Sosyal Medya

Savaş Barkçin: Musiki ve usül

Müziğin usûlüne "meşk" diyoruz. Meşkte eserler öğrenilmez, "geçilir." Yani eser ancak gerçek bir üstâddan, bir "fem-i muhsin"den alınırsa hakkı verilebilir. Meşk, kâmil olandan ham olana sadece bilgi değil edebin de aktarıldığı süreçtir. Zaten müzik meşkinin de ana hedefi şarkıcı veya çalgıcı olmak değil insan-ı kâmil olmaktır.



"Usûl" de yakın zamanlarda kaybettiÄŸimiz deÄŸerlerden birisi... Edeb gibi, muhabbet gibi... KonuÅŸmaktan iÅŸ yapmaya, araba sürmekten ticarete kadar hayatın hemen alanında usûlü, nizâmı, edebi ara ki bulasın... "Usûl" kelimesi "asıl" kelimesinin çoÄŸuludur. "Asıl" ise Arapça "kök" demek... DiÄŸer anlamları ise "ilke ve esas..." Demek ki usûl sahibi olmak; "olsa da olur, olmasa da" diyebileceÄŸimiz türden bir teferruat deÄŸil. Ä°ÅŸin özü, temeli... Usûl bizde "yol, yordam, yöntem" anlamında kullanılıyor. MeÅŸhûr sözdür: "Usûl olmadan vusûl olmaz." Yani bir ÅŸeyin yolu, o ÅŸeye eriÅŸmenin esasıdır. Her ÅŸeyde öyledir. Bizim geleneÄŸimizde ilimlerin ve sanatların usûlleri kendilerinden daha öncelikli ve önemlidir. Meselâ usûl-i fıkıh, fıkıh ilminin, usûl-i tefsîr tefsîr ilminin kapısıdır. Neden? Çünkü usûl yol ve yöntem demek olduÄŸu için o ilmin kapsamını, içine giren ve girmeyenleri, temel bilgileri, kavramları târif eder. Târif olmadan ârif olmaz. Müzik de bir "ilim," hatta Dede Efendi hazretlerinin söylediÄŸi gibi bir "ilm-i ÅŸerîf" olduÄŸu için onun da usûlü vusûlünün ön ÅŸartıdır.

Müzik de her bir ilim ve sanat gibi muhabbet ve ciddiyet ile elde edilir. Muhabbet kiÅŸiyi yola baÄŸlayan, ciddiyet ise kiÅŸiyi yolda ber-devâm kılan nimetlerdir. Muhabbetten ÅŸevk ve meÅŸk doÄŸar. "AÅŸk olmadan meÅŸk olmaz" sözünün gerçek anlamı budur ve müzikle de sınırlı deÄŸildir. MüziÄŸin usûlüne "meÅŸk" diyoruz. MeÅŸkte eserler öÄŸrenilmez, "geçilir." Yani eser ancak gerçek bir üstâddan, bir "fem-i muhsin"den alınırsa hakkı verilebilir. MeÅŸk, kâmil olandan ham olana sadece bilgi deÄŸil edebin de aktarıldığı süreçtir. Zaten müzik meÅŸkinin de ana hedefi ÅŸarkıcı veya çalgıcı olmak deÄŸil insan-ı kâmil olmaktır. Müzikte usûlün ikinci bir anlamı daha vardır. "Usûl," "ritm" anlamındadır. Evet, usûl kavramı Batılılar'ın ritm dedikleri ÅŸeye benzer ama onun aynısı deÄŸildir. "Usûl" "kök, temel, esas" anlamında iken, "ritm" kelimesin "kâfiyeli ÅŸiir, veznin reviÅŸi" anlamına gelir. "ReviÅŸ de neymiÅŸ" demeyin, lütfen biraz zahmet edin Ferid DevellioÄŸlu veya Kubbealtı Lûgati'ni açıp bakın. Kolaycılıkla ilim elde edilmez. "Ritm" kavramı, "zamanda hareket" demek olan Latince "rhythmus" kelimesinden geliyor.

