Tercüme Haber
Tercüme Haber: Mossad'ın Orta Doğu'daki son anlaşmalardaki perde ardındaki rolü
Mossad, İsrail'in diktaörlükle yönetilen Arap ülkeleriyle gölge dış politikasında her zaman önemli bir rol oynadı ve geçen hafta İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında bir barış anlaşmasının duyurulması da yine arka plandaki Mossad’ın harcadığı mesainin bir eseri.
İsrail’in Bahreyn ve Umman ile yakında imzalaması beklenen muhtemel yeni anlaşmalarda da Mossad’ı dahil etmesi bekleniyor. Halihazırda Mossad Başkanı Yossi Kohen de bu olası anlaşmalar için üst düzey Bahreynli yetkililerle temas hainde.
Kamuoyunun dikkati, son BAE-İsrail anlaşmasına odaklanmış olsa da, Yossi Kohen'in diktatör Arap rejimleriyle mesaisi yıllara dayanıyor.
Eski İsrail Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot'un, Suudi Arabistan ile istihbarat paylaştığını 2017 açıklamasına yol açan sebep, Cohen ve Mossad’ın Suudilerle yıllardır sürdürdükleri ilişkileriydi. Bu duyuru, İsrail-BAE anlaşması gibi coğrafyanın halkları için, birçok yönden jeopolitik bir depremdi, çünkü İsrail-Suudi işbirliği ilk kez en üst düzeyde duyuruluyordu.
Başbakan Binyamin Netanyahu'nun eski ulusal güvenlik danışmanı Yaakov Amidror gibi eski İsrailli yetkililer, 2016'da Suudi yetkililerle ABD'de temas kurduklarını söylemişti fakat bundan önce de görüşmeler gerçekliştirilmesine rağmen bunların hepsi gizli tutuluyordu.
Mayıs 2018'de Mossad'ın eski üst düzey yetkilisi Haim Tomer, The Jerusalem Post'a verdiği demeçte, İsrail ve Suudilerin potansiyel olarak İran'a karşı rejim değişikliği planlarını koordine edebileceğinden ve artan ilişkilerden bahsetmişti.
Tomer, Suudilerle ilişkiler hakkında bildiği her şeyi açıklamadı elbette, ancak bu yorum bile iki ülke arasındaki diyalog ve fiili iş birliğinin epey bir ilerlemiş olduğunu açık ediyordu.
Ayrıca Ocak 2019'da, İsrail Ulusal Siber Müdürlüğü Başkanı Yigal Unna, önümüzdeki yılın "denizcilik siber işbirliği çalışması projesinin, tüm paydaşlarla birlikte Akdeniz’i daha güvenli hale getireceğini" öngördüğünü söylemişti.
Tam olarak hangi ülkelerin dâhil olacağı belirsizdi, ancak yaptığı açıklama Körfez ülkeleri ve Ortadoğu’nun diktatör rejimlerinin liderleriyle üst düzey siber işbirliğine işaret ediyor diye yorumlandı.
İsrail'in siber güç merkezi NSO Group ve eski çalışanlarından bazılarının BAE'ye 2017'den öncesine kadar uzanan çeşitli konularda yardımcı olduğuna dair haberler de var.
BAE’nin NSO kaynaklarından ve İsrail Savunma Bakanlığı'ndan bu kadar güçlü bir destek almasının nedenlerinden biri baskıcı Körfez rejimleri ile İsrail arasındaki güçlü iletişim hatları oluşturulmuş olması ve İsrail’in bu kanalları kendi lehine istediği gibi kullanabilme özgürlüğüne sahip olmasıydı. Temmuz 2019'da Cohen, casusluk teşkilatının ılımlı Sünni Körfez ülkelerindeki (krallıkla yönetilen Arap ülkelerini kastediyor) ilerlemenin çoğunun arkasında olduğunu açıkça belirttiği nadir önemli bir halka açık konuşma yaptı.
Çok önemli ama anlatılmamış öykü, yalnızca son haftalarda olanlarla ilgili değil aynı zamanda Cohen, selefleri ve eski dışişleri bakanlığı genel müdürü Dore Gold gibi diğerlerinin Körfez'deki krallıklar ile İsrail arasındaki ilişkilerin ortaya çıktığı noktadan çok öncesine dayanan uzun yıllar süren çalışmaları hakkında idi.
Kamuoyuna resmen duyurulan bu anlaşmanın arka planı, yıllardır süren İsrail-BAE-Suudi Arabistan işbirlikleri ve ilişkilerinin bir sonucudur. Anlaşmadaki başarının aslan payı Mossad Başkanı Cohen’e ait görülse’de, selefleri eski Mossad başkanlarının ve eski İsrail Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü Dore Gold gibi nice İsrailli bürokratın da, anlaşmadaki payı azımsanmamalıdır.
Ki bu kısmı bile İsrail ve Körfez'in otoriter rejimleri arasındaki ilişkilere ait hikâyenin sadece bilinen kısmı.
