Mustafa AkmeÅŸe: maduro madara olunca!
ey dost,
biz uzun zamandır dünyanın acılarını ezberliyoruz ama kendi evimizin çatısı akıyor.
filistin’i biliyoruz, suriye’yi, yemen’i, doÄŸu türkistan’ı…
mazlumun adını say desen, hiç durmadan sayarız.
fakat aynı dikkati, aynı dili, aynı ciddiyeti
kendi ülkemizin yaralarına gelince kaybediyoruz.
türkiye’deki islamcı zihin, yıllardır harici zulümlerle meÅŸgul görünmeyi
bir tür ahlakî üstünlük sanıyor.
oysa bu meşguliyet çoğu zaman üretmeyen bir hassasiyete,
çözüm doğurmayan bir öfkeye dönüşüyor.
aÄŸlamak var, inÅŸa yok.
haykırmak var, düzen kurmak yok.
mesela
adeta müslümanlar insan eÄŸitim iÅŸinden istifa etti, evet etti…
çünkü eğitim, insanla uğraşmak ister; zaman ister, sabır ister, zor iştir.
kolay olanı seçtik:
çorba dağıtmayı, kurban eti dağıtmayı hayır olarak kendimize yeter ibadet gördük.
ah ki ah!
daha da acısı şu:
bu dış meseleler üzerinden kendi iktidarını ve toplumunu yıpratmayı
bir vazife sanan bir dil üretiliyor.
“niçin daha sert konuÅŸmadın?”
“niçin meydan okumadın?”
“niçin abd’ye, israil’e, batı’ya bağırmadın?”
“niçin mazluma yardım etmedin?”
niçin meydanları boş bıraktın falan işte, bilir durursunuz.
söz çok…
ama güç muhasebesi yok.
oysa gerçek şu:
kendi ülkesinde güçlü olmayan, dünyaya merhem olamaz.
ekonomisi zayıf, hukuku tartışmalı, eğitimi çökmüş, düşüncesi sığ,
iç barışını kuramamış bir toplum;
ne gazze’ye nefes olur
ne ÅŸam’a gölge olur.
islamcı olmak, her zulme bağırmak değildir.
islamcı olmak, bir ülkeyi adil, güçlü ve dirençli kılmaktır.
kendi evini toparlamayanın komşuya öğüt vermesi gürültüdür.
bugün ihtiyacımız olan şey;
muhalefet diliyle yıpratmak değil,
sorumluluk diliyle inÅŸa etmektir.
kendimizi her dış mesele üzerinden ahlâksızlıkla suçlamak değil,
toplumu daha güçlü kılacak aklı, ahlâkı ve fikri üretmektir.
bu dönüşümün nasıl olduğunu en sahici yerinden,
peygamber’in yürüyüşünden okuyalım
çünkü o, ne samuraydı ne romantik bir kahraman.
o, çağını okuyan bir nebi idi.
mekke’deyken elinde ne kılıç vardı ne ordu.
ama insanı tanıyordu.
gücün nereden doğduğunu biliyordu:
kalpten, ahlâktan, sabırdan ve zamanı kollamaktan.
on üç yıl boyunca zulüm gördü.
ammar işkence altındayken, bilal taşların altında inlerken;
“ÅŸimdi ayaÄŸa kalkın” demedi.
“ÅŸimdi bağırın” demedi.
“ÅŸimdi isyan edin” demedi.
ne dedi?
“sabredin.”
ama bu sabır, edilgen bir bekleyiş değildi;
bu sabır, insan yetiştiren bir sabırdı.
her darbe, bir ÅŸahsiyet inÅŸa ediyordu.
her acı, bir bilinç doğuruyordu.
sonra ne oldu?
medine…
medine bir şehir değildi yalnızca;
medine bir medeniyet hamlesiydi.
peygamber orada önce kardeşlik kurdu,
sonra sözleşme yaptı,
sonra hukuk inÅŸa etti,
sonra iktisadî düzen oluşturdu.
yani önce toplumu güçlü kıldı,
sonra zulme karşı durdu.
kur’an bu deÄŸiÅŸimi tek bir ayetle mühürler:
“şüphesiz allah, bir kavim kendilerinde olanı deÄŸiÅŸtirmedikçe onların durumunu deÄŸiÅŸtirmez.”
(ra’d, 11)
bu ayet devrimci bir slogandan çok daha fazlasıdır.
bu ayet, tarih felsefesidir.
dışarıyı suçlayan bütün romantik dilleri susturur.
değişimin merkezine insanı koyar.
peygamber işte bunu yaptı:
önce insanı değiştirdi.
sonra toplum deÄŸiÅŸti.
sonra güç doğdu.
sonra söz, karşılık buldu.
bugün biz ne yapıyoruz?
güçsüz halimizle büyük sözler söylüyoruz.
iç düzenimizi kurmadan dış zulme meydan okuyoruz.
bu bir ahlak deÄŸil, aceleciliktir.
güç, yalnızca fiziksel kudret değildir.
güç; kurumdur, sürekliliktir, akıldır.
bir imkânın hakikat olması için şartların olgunlaşması gerekir.
peygamber, gücü aceleyle “görünür” kılmaya zorlamadı.
imkânı büyüttü.
şartları tamamladı.
zamanı geldiğinde adım attı.
bugün islamcı zihin, hudeybiye sabrını unuttu.
bedir’i istiyor ama medine’yi kurmuyor.
fetih hayal ediyor ama inşa yükünü taşımak istemiyor.
oysa mazluma yardım, önce kendin güçlü olmayı gerektirir.
bağırmak değil, ayakta kalmak gerekir.
romantizm deÄŸil, medeniyet gerekir.
ve biz hâlâ şu soruyla yüzleşmek zorundayız:
onurlu bir yenilgi mi istiyoruz,
yoksa kalıcı bir adalet mi?
peygamber ikinciyi seçti.
tarih de onu haklı çıkardı.
ökkeş tebessüm etti sonra
“son samuray” filminin final kısmında
kılıcın ustaları olan kahraman samuraylar
baruta sahip düşmanın ateş gücü karşısında onurlu öldüler
ama toprakları işgal edildi, kadınları esir, çocukları öldürüldü...
ha! unutmadan bir de
maduro kim? niye madara oldu bilmem ama mustafam:
aziz kitapta hz süleyman'ın savaş açma tehdidine karşı
sebe melikesi belkıs'ın kendi akil adamlarına söylediği sözlerini bi zahmet okuyuverin.
dedi ve sustu
ben okudum. çok muhterem ve aklı başında bir yönetici kadınmış. valla!
(neml 34)
paylaşmaya değer gördüğünüz yazılarımın dilediği kısmı dahil dostlarınıza ikrama açıktır.
bir gönle daha temas etmek iyidir. valla!

Henüz yorum yapılmamış.