Abdulaziz Tantik: KurtuluÅŸa Giden Yol
-Bir çözüm arayışı yöntemi-
Son Venezuela müdahalesi ile yeni bir tartışma başladı. Uluslararası sistem çökmüştür. Artık Gücün hegemonik yapısı öne çıkmakta ve bu durum üçüncü bir dünya savaşında insanlığın yıkımı ile bitebilir. Bu tespiti yabana atmamak gerekir.
Çözüme dair ise, yeni bir uluslararası sistemin kurulması gerektiği ifade edilmektedir. Bu yeni sistemin ise ne üzerine bina edileceği, hangi kültürel doku üzerine kurulacağı ve reel gerçekliği ile ideal gerçekliği aynı zeminde buluşturma konusunda hangi yöntemi takip edeceği konusu muallâkta kalmaktadır. Entelektüel zeminde bu tartışmalar gündeme gelmekte ama bir düşünce ekseni etrafında mesele müzakere edilememektedir.
Türkiye entelektüel camiasında ise bu konu zaten yeterince gündem olamamaktadır. Eski İslamcı müktesebata sahip entelektüel zevat bu konuda seslerini çıkarma girişimine başladılar. Ama hangi yöntem sorusu askıda asılı durmaktadır.
O zaman meselenin bam telini bir daha ortaya koyalım: Bir yöntem arayışında reel olan mı, ideal olan mı eksene alınmalıdır? Türkiye’de reel durumu dikkate alan ve ideolojik ayrışmaların bir tarafa bırakılarak birlikte hareket etme iradesi seslendirildi. Bu seslendirme ise sadece ideolojik kalıpların deÄŸiÅŸime açık hale gelmesini ve mutabakatın ise raflardaki yerini korumasına engel teÅŸkil etmeyen bir yöne savrulduÄŸunu gözlemledik. Ayrıca, ideoloji kalıbı içinde yapılan eleÅŸtirilerin aslında ideolojik tutumun bizatihi bel kemiÄŸi görevini gören ve ‘ana rahmi’ sıfatını hak eden batılı düşünceye yönelik bir eleÅŸtiriye ise dönüşemedi. Bilakis, yöntem olarak, bu batılı kavramların saÄŸladığı hipnoz üzerinden bir ÅŸeyler mırıldanmaya çalışıldı. Ama iÅŸlevsel olmadığını bugün rahatlıkla söyleme hakkımız bulunmaktadır.
Bir yöntem arayışını temellendiren ÅŸey, kuÅŸatıcı bir yaklaşımın varlığına olan ihtiyaçtır. Çünkü her kesim parçalanmışlıktan hareketle bu durumun oluÅŸtuÄŸunu dile getirmekten vazgeçememektedir. Ama ‘nerede toplanılacak’ sorusu hala havada askıda durmaktadır. KuÅŸatıcı bir bakış, hem kendi bulunduÄŸu mevkii ve hem de baÅŸka mevkilere hayat hakkı tanıması ile saÄŸlanabilir bir olguyu taşıması elzemdir. Bu kuÅŸatıcılık ise hem reel olanı kuÅŸatma ve hem de ideal olanı taşıma özelliÄŸini aynı zeminde kurması ile saÄŸlanabilir bir olgudur. Reel durum dikkate alınarak atılan her adım, adımı atanın aleyhine olduÄŸuna tanıklık ediyoruz… Doksanlı yıllarda ülkemizde baÅŸlayan ‘Medine Vesikası’ çerçevesinde oluÅŸan mevcuda adaptasyon süreci aleyhimize oldu. Ayrıca sivil toplum, insan hakları tartışmaları sadece müslüman zihni dönüştürme iÅŸlevine sahip olarak mevcut oldu. Bugün aynı ÅŸekilde benzer bir hataya düşmemek adına öne çıkarılan bir yöntemin hangi ideal ve reel çerçeveye sahip olduÄŸunu açıkça bilmek ve uygulama imkânları ile tarihsel bağı arasındaki iliÅŸkiyi de dikkate alan bir bakış üzerinden müzakere etmek elzemdir.
