çabadır. Bu durum daha çok gazeteci ve akademisyenler aracılığı ile inşa olur. Dördüncü zemin ise düşünce zemini ki bunun sağlanabilmesi için ilkeler, yöntem ve bu yönteme dair reel ve ideal gerçekliklerle birlikte bir bütünlüğü sağlamaya matuf bir bakış ve yaklaşım geliştirme arayışının sonucunda oluşan tefekkürdür.
Düşüncede en temel ayrımlardan biri, sabit ile değişken olanın ayrımıdır. Bu ayrım yapılmadan sağlıklı bir düşünce inşa edilemez. Sabit olan, bizim saf bilgi dediğimiz alandır:
Vahiy, Kur’an ve Peygamber’in açık ve kesin biçimde ortaya koyduÄŸu, yoruma kapalı, tartışma dışı kalan temel ilkelerdir. Bu alan, düşüncenin çekirdeÄŸini oluÅŸturur. KimliÄŸi, yönü ve istikameti belirler. Burada deÄŸiÅŸim deÄŸil, istikrar ve süreklilik vardır. DeÄŸiÅŸken olan ise, bu sabit çekirdeÄŸin hayatın içinde aldığı formlar, yani suretleridir. Zamanla, mekânla, kültürle, bilimle, toplumsal ÅŸartlarla deÄŸiÅŸen alan burasıdır. Dinamizm de burada ortaya çıkar. İslam düşüncesinin üretkenliÄŸi de tam olarak bu noktada baÅŸlar.
Bir düşünce, hitap ettiği insanın ve zamanın sorunlarına temas edemediği anda, fiilen tükenmiş olur. Çünkü düşünce, durağan bir ezber değil; hayatla sürekli temas halinde olan canlı bir faaliyettir. Hayat değişir, şartlar dönüşür, sorular farklılaşır. Eğer düşünce bu değişime akıl, hikmet ve usul çerçevesinde cevap üretemiyorsa, kendi içine kapanır ve etkisizleşir.
Klasik İslam düşüncesinin bugün geniÅŸ kitlelere hitap edememesinin en temel sebebi, İslam’ın kendisi deÄŸil; düşünme faaliyetinin durdurulmasıdır. Yani mesele, mirasın yetersizliÄŸi deÄŸil; o miras üzerinden yeni düşünce üretilmemesidir.
Özetle: Bir düşünce, muhatap olduğu çağa hitap edemediği an, aslında tükenmiş olur. Çünkü düşünce dediğimiz şey, sabit bir metin yığını değil, canlı bir anlam üretme sürecidir. Bu süreç durduğunda, düşünce donar; donan düşünce ise hayata yön veremez.
Abdülaziz TANTİK

Henüz yorum yapılmamış.