Sosyal Medya

Cemal Balıbey: Elini Minnetle Öpseydim



Yaşlı teyzenin omuzlarında Filistin simgeli bir atkı vardı. Siyah dış kıyafetinin üzerinde siyah-beyaz damalı Filistin kefiyesi ilk bakışta göze çarpıyordu. Beli bükülüyor, bastonuna yaslanıp kısa kısa duraklıyor; her adımda biraz daha zorlandığı belli oluyordu. O bükülmüş bedende, yılların yüküne rağmen dimdik ayakta duran bir irade saklı gibiydi.

2026 yılının ilk sabahıydı. Gazze mitingine katılmak için Yenikapı'dan Süleymaniye istikametine doğru yürüyordum. Gökyüzü kurşuni bir sessizliğe bürünmüştü. Şehir henüz uykusundan tam uyanmamıştı. Bu erken saatte yola düşen kalabalığın ortak bir derdi olduğu belliydi. Henüz vakit erkendi ama yollar hareketlenmişti. Belki de herkes bir an önce miting alanına ulaşma arzusundaydı. Hava kıştı, insanın iliğine kadar işleyen keskin bir soğuk taşıyordu.

Önümde, aynı istikamete yürüyen iki kadın dikkatimi çekti. Önündeki yüksek duvarlar boyunca uzanan dar kaldırımlarda yan yana ilerliyorlardı. Türbanlıydılar, ağır ama kararlı adımlarla ilerliyorlardı. Daha genç olan önde yürürken, yaşlı olan ise onu takip etmeye çalışıyordu. Yaşlı olanın omuzlarında yeşil desenli Filistin simgeli bir atkı vardı. Siyah dış kıyafetinin üzerindeki siyah-beyaz damalı Filistin kefiyesi ilk bakışta göze çarpıyordu. Hafifçe bükülüyor, bastonuna yaslanıp kısa kısa duraklıyor; her adımda biraz daha zorlandığı belli oluyordu. O bükülmüş bedende, yılların yüküne rağmen dimdik ayakta duran bir irade saklı gibiydi.

Yanlarından geçerken dayanamadım, hafifçe eğilip sordum: "Teyze, kaç yaşındasınız?"

Başını kaldırdı. Yüzünde ne yorgunluk izleri ne de şikâyet vardı. Vakur bir tebessümle durdu, titreyen sesiyle: "Seksen beş yaşındayım, evladım." dedi.

Bu cevabı duyduğum an içimde bir şey yerinden koptu. Soğuğu, uykusuzluğu unuttum. "İyi ki onunla aynı yoldayım." diye geçirdim içimden. Aynı istikamete bakıyor, aynı dertle yanıyor, aynı çağrıya cevap veriyorduk. İçimde derin bir hürmet hissettim, kelimelere sığmayan bir minnet duygusu... Yaşlı teyze ağzı dualar ederek dar yola devam etti.

Miting alanına yaklaştığımızda kalabalığın manzarası yüreğime bambaşka bir yerden dokundu. Gençler, yaşlılar, çocuklar... Adeta tek bir vücut gibi yürüyen bu büyük kalabalığın dilleri ve duaları farklı olsa da yüreklerinin birliği her hallerinden belli oluyordu. Ana kucağındaki bebekler bile oradaydı. Aynı davanın, aynı acının ve aynı direncin etrafında kenetlenmişlerdi. Soğuğa, yorgunluğa ve imkânsızlıklara rağmen bir araya gelmiş bu insanlar, bu toprakların ruhunun hâlâ diri olduğunu haykırıyordu. Kudüs özgür olana dek mücadelenin süreceğini dünyaya ilan ediyorlardı. O anki mücadele, Gazze'den gelen müjdeli bir haber gibiydi.

Kalabalığın içinde; sabrın, adanmışlığın ve insanlığın adını yeniden yazan Gazze'nin bir gün mutlaka özgürlüğüne kavuşacağına dair sarsılmaz bir inanç dolaşıyordu.

Eşimle birlikte, sahte bir umut değil, içten tam bir inançla, yolda karşılaştığım o bükülmüş beli, seksen beş yaşındaki o kadını düşünerek ilerliyordum. "Hayal o, bugün gibi hayalle yoğrulmuş ellerini hürmetle, minnetle öpseydim," derdim kendi kendime. Biraz durup konuşsaydım; adını, memleketini, nerede yaşadığını, torunlarını sorsaydım... Neden yapmadım, neden çekip gittim, diye hayıflandım, içim içimi yedi.

Belki o an, ellerini öpseydim, bir evlat sevgisini, sabrını ve inancını tazeleyebilirdi. Belki de onun yüreğinde hâlâ kor gibi duran o vatan aşkı, bakışlarında parlayacak, heyecanına yeni bir ruh katarak küçük bir şifa olacaktı. Unuttuğumuz hakikatleri hatırlatan, yolumuzu yeniden çizen oydu.

Allah, dava aşkını yüreklerinde bir emanet gibi taşıyan büyüklerimizi eksik etmesin. Onların yolundan yürümeyi bizlere nasip etsin.

Cemal BALIBEY

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.