Sosyal Medya

Ahmakıslatan...

Sahi hepimizi sarıp sarmalayan, her durumda vazgeçilmezimiz olan, herkes tarafından kabul edilen ve hayatımızda görünür olan kaç tane ahlâki kıymete sahibiz?



Dünyada, siyaset erbabı tarafından dillendirilen gündemin peşine takılan bizim gibi başka bir topluluk daha var mıdır acaba? Neredeyse herkesin her şeye erişiminin olduğu bir zamanda, haberdar etmek bile değil neredeyse önceki gün veya saatte medya yayınları üzerinden işittikleri şeyleri aynı kelimelerle muhataplarına tekrar etmek nasıl bir psikolojinin göstergesidir?

Bu, mensubiyetin holiganlığa dönüştüğü stadyum müdavimliği kazanımıdır ancak. Kimi avarelerin biraz önce yan yana seyrettikleri pozisyonu veya golü birbirine anlatıp durmaları gibi bir şey yani. Siyaset erbabının kusuru değil bu, bizim kifayetsizliğimiz. Yaşadığımız hayata dair gerçek sıkıntı veya ihtiyaçlarımızı ötelemek ve dile getirmemek hususunda üzerinde ittifak edilmiş bir sessizlik anlaşması var gibi. Terör, dış politika ve darbe/işgal arasına sıkışmış bir ülke tasavvurunun zihinlerimizi teslim alması an meselesi. Hayır, an itibarıyla yaşananlara dair kaleme alınmış ukalaca bir yazı olmayacak bu. Elle gelen düğün bayram deyip işime bakmak istiyorum.

Ahmakıslatan yağmurları vardır. Bundan bir şey olmaz deyip üzerimize uygun elbise, elimize şemsiye almadan yola çıkarız ve tepeden topuğa ıslanırız. Islanmanın bizatihi kendisi kötü değildir elbet, eğer tercih etmişseniz.

Karşı çıktığımız, reddettiğimizi iddia ettiğimiz modernlikle aramızdaki alâkayı, ahmakıslatan yağmurlarıyla olan münasebetimize benzetiyorum. Her defasında bir şey olmaz deyip dışarı çıkıyoruz ve sırılsıklam ıslanıp eve dönüyoruz. Buradaki ahmaklığın, neticesinden hoşnut olunmadığı halde razı olunarak tekrar edilen her davranışın niteliği olduğunu kabullenmek gerekir. Hani bazı arabaların arkasında yazardı ya eskiden “rahmetli de sollardı” diye ve kimseye engel olmazdı bu vecize. “Modernliğe karşıyım” diyenin (lütfen kendimizi de buna dâhil edelim) birkaç dakikasına şahit olduğumda aklıma bu ifade geliyor. Her birimiz, modernliği hayatın en ücra köşelerine ulaştıran taşıyıcılara dönüştük ama kendimizi lâfzen bunun karşısına konumlandırmayı da maharetmiş gibi gösterdik. Aramızda mızıkçılık edecek kimse yok nasılsa, oyun devam edebilir.

Söylediklerimizle Müslümanlığa, yapıp ettiklerimizle başka bir inanış alanına aitmişiz gibi gelmiyor mu size de? Müslüman olmanın başkalarına dokunan ve irtibat kuran hususiyetleri benim dertlerimin ilk sıralarında yer alıyor. Müslüman olmanın mütemmim cüzü nedir? Allah’a (Azze ve Celle) malum olan halimizden değil; komşumuz, düşmanımız, mesai arkadaşımız, akraba ve dostlarımızla temas halindeki Müslümanlığımızın durumuyla alâkadarım. Başka bir yazının konusu olmakla beraber hemen bir hususu ifade edeyim. Müslümanların içerisinde münafık sayılmanın şartlarından en önceliklisi, farz olan ibadetlerin görünürde yerine getirilmesidir. Farzları terk edene bırakınız Müslüman muamelesi yapılmasını, münafık bile denilmezdi çünkü. Şimdi biz farzları terk eden Müslümanların imanlarını ve ahretlerini garanti altına alacak bir fıkhı oluşturmanın peşindeyiz. Halimizin hususiyetlerinden biri de bu.

Ülkemizdeki laikler; bizim, vakalar karşısındaki halimize bakıp da “bu nasıl Müslümanlık yahu” demese; dine ait doğru davranış biçimlerine vurgu yapan birini görmekten yana yoksunluk içerisinde olacağız neredeyse.

Âlimlerimiz Müslümanlığın kişide bünyeleşmesini şu üç hususiyetin cem edilmiş olmasıyla izah eder: sahih itikat, sâlih amel ve ahlâk. En azından aynı mezhep veya tekkeye bağlı olduğunu söyleyenler arasında; sahih itikat, sâlih amel ve ahlâkın tarifi ve lazımı hususunda ortak bir kanaatte buluşmuş olanların miktarı ya da mikyası nedir?

Sahi hepimizi sarıp sarmalayan, her durumda vazgeçilmezimiz olan, herkes tarafından kabul edilen ve hayatımızda görünür olan kaç tane ahlâki kıymete sahibiz? Bizden birinden (o biri kim olursa olsun) sadır olduğunda asla kabul edemeyeceğimiz ve sahibini o davranışı sebebiyle kınayacağımız veya nasihat edilmesi gerektiğini düşündüğümüz kaç tane müştereğimiz var? İslamın bu kadar konuşulup da aynı oranda uzağında kaldığımız başka bir devir yaşadık mı? Günah işleme ve haklara riayetsizlik meselesinde tezahür eden kayıtsızlık, içerisinde ya İslamın izin vermediği bir nefs emniyetini ya da ahirette hesaba çekilmeye dair inançsızlığı barındırır.

