Sosyal Medya

Veysel Tepeli: Cilalı İmaj Devri



Dünya artık o eski dünya değil; toprak kokusunun yerini metalik bir soğukluk, göz göze gelmenin yerini ise cam ekranlara hapsolmuş bakışlar aldı.

Milyonluk sürüler akıyor caddelerden, Herkes kalabalık, herkes kimsesiz.

Eskiden bir "can" vardı, süzülen perdelerden, Şimdi ruhlar vitrinlerde, dilsiz ve sessiz.

Bir zamanlar hikmetti insanın tartısı. Duruşu mühürdü, sözü ise senet.

Şimdi bir ekranın soğuk karartısı, Kıymet dediğin; sahte bir ziyafet.

Sürü devasa, özne ise küçücük; ancak bir koyun kadar iradesi, ancak bir istatistik kadar hükmü var.

SosyalleÅŸmek mi? O artık sadece parmak uçlarıyla ekranı kaydırmaktan ibaret bir illüzyon.

Eskiden insan; yetenekleriyle, donanımıyla, o sarsılmaz duruşu ve karakteriyle kıymet görürdü. Bir ağırlığı vardı insanın; sözü senet, gölgesi siperdi.

Sonra devir değişti, karakterin yerini eşyalar aldı; insan artık "sahip olduklarıyla" anılır oldu.

Ama hırs bu ya, durmadı. Bugün sahip oldukların bile yetmez hale geldi; artık sahip olduÄŸunun ne kadar görünür olduÄŸu, kaç göze çarptığı her ÅŸeyden daha önemli.

Bu yüzden herkes, durmaksızın görünmeye çalışıyor.

Sahte ışıklar, dijital filtreler ve parlak pikseller altında o kadar silikleşti ki ruhlar; insan günün her anında, hayatının her karesinde "Varım!" ispatına girişiyor.

İçten içe, sessiz ama yırtıcı bir feryat yükseliyor her paylaşımdan: “Buradayım…!”

Görülmek için hopluyor, zıplıyor, asaletini bir kenara itip her türlü kılığa giriyor.

Bir "like", küçücük bir "mavi tik" koca bir ömrün tesellisi, sahte bir mutluluk kaynağı oluveriyor.

O kadar silik, o kadar zavallı bir çaba ki bu; tüm hayatını bir başkasının onayına, tanımadığı birinin başparmağının hareketine endeksliyor.

"Senin kaç takipçin var?" Ä°ÅŸte bugünün tek sermayesi, tek geçer akçesi bu soru.

Bilgi, erdem, dürüstlük ya da zanaat artık para etmiyor.

Algoritmaların insafına kalmış, istatistiklerin gürültüsünde boÄŸulmuÅŸ bir dünyada tek dert: "Kaç görünüm aldım?"

Ruhun derinliği, ekranın iki boyutlu yüzeyine hapsolmuş durumda.

İnsan, kendi yarattığı bu dijital hapishanede, gardiyanına beğeni gönderen bir mahkûma dönüştü.

Işıklar söndüğünde ve o telefon kapandığında geriye kalan tek şey ise; hiç kimse tarafından gerçekten görülmemiş olmanın verdiği o ağır, karanlık boşluk kalıyor.

Dijital taş devri yaşıyoruz.

Veysel TEPELİ

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.