Bu da Yunanca "rhythmos" kelimesinden alınmış ki "ölçülen akış veya hareket, oran, simetri, ayarlama, düzen, ÅŸekil, akıllı, tavır, ruh, karakter" demekmiÅŸ.. Kökü "rhein" yani "akmak" fiilinden geliyor. Burada bir hikmet var. Zaman da akar. Müzikteki usûl, zaman ile ilgili bir boyuttur. Yani soyut, süregiden zaman boyutunda melodinin, naÄŸmenin bir zaman aralığını iÅŸgâl etmesi demektir. Zaman gibi hava da soyuttur. Bizdeki pek çok müzik eserinin ismi de "hava" olarak geçer: uzun hava, kırık hava, kasap havası, Rumeli havası, mehter havası, vb.. Dolayısıyla müzik eseri gerçekte bir havanın, iklimin, bir psikolojik durumun aynasıdır. Usûl ise belirli bir havada yaptığımız seyr ü sefer gibidir. Usûl, eserin belirli vuruÅŸlardan oluÅŸan düzeni demektir. Bu açıdan bir müzik eserinin omurgasını oluÅŸturur. Bu omurga üzerine naÄŸmeler giydirilir. En sade usûl, bir "düm"ün ardından bir "tek"in geldiÄŸi usûldür. Kalbin atışı veya yürüyüÅŸ ritmi gibi... Buna nîm sofyân diyoruz.

EÄŸer bu usûlde bir eser dinliyorsanız naÄŸmelerin merkezinde sürekli dümtek, düm-tek, düm-tek vuruÅŸları iÅŸitirsiniz. Düm daha kuvvetli, tek daha hafif bir vuruÅŸtur. Bunlar ardı ardına gelince sanki bir dalgalanmayı andırır. Askerî marÅŸların çoÄŸunda bu usûl kullanılır. Zaten "marÅŸ" kelimesi Fransızca "marche" kelimesinden alınmadır ki "yürüyüÅŸ" demektir. Aslında âlemin de bir usûlü var. Çünkü her usûl çeÅŸitli vuruÅŸlardan oluÅŸur. Her vuruÅŸ ise titreÅŸimlerden doÄŸar. TitreÅŸimler ise hayatın göstergesidir. Âlemdeki temel vuruÅŸ, kalbimizin de usûlü olan düm-tektir. Tik-tak, güp-güp, bir-iki deseniz de aynıdır. Ama iki vuruÅŸ aynı ÅŸiddette deÄŸildir. Dikkatle dinlerseniz kalbin ilk vuruÅŸu ile ikincisi arasında hem zaman, hem de ÅŸiddet farkı olduÄŸunu anlarsınız. Demek ki bize köÅŸeli, eÅŸ, türdeÅŸ gelen herÅŸey bile birbirinin aynısı deÄŸildir. Aynen hayat gibi... Düzenli görünen her yerde aslında müthiÅŸ bir çeÅŸitlilik, çeÅŸitlilik görünen her yerde ise müthiÅŸ bir düzen vardır. Bunu en iyi tevhid ehli anlar.

Zira vahdet içre kesret ve kesret içre vahdet, onun hem imanı, hem duygusu, hem eseridir. Usûl aynı zamanda hareket bildirir. Bu yönüyle de hayatı yansıtır. Hayat da hareket ile kâimdir. Hayatın usûlü ve gideri, yani temposu yerden yere, kiÅŸiden kiÅŸiye, toplumdan topluma, zamandan zamana deÄŸiÅŸir. Nasıl her insanın yürüyüÅŸü aynı deÄŸilse, farklı coÄŸrafyaların havaları ve dansları da aynı deÄŸildir. Kimi usûller aynen insanlar gibi çevikçe, kimi sekerek, kimi çok muntazam, kimi saÄŸa-sola sallanarak, kimi göÄŸsü dik, kimi iki-büklüm yürürler. Meselâ bizim müziÄŸimizde pek çok "aksak" usûl vardır. Yani aksayan, topallayan, seken... Türk aksağı, aksak, aksak semâî gibi... Bu usûlleri dinlerseniz, aynen hayat gibi iniÅŸli-çıkışlı olduÄŸunu anlarsınız. Ä°nsan da yürürken hep dümdüz yürümüyor. Ayağımız takılıyor, sendeliyoruz, yalpalıyoruz. Aksak usûller bunu yansıtır. Oysa Batı müziÄŸi ritmlerinde genellikle standart, eÅŸit ve muntazam kalıplar vardır. Mekanik anlayışın bir sonucu elbette..

Aslında Batı'daki bugünkü düzen; insana, mekâna ve zamana göre çeÅŸitlilik arz eden boyutlara müdahale edilmesi, bazılarının seçilip bazılarının yok sayılması, geriye bırakılanların standartlaÅŸtırılması, yeknesaklaÅŸtırması, "âdi"leÅŸtirilmesi ile oluÅŸmuÅŸtur. Kitlesel tüketim kadar kitlesel müzik de böyledir. Batı müziÄŸindeki ritm anlayışı da bunun bir yansımasıdır. Izgara tarzı, mahalleleri bölen cadde ve sokaklardan oluÅŸan ÅŸehir planları gibi köÅŸeli, türdeÅŸ ve katıdır. Çünkü esas hedef kontroldür. "Böl ve yönet" siyasetten mimariye, sanattan müziÄŸe kadar esas usûldür. Bu yüzden hayattaki sonsuz çeÅŸitliliÄŸi bir-kaç kalıba sığıştırır. Bu bölücü düzene olan inanç 20. asrın başında sarsıldı. Kübizm, dadaizm ve nihilizm gibi kaçış yaklaşımlarıyla beraber katılığı deÄŸil akışkanlığı temel alan caz müziÄŸi de aynı dönemde revaç buldu. Usûl, hareket gösterdiÄŸi gibi hareketi teÅŸvik de eder. O yüzden birçok dilde "müzik" ve "dans" aynı kelimedir. Melodi ve belki ondan fazla ritm insanı içine alır.

Bir süre sonra insanın eli-ayağı, kafası istemsiz ÅŸekilde hareket etmeye baÅŸlar. Erzurumlu'nun bar havasına, Kafkaslı'nın Åžeyh Åžâmil havasına, Egeli'nin zeybek havasına dayanması, kalkıp oynamaması zordur. Çünkü müzik aynı zamanda insanı kiÅŸisel ve sosyal olarak inÅŸâ eden bir nimettir. Ä°nsan muhabbetle o havanın makâmına ve usûlüne kendini kaptırırsa vecde gelir, cezbeye düÅŸer. Bunun gibi Hak ehli de Hakk'ın tecelli sesini duyunca kendisini kaptırır. Bir bardaÄŸa bir ummanı boÅŸalttığınızda nasıl bardak dayanamaz taşırırsa, insanın kalıbı da Hakk'ın nûruna dayanamaz. Ä°nsan elinde olmadan bağırır, titrer, hatta kendini yerden yere atar. DerviÅŸlerin bu cezbeli hâllerine ÅŸaşıranlar pop veya rock konserlerinde, bir makâmı veya paray elde edince transa girenlere baksınlar. DerviÅŸ Hak nûrundan, diÄŸerleri ise nefis zulmetinden cezbe içindedir. Bizde usûl, müzik icrâsında dâima iÅŸitilen, iÅŸitilmesi gereken ana unsurdur. Bu sebepten kudüm, bendir, daire, def hep saz heyetlerinde vardır, olmalıdır.

