Şevket Hüner: Yalancı Şahitlik
Kelimeyi Åžehadet ile baÅŸlanan İslam’a yöneliÅŸ, yapılan tüm Salih amelleri birer ÅŸahitlik kılar. Bu ÅŸahitlik hem imanı saÄŸlamlaÅŸtırırken aynı zamanda onun referansı ile diÄŸer insanlar için bir davete dönüşür. EÅŸ-Åžehid olan Allah’ın ÅŸahitliÄŸinde yapıldığı bilinci günden güne kiÅŸinin kavlini, fiilini ve takririni bir kılar. Yani onu, sözü ile özü bir olan bölünmemiÅŸ bir ÅŸahsiyete dönüştürür. Åžahitlik bu bilinçten uzaklaşıp sadece görüntüye indirgenirse, niyetini gizleyen yalancı ÅŸahitliÄŸe dönüşür ki butoplumsal güvenin temelini sarsan bir eylemdir. Yalancı ÅŸahitlik sadece hukuki bir suç deÄŸil, aynı zamanda insanın yaratıcısı, kendi vicdanı ve toplumun önünde itibarını kaybetmesine yol açar.
Münafıklar sana geldiklerinde “Åžahitlik ederiz ki şüphesiz sen Allah’ın Elçisisin!” derler. Allah senin elbette kendi elçisi olduÄŸunu bilmektedir. Allah münafıkların yalancı olduklarına elbette ÅŸahittir. (Münafikun /1)
Münafıkların Resulullah’a (sav) “Senin Allah’ın elçisi olduÄŸuna ÅŸahitlik ederiz” demeleri üzerine Allah, Muhammed’in (sav) elçisi olduÄŸuna ve münafıkların yalancı olduklarına ÅŸahitlik eder. Çünkü münafıklar, ÅŸahitliÄŸi, hakikati perdeleyen bir gölgeye dönüştürüp doÄŸru ile yanlış arasındaki sınırı bulanıklaÅŸtıranlardır.Günümüzdeki yalancı ÅŸahitliÄŸe dair çok boyutlu bir ders sunan bu ayet insanı, sadece doÄŸru söylemeye deÄŸil, samimiyetle, hak duygusuyla ve Allah’ın her sözü bildiÄŸi bilinciyle ÅŸahitliÄŸe çağırır. Yalancı ÅŸahitlik, adaletin yerini bulmasını engeller, masumları maÄŸdur eder ve kötülüğün güçlenmesine yol açar. Dolayısıyla gerçek ile uyumlu olmayan söz, ister dini bir iddia olsun ister dünyevi bir ÅŸahitlik, Allah katında deÄŸer taşımadığı gibi insan iliÅŸkilerinde de güveni yok eden bir zulümdür.
Münafık, her ÅŸeyden önce kendi özüne karşı yalan söyleyen kiÅŸidir. Kuran’ın ifadesiyle, "Dilleriyle kalplerinde olmayanı söylerler." Bu durum, hakikate karşı giriÅŸilmiÅŸ bir suikasttır. Onların yalancı ÅŸahitliÄŸi, toplumu bir arada tutan güveni içerden çürütür. Hakikatin yanındaymış gibi görünüp aslında onun altını oyan bu tavır, açık bir inkardan çok daha tehlikelidir; çünkü yalan, burada kutsal bir maske takmıştır.Kuran’ın münafıklara yönelik sert uyarıları, aslında yalancı ÅŸahitliÄŸe karşı çıkmaya dair bir çaÄŸrıdır. Bu, sadece mahkemede söylenen bir yalan deÄŸil, bir ömrün bütününe yayılmış sinsi bir giriÅŸimdir.
Bilginin bu kadar hızlı kirlendiği bir dönemde, bu ayet bizleri "şahitlik" sorumluluğunu taşırken sadece dış görünüşe değil, mutlak hakikate ve vicdani dürüstlüğe de davet eder. Mahkemelerde veya sosyal ilişkilerde bir kişinin, aslında tam vakıf olmadığı veya inanmadığı bir durumu sırf bir çıkar uğruna, korkuları veya bir gruba yaranma arzusu için "doğruymuş gibi" anlatması manevi bir çöküşe sebep olur. Sahte belgelerle, yanıltıcı beyanlarla veya sosyal medyadaki algı operasyonlarıyla yapılan şahitlikler, adaletin tecelli etmesini engelleyerek kul hakkına girilmesine neden olur.
Yalancı ÅŸahitliÄŸin en çarpıcı hali, ikili bir hayatın sürdürülebilir olduÄŸuna dair duyulan beyhude inançtır. Kendi çıkarları söz konusu olduÄŸunda en ateÅŸli hak taraftarlığı yapanlar, rüzgâr tersine döndüğünde ya da yalnız kaldıklarında gerçek yüzleri ortaya çıkar. Bu, sadece karakter zafiyeti deÄŸil, bir kiÅŸilik parçalanmasıdır. DoÄŸru olanın ÅŸahitliÄŸini menfaatine kurban eden kiÅŸi, zamanla hakikati göremez olur. Kendi yalanına o kadar çok ÅŸahitlik eder ki, hakikatle arasındaki baÄŸ kopar ve Kuran’ın tabiriyle "kendi nefislerine zulmedenler" haline dönüşürler.
Şahitlik, sadece sözle değil, tüm varlığıyla hakikatin yanında saf tutmak, kendi çıkarı için hakkı araçsallaştırmayarak sadakatle adaleti ayakta tutmaktır. Çünkü hakikat, sadece rahat zamanlarda savunulacak bir fikir değil; bedel gerektiren bir duruştur. Yalancı şahitlik bazen açık bir iftira şeklinde, bazen de sessizlikle ortaya çıkar. O çoğu zaman susarak yalan söyler. Hakkın çiğnendiği yerde konuşmaz, zulmün normalleştiği yerde itiraz etmez. Bu suskunluk, gerçeğin aleyhine verilen bir ifadedir.
Seküler ve kapitalist bir hayatın sürdüğü topraklarda İslam’ın emirlerine uymak isteyen kiÅŸi düalist bir yaÅŸam sürmeye mecbur bırakılır. Evde baÅŸka, iÅŸte baÅŸka, sosyal hayatta baÅŸka, sosyal medyada bambaÅŸka bir tavır takınan insanın ÅŸahitliÄŸi bulunduÄŸu ortama göre deÄŸiÅŸkendir. İnandığı gibi yaÅŸayamadığından yaÅŸadığı gibi inanmaya mecbur kalır. Bu tavır da onu yaÅŸadığı bu yalan düzenin ÅŸahidi kılar. Artık vicdanını susturmuÅŸ ve günahtan kurtulmak için kandil gecelerini bekler olmuÅŸtur. Böyle bir zihni altyapının, hakkın ve hakikattin ÅŸahitliÄŸi için gerekirse canını vermekten çekinmeyen Filistinli Mücahitleri anlaması ise imkansızdır…
Şevket Hüner / 5 Şaban 1447

Henüz yorum yapılmamış.