Veysel Tepeli: Güdüleme Sürüleştirme
İnsanlık tarihi, en kaba özetiyle iki sınıftan ibarettir: Çobanlar ve sürüler.
Bu kadim hiyerarşide üçüncü bir sınıfa pek yer açılmadı.
Tarihin her döneminde, toplum mühendisliÄŸi yapan o %3-5’lik kesim, geri kalan büyük kalabalıkları yönetmekte pek mahirdi.
Ancak bugün, o eski çobanların bile hayal edemeyeceği yeni bir kırılma noktasındayız.
Son kırk yılda dünyayı saran internet ve sosyal medya aÄŸları, iletiÅŸimi kolaylaÅŸtırmaktan öte bir iÅŸlev gördü: Dünyanın %99’unu tek bir merkeze, ulaşılabilecek ve manipüle edilebilecek bir "hedef" haline getirdi.
Artık sürüler meralarda değil; ekran başında, algı saldırılarıyla güdülüyor.
Teknoloji, çobanın elindeki değneği görünmez kıldı ama vuruş gücünü binlerce kat artırdı.
Bizi yönetenler, kitleleri parçalara ayırmanın en eski ve en etkili yolunu kullanıyor: Kutuplaştırma.
Sağcı, Solcu, İslamcı, Kemalist, Milliyetçi ya da Liberal...
Her birimize özenle paketlenmiş idealler, sloganlar ve hamaset dolu semboller servis ediliyor.
Bizler, kendi mahallemizin bayrağını en yüksekte tutmaya çalışırken; yukarıda ipleri tutan kuklacılar bizi bize bırakmıyor.
Semboller üzerinden çatıştırılırken, aslında hep beraber "yukarıdakilerin" çizdiği o dar patikada yürüyoruz.
Bu çarkın en hüzünlü dişlisi ise sığınma ihtiyacıdır.
Sürüler çatıştıkça zayıf olan, otoritenin gölgesine sığınır. Otorite ise kendine sığınan bu küçük parçaları birer kaldıraç olarak kullanır; böylece büyük kitleleri kontrol altında tutacak gücü yine halkın kendisinden devşirir.
Korku, bağlılığı; bağlılık ise sorgusuz itaati doğurur.
Tarih boyunca bu devasa çarkı durduran yegâne güç, peygamberlerin çağrısı olmuştur.
Onlar, önlerine katılan kitleleri birer "sürü" değil, özgür iradeli ve bilinçli "topluluklar" (ümmet/millet) yapmak için geldiler. İnsana, kendi iradesinin ve aklının emanetçisi olduğunu hatırlattılar.
Bugün aramızda yeni bir peygamber yok; ancak onların bıraktığı "hakikat izi" hala duruyor.
Sürü olmaktan kurtulup bilinçli bir fert olmanın yolu, bize sunulan hazır şablonları reddetmekten ve iplerin nereye bağlandığını görecek bir ferasetle bakmaktan geçiyor.
Mesele, çobanın kim olduğu değil; bizim birer sürü olup olmadığımızdır.
Veysel TEPELİ

Henüz yorum yapılmamış.