Dünya tarihine bakıldığı zaman, özellikle de son iki yüz yıla bakıldığında, soykırım, köleleÅŸtirme, dijital kölelik, tek yöne kanalize etme ve uyuÅŸturma ile hipnoza tabi kılma üzerinden halkların iktidar eliyle belirli bir yöne kanalize edildiÄŸini gözlemliyoruz. Zorla ve tahakküm araçlarını kullanarak insanları belirli bir noktaya kanalize etme arayışları ise hiç bitmiyor. Dolayısıyla bu yöntem, bu insanlık dışı düşünce ve bakışa indirgenerek ele alınacak ve oradan çıkarılacak bir yöntem üzerinden çözüm olarak önerilecekse, insanların ve onları temsilen entelektüel kiÅŸilerin buna ‘hayır’ deme hakkını sonuna kadar savunmak elzemdir. EÄŸer herkes, her kesim, kendi haklarına rıza göstersin ve böylece bir barış saÄŸlamak mümkün olsun deniyorsa, bunu saÄŸlayacak bir kültür ve inanç kümesi ÅŸarttır. Son iki yüzyılın yöntemi, bakışı, düşüncesi ile bunun saÄŸlanmayacağı açık deÄŸil mi? O zaman yeni bir arayış kaçınılmaz olmalıdır…
Bu arayış ise bizatihi ‘OrtadoÄŸu’/Mezopotamya veya Biladi’ÅŸ-Åžam da denilen coÄŸrafyadır. Bu kültür çatışma kadar barışı da ikame edebilecek potansiyeli hep taşımıştır. Öncesinde de sonrasında da… Bugün ise yaÅŸadığı parçalanmışlığı batılı hegemonik yapının stratejisi ile saÄŸlanmıştır. Bu temel gerçeÄŸi unutmadan düşünülmelidir. İslam, o topraklarda doÄŸmuÅŸ, o topraklarda bütünlüğü saÄŸlamış, sadece o topraklarda deÄŸil, daha sonra gittiÄŸi her toprakta benzer bir barışı ikame etmiÅŸ, nerede bulunursa bulunsun, kendisini dikte etmemiÅŸ, gönüllü katılımlar dışında siyasi, askeri ve kültürel hegemonya kurulmasına yönelik bir istek görülmemiÅŸtir. Zaten her tarafa sufi hareketler üzerinden gidilmesi de bunun tipik örnekliÄŸidir.
O zaman bu toprakların ruhu olan İslam, kadim geleneği de yanına alarak kendi topraklarında ve başka topraklarda da bütünlüğü sağlayabilecek olan bir yöntem, bakış, kültür ve düşünceye sahiptir. Dönemsel çıkar çatışmaları ve siyasal iktidar arzuları üzerinden düşülen parçalanmaya yönelik tepkiselliğin genel tarihsel duruş ile bir bağıntısını kurmak zordur. Her dönem ve her kültürel doku da çürümeler, ayrışmalar, bölünmeler mümkündür. Ama bunu toparlayacak ilkeler, düşünceler, inançlar ve kültürel hamuru bulmak her zaman mümkün değildir. İşte bu hamur bu toprakların ruhunun taşıdığı bir güzellik olarak insanların önünde durmaktadır. Önce buna yönelik isteği ve iradeyi bu toprakların insanları ve onları temsilen bu toprakların entelektüelleri özgüven ile dile getirmeye başlamalıdırlar.
Çözümün temel noktası, ‘ötekileÅŸtirmenin’ ortadan kaldırılması olmalıdır. Çünkü ötekileÅŸtirme bizatihi ayrılığın ve kötülüğün temelini kurmaktadır. Modern düşünce ise bu kötülüğün kurucu babasıdır. ÖtekileÅŸtirme, kadim kültürde hiç olmamıştır. Ama modern düşünce ile birlikte baskın bir karakter olarak öne çıkarılmıştır. Hatta modernleÅŸme uÄŸruna öldürülme, köleleÅŸtirilme ve yer altı ile yer üstü zenginliklerine el koyma normalleÅŸtirilmiÅŸtir. İslam ise ötekisi olmayan yegâne din, inanç ve kültürel donanımı ihtiva eder. Çünkü İslam, insanın ötekisini, nefsi/bencilliÄŸi ve ÅŸeytanın ayartmasını öne çıkartarak cevaplamaktadır. İnsan, insanın ötekisi olamaz! Düşünceler de öteki vasfı üzerinden deÄŸil, yol arama çabası içinde batıl ve hakikat üzerinden temellendirilir. Ama insana niye sen bu yolu tercih edersin, baskısı ve zorlayıcılığı asla kabul edilemezdir. İnsan muhteremdir, tercihi de kendisi açısından muhterem sayılır ve tercihinin sonuçlarına katlanması da adaletin temel direÄŸidir. Denge ve adalet, her ÅŸey ve olgu için geçerliliÄŸini korumaktadır. O yüzden İslam, inansın veya inanmasın bütün insanların adalet ve hak üzerinden birlikte yaÅŸamalarını mümkün kılacak bir yöntemi inÅŸa etmeye kaynak oluÅŸturabilir yegâne yapıdır. Küfür, ÅŸirk, cennet ve cehennem ise insanın kendi yolculuÄŸunu kendi iradesi ile yapabilmesine zemin oluÅŸturacak betimlemeler ve insan aklına ve iradesine tevdi edilmiÅŸ haklar manzumesidir. Hiç kimse inkâr ettiÄŸi için öldürülemez! Ama inkâr etmesi ile birlikte kendisi gibi olmayanlara yönelik zulüm yapmaya baÅŸladığı zaman iÅŸ deÄŸiÅŸir! O yüzden İslam’ın ruhunun doÄŸru kavranması elzemdir.
