Sosyal Medya

Yazarlar

Gurbette Ramazan

Gurbet…Sözlükte bir yerden uzak düşmek demek. Fakat insanın asıl gurbeti bir şehirden değil, bir huzurdan uzak düşmesidir. İslam düşüncesinde gurbet, yalnızca coğrafi değil, ontolojik bir ayrılıktır. İnsan, ait olduğu yerden kopmuş bir varlıktır.

Kur’an’da insanın yeryüzüne indirilişi bir başlangıç olduğu kadar bir ayrılıktır da. Hz. Âdem’in cennetten yeryüzüne inişi, insanın kalbine yerleşen ilk hasretin hikâyesidir. Bu yüzden dünya, insanın ruhuna dar gelen bir elbise gibidir; giyilir ama tam oturmaz, yaşanır ama tamamlanmaz. Çünkü insan burada misafirdir.

Mevlânâ, Mesnevî’nin ilk beyitlerinde ney’in kamışlıktan koparılışını anlatırken aslında insanın koparılışını fısıldar. İşte o ney’in sesi, ayrılığın sesidir. İnsan da geldiği yere dönme iştiyakıyla yaşar.

Bizim kültürümüzde gurbet hep yanık bir ezgidir. Fuzûlî’nin mısralarında dile gelmeyen âh, yalnızca bir sevgiliye değil; kaybedilmiş bir yakınlığa yöneliktir. Mustafa Kutlu’nun hikâyelerinde ise kalabalıklar içinde büyüyen modern yalnızlık, gurbetin yeni yüzüdür.

Ve şimdi…

Amerika’dayım. Chicago’da.
Ramazan ayındayım...

Ama burada ezan sesi gökyüzüne bizim bildiğimiz gibi yükselmiyor. Gökdelenlerin arasında, Michigan Gölü’nün sert rüzgârı yüzüme çarparken oruç tutuyorum. Ay aynı ay belki. Ama sessizlik farklı...

Ramazan aidiyeti hatırlatır.
Boş sandalyeleri görünür kılar.
Bir çorbanın buharında annenin duasını hissettirir.

Burada sahur suskun. Ne davul var ne sokaktan yükselen “hayırlı sahurlar”… Sokak lambalarının altında yalnızca rüzgâr dolaşıyor. Oysa zihnimde bir mahalle uyanıyor. Fırının önünde pide kuyruğu var; suskun bekleyişlerin arasından mis gibi yükselen taze ekmek kokusu, mahallenin kalbini ısıtıyor...Teravih çıkışında çocuklar koşuyor.

İftar vakti geldiğinde telefonumda memleket saatine bakıyorum. İstanbul’da ezan okunuyor. Burada daha birkaç saat var. Bir yanım burada hurmaya uzanıyor, öteki yanım İstanbul’da ezanı dinliyor.

Gurbet bazı ayrıntıları büyütüyor işte..
Çocukluğumda annemin yemek telaşını…
Babamın iftarı beklerken saate sık sık bakışını…
Belki de en çok sıradan sandığım şeyleri özlüyorum.

Buradaki camilerde farklı diller var. Türkler, Araplar, Pakistanlılar, Afrikalılar… Farklı aksanlarla okunan dualar, aynı “âmin”de birleşiyor. O an anlıyorum: Ramazan’ın sınırı yok. Coğrafyası yok. Aynı ay doğuyor, aynı güneş batıyor. İster İstanbul’da ister Chicago’da olalım, aynı kıbleye yöneliyoruz. Demek ki gurbet mesafeyi büyütse de yönümüzü değiştiremiyor.

Ve şimdi, bu satırların sonunda, içimden bir dua geçiyor:

Allah’ım…
Bizi toprağımızdan uzak düşsek de kalbimizden uzak düşürme...
Bizi şehirler arasında savrulsak da kıblemizden ayırma...
Hasreti bize yük değil, sabır kıl...
Yalnızlığı sıkıntı değil, tefekkür eyle...

Bize öyle bir Ramazan nasip et ki,
Dünyanın neresinde olursak olalım
Kalbimiz aynı secdede buluşsun...

Ve eğer bir gün memlekete dönersek,
Bu gurbetin bize öğrettiği kıymeti unutmayalım.

Çünkü insan bazen ülkesinden uzakta anlar vatanın ne olduğunu...
Bazen ezanı duymadığı yerde fark eder sesin değerini...
Ve bazen gurbette öğrenir, asıl vatanın kalpte başladığını...

Mehmet BEYHAN

2 Yorum

  1. Şerife Yılmaz

    Şubat 24, 2026 Salı 00:41

    Kaleminize, ruhunuza sağlık. Çol içten ve güzel bir yazı kaleme almışsınız.

  2. Nuray

    Şubat 22, 2026 Pazar 00:06

    Çok güzel dile getirdiniz syn hocam hayırlı Ramazanlar diliyorum ????

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM