M. Ali Akbulut: İran'ı Anlama Metodu (4)
Algılar, Yargılar
Gündemimiz İran. İran’a dair bilen konuÅŸuyor, bilmeyen de görüş belirtiyor. AÄŸzı olan konuÅŸuyor. Bunu, konuÅŸulmaması gerektiÄŸi anlamında bir yargılama olarak düşündüğüm sanılmasın. KonuÅŸulması, sorgulanması; doÄŸruya ve hakka götürüyorsa bizim için ne kadar anlamlı ve deÄŸerli olur. Bize bir ÅŸeyler katıyorsa, bizi güçlendiriyorsa ne kadar verimli olur.
İran gündemli haberler, yorumlar, değerlendirmeler, analizleri gözden geçirdiğimizde, yapılan konuşmalara kulak kabarttığımızda; bunların malumatfuruşluktan öte, algı üzerine kurulu olduğunu görmek mümkün. Bazıları tekrar eden, daha önce yalanlanmış bilgiler; bazıları doğru gibi görünen yanlışlar; bazıları hamaset üzerine kurulup tamamen düşmanlaştıran; bazıları din ve mezhep temalı yönlendirmeler.
Tartışılan konuların, konuşulan meselelerin ya da verilen bilgilerin gündemle ilgisi olmadığı gibi, bağlantılandırılarak yönlendirme yapıldığı, muhatabın ve toplumun hassasiyetlerinin bir yöne kanalize edildiği veya bu yönlendirmelerin bazı oyunların perdelenmesinde kullanıldığı görülmektedir.
Åžimdi, İran’a dair kalem oynatan yazarlar, ellerinde sopalarla ekranda harita üzerinde yorum yapan uzmanlar… Mevcut gündemle baÄŸlantısı olmaksızın İran odaklı her yorumda, bazılarının doÄŸrudan bazılarının dolaylı olarak emperyalist Siyonist yönlendirmenin etkisiyle konuÅŸtuÄŸunu görebiliriz.
Fazla gerilere gitmeden, son iki hafta içinde yaşanan örneklerden konuyu anlamak daha verimli olur.
BaÅŸta Türkiye olmak üzere Katar ve Umman gibi bölge ülkelerinin yoÄŸun diplomasi çabaları, bölgede Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan gibi ülkelerin müzakere masasına oturulması yönündeki kararlı tutumları dikkate deÄŸerdir. Hele Sayın CumhurbaÅŸkanı ErdoÄŸan’ın PezeÅŸkiyan ve Trump’a görüşme teklifinde bulunma çaÄŸrısı yeni bir hareketlilik oluÅŸturmuÅŸ, görüşme yerinin de Türkiye olmasını önermiÅŸti. Gerilimi düşürme noktasında güzel bir karşılık gördü. Müzakerelerin Türkiye’de deÄŸil Umman’da yapılması kararı alındı. Bu arada hem müzakerelerin yeri hem de formatı konusunda İran ve ABD arasında farklı teklifler ve görüşler hâkimdi. Neticede Umman’da yapılması ve daha önce uygulanan format üzerinde devam edilmesi kararı alındı. Buraya kadar genel bir malumat olarak görülmeli.
Her şeyden önce, İran Dışişleri Bakanı Arakçi başta olmak üzere Dışişleri Sözcüsü ve bazı yetkililer, Türkiye ve Türkiyeli yetkililere yürüttükleri diplomasi dolayısıyla teşekkür etti.
İran’ın müzakere tekliflerine olumlu yanıt vermesinin ardından müzakerenin yeri olarak İstanbul olacağı yönünde geniÅŸ bir deÄŸerlendirme yapıldı. Olabilir. Fakat İran, müzakerelerin daha önce yapıldığını, kesintiye uÄŸramasının ABD’den kaynaklandığını, yeni baÅŸlamasının zaman kaybı olacağını belirterek kesintiye uÄŸrayan müzakerelerin kaldığı yerden devam etmesi gerektiÄŸini bildirdi ve yer olarak Umman olması yönünde bir irade ortaya koydu.
Medyadaki kalemşörlerin, ekranlardaki yorumcu oyuncuların büyük güçlerin algı operasyonlarına dâhil olarak toplumda ciddi bir psikolojik savaşı körüklediklerini gördük. Alınan kararın tamamen siyasi ve güvenlik konulu olmasına raÄŸmen, İran’a yönelik psikolojik savaşın aparatları durumuna geliverdiler. Kararı; etnik ve millî duyguları, dinî ve mezhebî hassasiyetleri tahrik eder nitelikteki yorum ve deÄŸerlendirmelere genişçe yer verdiler. İran’ın müzakereye evet demesine raÄŸmen Trump ve Netanyahu’nun savaÅŸ isteklerinin dile getirilmemesi, hatta bölgeye yapılan askerî yığınakların göz ardı edilmesi çok anlamlı.
