Sosyal Medya

Veysel Tepeli: 'Hain ve Fitneci Olmak'



İnsanı diğer tüm varlıklardan ayıran en temel mucize nedir?

Rahman Suresi’nin hemen başında bu sorunun cevabı muazzam bir netlikle verilir: “Rahman, insanı yarattı ve ona beyanı öğretti.”

Beyan; sadece konuşmak değildir. Beyan; duyguyu, düşünceyi ve varoluşu anlaşılır kılma, hakikati ifade edebilme yeteneğidir.

Yeryüzünde bu yetenekle donatılan tek varlık insandır. Ancak Allah, insana sadece bu ifade yeteneğini vermekle kalmamış; ona neyi ifade edeceği konusunda da uçsuz bucaksız bir özgürlük tanımıştır.

Öyle ki, Kehf Suresi’ndeki o sarsıcı hitap, özgürlüğün sınırlarını en uç noktaya taşır: “Dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin!”

Yaratıcı, kendi varlığı konusunda bile kulu "tercihinde" özgür bırakırken; biz bugün ne yapıyoruz?

Maalesef bugün İslami camia, Allah’ın insana tanıdığı o muazzam "beyan" alanını giderek daraltıyor. Herkesin aynı kalıba girmesini, aynı cümleleri kurmasını, aynı çizgiye basmasını bekliyoruz.

Vaz edilenin dışına çıkan her ses, farklı bir fikir beyan eden her zihin, anında "fitneci" ya da "hain" etiketiyle saf dışı bırakılıyor.

Bizler; düşünen, sorgulayan, itiraz eden özgür ruhlar değil; mutlak itaat eden "robotvari" kitleler arzuluyoruz.

Oysa Kur’an’ın bizi uyardığı çok ince bir lisan nezaketi vardır: Râinâ ve Unzurnâ.

Bakara Suresi 104. ayette müminlere, Peygamberimizle (s.a.v) konuşurken "Râinâ" (Bizi güt) dememeleri, bunun yerine "Unzurnâ" (Bizi gözet/bize bak) demeleri emredilir. Bu sadece bir kelime değişikliği değildir; bu bir zihniyet inşasıdır!

"Râinâ" kelimesi, bir çobanın, sürüsünü gütmesiyle aynı kökten gelir.

Allah, Peygamber karşısında bile olsa, Müslüman’ın kendisini "güdülecek bir sürü" konumuna düşürmesini istemiyor. "Unzurnâ" diyerek; yönetilen, organize edilen ama bir "ÅŸahsiyet" olarak gözetilen bireyler olmamızı istiyor.

Bugün OrtadoÄŸu’nun ve İslami camiaların en büyük yarası tam da burasıdır: SürüleÅŸme ve lideri kutsallaÅŸtırma.

Üstündekine körü körüne, sorgusuz sualsiz itaat eden her birey; doğal olarak altındakinden de aynı kör itaati bekler. Bu hiyerarşik boyun eğiş, sonunda bir hikmet değil, bir "kitle uykusu" üretir. İtirazın olmadığı yerde akıl durur; aklın durduğu yerde ise sadece çatışma ve kutuplaşma yeşerir.

Bize düşen; edep dairesinden çıkmadan akletmek, analiz etmek ve yanlış gördüğümüz yerde elif gibi dimdik durup itiraz etmektir. Müslüman, sürünün bir parçası değil, iradesinin sahibidir.

Unutmayalım ki; beyan yeteneği insana, susup baş sallaması için değil, hakkı batıldan ayırıp kendi sözünü söyleyebilmesi için verilmiştir. Sürüleşerek değil, birey kalarak ve farklılıklara saygı duyarak ancak "insan" kalabiliriz.

Veysel Tepeli

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.