Temmuz 2019 konuşmasında Cohen ‘’Umman ile ilişkilerin kurulup geliştirilmesi ve Dışişleri Bakanlığı Temsilciliğinin kurulması için zemin hazırlıyoruz" diye bir açıklamada bulunmuştu.
Cohen'in çalışması hiç şüphesiz Netanyahu'nun Ekim 2018'de Umman'ı ziyaret etmesine zemin hazırlasa da, Ummanlı yetkililer Temmuz 2019'da İsrail'in orada herhangi bir somut diplomatik ikametgah kuracağı ifadesini reddettiler. Dolayısıyla Cohen, gizli yürütülen çalışmaları vaktinden erken dillendirdiği için eleştiri almıştı.
Körfez ülkeleri ile İsrail arasında İran'la mücadele, cihatçı oluşumlara karşı işbirliği ve siber teknolojinin paylaşılmasıyla ilgili bütün bu yakınlaşma çabalarından sonra, gözümüzün önünde hızla geliştiğini gördüğümüz normalleşme sürecini engelleyen önemli bir boşluk vardı. .
Hikâyenin daha birçok parçası var, ancak önemli bir parçası, Netanyahu'nun normalleşme sürecini başlatmak için Sudan lideriyle Şubat ayında yaptığı görüşme oldu.
Medya, Cohen'in Netanyahu'ya itibar etmesinin yanı sıra son BAE-İsrail anlaşmasına kadar meyvesini vermeyen ve büyük ölçüde arka planda yürütülen yoğun çabalarını başarının anahtarı olarak adlandırdı. Netenyahu’nun ziyaret öncesi, Sudan tarafında şartların olgunlaştırılması da bir başka önemli faktördü.
Ve elbette zamanlama faktörü… BAE ile anlaşmanın zamanlaması için pandemi evresini seçmek, salgına kadar arka plandaki şartları olgunlaştırmak da Cohen’in artı hanesine yazılan diğer unsurlar…
BAE'nin anlaşmayı İsrail'in Batı Şeria’yı ilhakını askıya alacağını söyleyerek meşrulaştırmaya çalışması da sahte bir piar çalışması gibi görünüyor, zira İsrail tarafı ilhak planının halen geçerli olduğunu ifade ediyor.
Kohen’in pandemi sürecindeki çalışmaları:
Yossi Cohen, Mart ortalarında 100 bin test kitinin İsrail’e ulaşmasını sağlamıştı. Fakat burada dikkat çeken nokta, test kitlerini İsrail’e ‘’diplomatik ilişkileri olmadığı’’ ülkelerden getirtebilmiş olması. Bu ülkelerin ismi açıklanmasa da, İsrail’e kit temin edenlerin Suudi ve BAE rejimleri olduğu herkesin malumu… Çünkü sonrasında Netanyahu, İsrail ile BAE’nin koronavirüsle mücadelede işbirliğine gittiklerini kamuoyuna açıklamıştı.
Görülüyor ki koronavirüs salgını, İsrail-BAE-Suudi ve diğer totaliter Arap diktatör rejimleri arasındaki perde ardında sürdürülen sıkı ilişkilerin açık edilmesinin bir bahanesi gibi kullanıldı.
Haziran ortasında Cohen'in ilhak karşıtlığını yumuşatmak için Körfez ülkeleriyle doğrudan temas halinde olduğuna dair haberler de vardı.
Görünen o ki bir barış anlaşmasında nihai formülü bulmak için Cohen ilhak karşıtlığını yumuşatmanın ötesine geçmiş, sadece BAE değil diğer muhtemel beş Arap devletini de İsrail’in planlarına yarayacak bir pozisyona getirebilmeyi başarmış görünüyor. İsrail-BAE anlaşmasını alt üst etmek ve ek potansiyel anlaşmalara kapı açmak için son dakikada devasa çabalara başka pek çok kişinin dahil olduğuna şüphe yok.
Ancak Orta Doğu'nun çehresini değiştirmede tam olarak anlaşılamayan iki ana faktör, Cohen ve Mossad'ın önceki yıllarda bu an için ne kadar zemin hazırladığı ve koronavirüs salgınının Mossad yöneticisinin böylesine benzersiz bir dinamiği kullanmasının ne kadar önemli olduğudur.
Ortadoğu’nun çehresini değiştirmeye aday bu olası normalleşme anlaşmalarının arka planında Mossad, Cohen ve seleflerinin işleri bu noktaya getirebilmek için epey bir çaba harcamasının yanında, Körfez'in diktatör rejimlerinin İsrail-ABD yörüngesine girmeye hevesli olmalarının da rolünü göz ardı etmemeliyiz.
Müellif: Yonah Jeremy / Kaynak: The Jerusalem Post
Mütercim: Hasan Nurhan Çelik / Düşünce Mektebi

Henüz yorum yapılmamış.