Bir konuyu anlamak için hamaset ve taassuptan uzak, bilgi ve anlama üzerine deÄŸil de tamamen düşmanlaÅŸtırıcı, emperyalist ve Siyonist algı merkezli deÄŸerlendirmeler, yorumlar yapıldı. Konu kendi baÄŸlamından koparılarak İran’ı hedef tahtasına koyma yoluna gidildi; ABD ve Siyonist rejimin yürüttüğü askerî yığınaklar ve hareketlerin üstü örtülmüş oldu. Hatta olası İran’a askerî müdahalenin psikolojik meÅŸruiyetinin alt yapısı hazırlandı. ABD ve Siyonist rejimin psikolojik faaliyetlerine çanak tutan uzmanlar, İranlı yetkililerin isimlerinden yola çıkarak analiz yapabiliyorlar. Etnik kimliklerinden hareketle ülkeyi bölebiliyorlar. Mezhep farklılıklarından dolayı ülkeyi karıştırma yoluna gidebiliyorlar. Hiç tutarlı olmayan bilgileri birbiriyle baÄŸlantılandırarak topluma gerçekle ilgisi olmayan bir İran algısı sunabiliyorlar. Ve sunulan İran algısı ile toplum, var olan İran’ı çok rahat millî ve mezhebî hassasiyetlerle yargılayabiliyor.
Türkiye DışiÅŸleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın, İran’ın görüşmelerle ilgili yer kararının kendi içinde haklı ve makul olduÄŸunu belirten açıklamaları bile havada kaldı. Konuyu “İran analistlerini ters köşe yaptı” ÅŸeklinde görenler dahi, bir hafta süren “İran’ın müzakere yeri Umman olmalı” yönündeki deÄŸerlendirmelerimiz doÄŸru deÄŸilmiÅŸ deme erdemliliÄŸini göstermediler.
Toplumsal algı; akılla ya da bilgiyle değil, güçle oluşturuluyor. İnsanları algı ile yöneten bir güç var. Bu gücün merkezinde emperyalist ve Siyonist anlayışın olduğu da bir gerçek. Konunun doğruluğu önemli değildir. Olaya bakışta ahlak ve etik yaklaşım dikkate alınmaz. Yönlendirilmesi gereken toplumun hassasiyetleri daha fazla önem arz eder. Bu konuda sosyal medya devreye giriyor. Fenomenler uygulamaya geçer. Ekran yüzleri, kendilerine verilen malumatlar ışığında malumatfuruşluk yapmaya başlar. Doğruluğu önemli değil; doğru gibi görünmesi yeterlidir. Hatta tutarlı olmayan malumatlar da aktarılarak kitleler yönlendirilir, yönetilir. Akletme, düşünme, ibret alma, öğüt alma gibi melekeler, algıyı oluşturanların verdikleri malumatlarla yok edilir. Zihinler iğdiş edilmiş olur. Yönetmek daha kolay bir zeminde ilerler.
Çok ilgi çekici: Bu yöndeki deÄŸerlendirmelerin yanlışlığına dair hatırlatmalar yapıldığında, “Sana ne oluyor, İran’ın avukatı mısın, İran’ın sözcüsü müsün, İrancı mısın…” gibi ön yargının getirdiÄŸi yargılamalarla muhatap olunmakta.
ABD baskısı, Siyonist rejim tehditleri arttıkça yapılan değerlendirmelerde mezhep ve etnik kimlikli analizlerin tamamına yakını iyi niyetle yapılmadığı gibi, Siyonist emperyalist propagandaya hizmet niteliğindedir.
Konuyu bağlama kapsamında: Düşünmek, akletmek gibi var olan nimeti emperyalist ve Siyonist propagandaya teslim etmeden, yaşananlardan ibret almak, yapılanları görüp öğüt almak İslamî bilincin gerekliliğidir. Olayları duygusal zeminde, millî ya da mezhebî hassasiyetler üzerinden yürütülen algılarla değil; bilgilerin doğruluğunu öğrenme ve anlayarak bir kanaate ulaşmak erdemliliktir.
Zihnimizin algılarla iğdiş edilmesine müsaade etmeden doğru bilgiye ulaşmak ve ulaşılan bilgi ile bir tavır takınmak ahlakî sorumluluktur. Tabii ki ulaştığımız kanaatin veya ortaya koyduğumuz tavrın doğruluğu ya da yanlışlığı ayrı bir konudur. En azından bağımsız bir kanaat ve tavır içindesindir. Ahlakî sorumluluk budur. Algılarla yargılamak ise iradenin teslim olması demektir.
M. Ali AKBULUT
İran'ı Anlama Metodu (3)
https://www.dusuncemektebi.com/d/199031/m-ali-akbulut-irani-anlama-metodu-(3)

Henüz yorum yapılmamış.