Batı müziÄŸinin aksine diÄŸer müzisyenleri yöneten usûl vuranlardır. O yüzden saz heyetinin bir kenarında deÄŸil, tam ortasında otururlar. Klasik Batı müziÄŸinde ise ritm sürekli vurulmaz. Zaten ritm aletleri de senfoni orkestrasının en arkasında yer alır. Ana deÄŸil yardımcı bir unsurdur. Elbette ritm sazlarıni duymadan da müzik eserinin ritmini hissetmek mümkündür. Ama iÅŸitmek bambaÅŸka bir ÅŸeydir. Ben Batı müziÄŸinin son üç asrını senfonik (klasik müzik), melodik (pop müziÄŸi), ritmik (rock müziÄŸi) ve mekanik (rap müziÄŸi) olarak tasnif ediyorum. Bu müzik anlayışlarının zamanlarının felsefi, siyasi, sosyal ve ekonomik geliÅŸimlerini yansıttığı kesindir. Meselâ pop müziÄŸin raÄŸbet kazandığı Ä°kinci Dünya Savaşı sonrası dönemin aynı zamanda Batı'da ritm kavramı gibi tekdüze, yeknesak, homojen robotik bir hayat nizamı demek olan Fordizmin sorgulandığı döneme denk gelir. Bu dönem Batı'nın altın çağıdır.

Aristokrasi ve sermaye sınıflarının oluÅŸturduÄŸu koalisyonun müsaadesiyle avâmın refah kazanması, bazı hakları elde etmesi müziÄŸin sadece ritmik yapısına deÄŸil kullanılan sözlere, enstrüman tiplerine ve müziÄŸe eÅŸlik eden dans, gösteri, orkestra, hatta içki ve uyuÅŸturucu türlerine etki etmiÅŸtir. Ritmin giderek merkezi hâle gelmesi, aslında Batılı insanın klasik müziÄŸin elitist, aristokratik, üstüncü egemenliÄŸine karşı rahatsızlığını da bize gösterir. Bugün rap, hip hop gibi müzikler ise hecelerin ritm gibi kullanıldığı müzklerdir. Hayatın çoraklaÅŸmasının, insanın dibe vurmasının göstergesidir. BaÅŸka bir fark: Usûller devrevîdir, ritm ise doÄŸrusaldır. Çünkü medeniyetimizin esas ÅŸekli dairedir. Daire tevhidin bir remzidir. Daire, tek bir nokta etrafında yan yana sıralanmış sonsuz noktadan oluÅŸur. Dairenin üzerindeki noktalar arasında hiyerarÅŸi yoktur. Ders halkası, zikir halkası, sohbet halkası dediÄŸimiz hep daireseldir. Usûllerdeki vuruÅŸlar da birbiri ardına gelen tren katarları gibi çizgisel deÄŸildir, dönen bir çarkın üzerindeki gibi sıralanırlar.

Batılı ritmler bir doÄŸru üzerinde birbirine eÅŸ, aralıkları eÅŸit vuruÅŸlardan oluÅŸur. Bunun modern düzen, hareket ve âhenk anlayışıyla doÄŸrudan iliÅŸkisi vardır. Nitekim ilericilik fikri de zamanın doÄŸrusal olarak tanımlanması ve ona yüklenen nitel anlamdan ibarettir. Bizde usûlleri oluÅŸturan vuruÅŸların insan isimleri gibi isimleri vardır. "Düm, tek, tâhek, tekkâ" gibi... Bizim usûllerimizin isimleri de gerçeklikle irtibatlıdır. Meselâ "zencîr" usûlü var, bildiÄŸiniz zincir anlamında... "Fahte" usûlü var, "güvercin" demek. Usûllerde yer ve kavim isimleri de geçer. Meselâ sofyân, Ä°ran Âzerbaycanı'nda bir ÅŸehir ismidir. Ayrıca Türk aksağı var, devr-i tûran var, devr-i Hindî var, Firengi-fer, Firenkçîn var. Kısacası usûl deyip geçmeyelim. Sadece bu kavram bile tek başına bize kendimizle, varlıkla, âlemle ilgili pek çok ÅŸeyi anlatıyor. Kendi usûlümüzü ise fıtratımızın ve âlemin usûlü olan Hakk usûlünü keÅŸfederek ve ona âhenk tutarak keÅŸfedebiliriz.

Kaynak: Cins Dergi

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.