Lütfen dikkat; içinde bulunduğumuzu ifade ettiğim bu durumu yoğun ve tesir edici siyasi gündeme maruz kalma üzerinden okumaya çabalamak, anlatmaya çalıştığım her şeyi bir kalemde silmekle aynı manaya gelir. Ben an be an yaşadığımız; benim, sizin, hepimizin sıradan hayatına dair konuşuyorum. Evlatlarımızla, eşlerimizle, kardeşlerimizle, arkadaş ve komşularımızla, dostlarımız veya tanıyıp düşman bellediklerimizle ilgili ne durumdayız?

Neredeyse mirasçılarımız arasında zikredilecek olan komşularımızla hukukumuz ne âlemde mesela? Şehri kent ile aynı şey zannedip sadece altyapı hizmeti ve yatırım emlakçılığı üzerinden iskân planları yapanların, ellerimizdeki mühürle yetkilendirilmiş olmasının bizim tarafımıza düşen bir sorumluluğu yok mudur? Yanyana müstakil evlerdeki insanların komşuluğunun kalitesi ile üst üste evlerde yaşayan insanların komşuluğunun nasılı hakkında kafa yoran kaç kişi var? Kaç tane mimar ya da şehir plancısı (bu meslek erbabı ayrı bir yazının konusu) diyecektim amma, işi sadece onların üzerine yıkmak haksızlık olurdu. Hani atalarımızın, döktüğü külüne muhtaç olduğu muzu söylediği komşularımızdan bahsediyorum. Komşu ile kurulamayan bir münasebet kiminle kurulabilir. İslamın tebliğ ve telkinini en yakınımızdaki insanlardan başlatamayacak kadar münasebetsiz durumda olmak kimin üstlenmesi gereken bir vebaldir? Sahi böyle bir derdimiz kaldı mı?

Milyonlarca kiracı, yüz binlerce muhacirin olduğu bir Müslüman memleketinde, yatırım amaçlı emlak sahibi olmak hangi kitaba sığar? Müslümanın yatırımı biriktirmekten mi geçer, müsaade edilenden fazlasının dağıtılmasından mı?

Çoğumuz Hanefi mezhebine aidiyet iddiasında bulunuyoruz ya hani; İmam Azam Ebu Hanife’nin (Rahmetullahi aleyh) ayın belli günlerinde en güzel elbisesini giyinip insanların arasına karıştığını ve o güzel elbiselerinin içindeyken ihtiyaç sahibi olanların kendisinden istemelerine imkân sağladığını unutuyor muyuz? Yalnızca ihtiyaç sahiplerinin kendisine çabuk ulaşmaları niyetiyle yapılan bir giyinme ve çarşı pazar dolaşma işini aynı niyetle yapabilecek incelik bizde var mı bugün?
Olmasını öyle diliyorum ki…

Allah Resul’ünün (Sallallahu aleyhi ve sellem) Medine’de ilk yaptığı işlerden biri uhuvvet değil miydi? Bu kardeşlik, barınma ve geçim ihtiyaçlarının karşılanmasını da ihtiva etmiyor muydu?

Kendi hayatımızdan kovup sürgüne gönderdiğimiz İslam’ı, kimin konağında ağırlamayı münasip buluyoruz? Böyle bir mensubiyet olur mu? Hakkında bu kadar çok konuşulup da ibadet, ahlâk, iktisat ve adalet üzerinden hayata aksettirilmeyen bir dinin; korkarım ki mensubuna bir yararı olmayacak!

Modernliği, elinde tahrif edilmiş İncil ile dolaşan misyonerlere benzeten yanılgı içerisindedir. Belki yüzyılın başlarında öyleydi ama artık modernlik; adına gardırop dediğimiz elbise dolaplarımızdaki askılarda, kullanmadığımız halde sahip olduğumuz eşyalarda, akrabalarımızdan ve dostlarımızdan esirgediğimiz yakınlıkta, sadece keyfimize istinaden modelini yükselttiğimiz araba veya telefonda. Vitrinlerin camından göz kırpıyor bize, okuduğumuz kitaptan muhteşem bir fikirmiş gibi zihnimizde yerleşiyor, apartman daireleri inşa ediyor, sıkı tutulmamış safların arasında geziniyor.

Avm’ler inşa edildiğinde en çok o sevindi. Besmele ile açılan dükkânların kapısına vurulan kilit o. “Gayrimenkul yatırım ortaklığı” işinin fikir babası, asfaltın mucidi, sosyal medyanın erişim sağlayıcısı. Hepsi modernliğin birer temsilcisi olarak hayatımıza yer buldu. Affedersiniz ama toplu taşıma araçlarında cep telefonu kullanmaktan utanan bir toplulukken, umumi tuvaletlerde cep telefonu ile konuşmak hangi bayağı yollardan geçerek bize ulaştı.

Fazla mı uçuk buldunuz?

Size söyleyebileceğim bir tek şey var: “rahmetli de sollardı.”

Müellif: Neşe Kutlutaş / Kaynak: Cins Dergi

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.