Çözüm, kadim bilgelik ve hikmetin son hali olarak İslam kültürünün temel öğeleri üzerinden hareketle inÅŸa edilebilir. Ahlaki bir arka plan ile bu durum desteklenmelidir. Her mümin inancı gereÄŸi bu iÅŸe açık destek sunabilir. Burada asıl olan ise İslam gibi temel bir düşünce ve kültürün ikili yapısını doÄŸru okumaktır. İslam, iliÅŸkiyi ikili bir yapı üzerinden kurar. Bu çözüme katkı sunması açısından elzem olandır. İlki, Müslümanların kendi aralarındaki iliÅŸkinin mahiyetidir ki bunu ÅŸeri ÅŸerif olarak tanımladığımız fıkıh üzerinden gerçekleÅŸtirir. İkincisi ise, müslüman olmayan diÄŸerleri ile ‘sözleÅŸme’ üzerinden adalet üzere bir baÄŸ kurulur. Her iki iliÅŸki biçiminin ruhunu ise adalet ve denge saÄŸlayacaktır.
Müslümanların ahlaken kendilerini sorumlu tutacak bu durumu içselleÅŸtirmeleri çözümün kolaylaÅŸtırıcı unsuru olacaktır. Ayrıca İslam, ayrımsız bütün insanları ya dinde kardeÅŸ ya da insan olmada kardeÅŸ kabul ederek, en genel insanlık dairesi içinde bir kardeÅŸliÄŸi inÅŸa edebilmektedir. İnsanlığın ise bugün en çok buna ihtiyacı vardır. İslam ayrıca daha temel bir insan tanımı yaparak onu mütevazılığa davet eder. Bu mütevazılık ise insanın tanrıcılık oynamasına asla müsamaha göstermeyeceÄŸi anlamını taşır. Modern ‘benmerkezci/ego centrik ‘mikro tanrıcılık’ yerine kul olduÄŸunun ÅŸuuru ile hareket eden ve kendi sınırlarını bilen mütevazı bir insan arasındaki ayrımı da çözümün temeli kılmadan çözümü mümkün kılmak zorlaÅŸacaktır.
O yüzden çözümün temelini kuran ilişki ağı, psikolojik vasatı ve dayanacağı dayanak/kaynak/güç tam olarak idrak edilmeden çöpe gitmesi engellenemez! Çözüm evet! Ama bu çözümün güvenliğini sağlayacak düşünce, inanç, kültür ve ahlaki kriterler ise vazgeçilmez olmalıdır.
Son sözüm entelektüel camiaya; bir entelektüel, ancak gerçek anlamda bir özgürlüğe sahip olduğunda özgüven sahibi olur. Özgüveni olmayan bir entelektüel kendisine dikte edilen yola çıkmayı marifet addeder. Hâlbuki entelektüel, bağımsız, hür, irade sahibi ve mukayese yapabilme kudretine sahip olmalı, şartları doğru okumalı, reel olan ile ideal olanın bütünlüğünü hangi düşünce ve yöntemin daha sahici ve sağlıklı gerçekleştireceğini dikkate alarak yol almalıdır.
Yanlış uygulamalara dayalı, yanlış konumlandırılmış eleÅŸtiriler üzerinden çözüm arayışı ise beyhude bir çaba olarak kayıtlara geçecektir. Bu böyle biline… Gerçek bir entelektüel, söylediÄŸi ve önerdiÄŸi her ÅŸey için kendi vicdanına açık bir hesap verebilirliÄŸi taşımak zorundadır.
Abdulaziz Tantik

Henüz yorum yapılmamış.