Anadolu; kendisine has, güçlü bir yapı ortaya koyarak köklü bir medeniyeti inşa etmiştir. Anadolu medeniyetinin inşasında, kadının yeri, hiç şüphesiz imtiyaza şayandır. Aynı dönemde kadın; batıda “cadı” ve “günahın sembolü” ilan edilirken, Anadolu’da bir devrim gerçekleştirmiş ve dünyanın ilk kadın teşkilatı olan Bacıyan-ı Rum’u kurmuştur. Bu teşkilat Anadolu’nun madden ve manen ihyasına vesile olmuş; dini, ekonomik, sosyal ve eğitim alanında büyük bir gayretin mimarlığını yapmıştır.
Bacıyan-ı Rum
İslam toplumunda kadın, İslamiyet’in kabul edilmesiyle beraber yaşadığı toplum tarafından değer kazanmaya başlamıştır. Bu durumun bir istisnası Türklerdir. Türk kadınları, tarih boyunca toplumun her katmanında etkin bir rol oynamıştır. Aile yönetiminden devlet yönetimine kadar her mevkide aktif vazife almıştır. (Kemaloğlu, 2011, s.149) Orta Asya’ya uzanan Türk kadının tarihi Anadolu’ya köklerini yansıtmış, geçmişten gelen aktif rolünü, Anadolu’da “Bacıyan-ı Rum” adında dünyanın ilk kadın teşkilatını kurarak kurumsallaştırmıştır. (Döğüş, 2015, s.142) Bacıyan-ı Rum, Anadolu’nun maddi ve manevi tekâmülünde büyük gayret sahibi olan Ahilik teşkilatına bağlı bir kadın örgütlenmesidir. Ahilik teşkilatının kurucusu Ahi Evran’ın Hanımı Fatma Bacı öncülüğünde kurulmuştur. (Tatlıoğlu, 2012, s. 71-72) Anadolu Selçuklu döneminde “Fakireğan” yani hanım dervişler olarak anılmıştır. (Sırım, 2015, s.120) Bacıyan-ı Rum ile ilgili bilgiler, tarih kaynaklarımızda pek az bulunmaktadır. İlk olarak Aşık Paşazade’nin kaynaklarında rastlamaktayız. Aşıkpaşazade kaynaklarında; “ve hem de bu Rûm’da dört taife vardır. Kim misafirler içinde anılır biri Gaziyân-ı Rûm ve biri Abdalân-ı Rûm ve biri Bâcıyân-ı Rûm ve biri Ahiyân-ı Rûm…” Müellif devamla, “…imdi Hacı Bektas, bunların içinden Bâcıyân-ı Rûm’u ihtiyar etti kim Hatun Ana’dır anı kız edindi…” diye kaydeder.” ve “Abdal Musa dirlerdi bir dervis vardı Hatun Ana’nın muhibbi idi ol zamanda seyhlik ve müridlik fariğlerdi Hatun Ana ol azizin üzerine mezar itti geldi bu Abdal Musa bunun üzerinde bir nice gün sakin oldu Orhan Gazi devri geldi gazalar etti…” ibarelerine yer verilmiştir. Hacı Bektaş-ı Veli’nin Vilayetnamesi’nde; “Hünkâr Hacı Bektaş Veli, Rûm ülkesine yaklaşınca es-selamu aleykum Rûm’daki erenler ve kardeşler diye selam verdi. Bu sırada Rûm ülkesinde 57 bin Rûm ereni sohbette meclisteydi. Hünkâr’ın selam verdiği Fatma Bacı’ya malum oldu…. Fatma Bacı ayağa kalkıp Hünkâr’ın bulunduğu tarafa döndü, elini göğsüne koydu, üç kez aleykümü’s-selam dedi yerine oturdu” ibarelerine yer verilmiştir. (Döğüş, 2015, s.142,143) ve Osmanlı Devleti’nde Kanuni Sultan Süleyman Dönemine ait “718 numaralı Menteşe Defteri’ne kayıtlı Ahi İslam zevcesi Ahi Fatma ve Hizmetleri” kayıtlarına rastlanılmaktadır. (Çubukçu, 2015, s.222)
Bacıyan-ı Rum teşkilatı, Ahilik örneğinde olduğu gibi çalışmalarını sadece maddi unsurları önceleyerek yapmamış ona ruh katmış ve bu ruhla eyleme dönüştürmüştür. Ekonomi, eğitim, ve sosyal alanlarda maddi ve manevi yapıyı birbirine mündemiç kılarak Anadolu’yu Anadolu yapan yapının özünü ortaya koymuştur. Bu alanlardaki çalışmaları başlıklar halinde inceleyelim.
Ekonomi Alanında Katkıları
Bacıyan-ı Rum, Selçuklu Devleti hükümdarı I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in devleti kalkındırmak maksadı ile Kayseri Sanayi Sitesi inşa ettirmiş ve kadınlara ayrı bir bölüm yaptırmıştır. Kadınlar, çalışmalarını kendilerine tahsis edilen bu alanda yürütmüştür. (Sırım, 2015, s.121) Kayseri Sanayi sitesinde; nakışçılık, keçecilik, çadırcılık gibi çeşitli alanlarda faaliyet gösterilmiştir. (Tatlıoğlu, 2012, s.82) Ahiyanların ağırlıklı olarak dericilik işi ile iştigal olmaları, kadınlarında bu alanda, debbağ sanatında ilerlemelerini sağlamıştır. Kayseri’nin tarihi kaynaklarında, debbağlar mahallesi ile beraber yan yana Külahdüzlar (örgücüler) mahallesine rastlanılmaktadır. Bu bilgiler bize, kadınların o dönemde deri ve örgü işlerini yürüttüklerine işaret etmektedir. (Sırım, 2015, s.123) İbn Battuda eserinde “Bir çok Türk ilinde Türkmen kadınların iş hayatındaki başarılarını gördüğünü ve kadınların iş hayatının içinde yaşamlarını sürdürdüklerini” belirtmiştir. (Varinli, Akgül, 2012 s.78) Osmanlı Kuruluş yıllarında piyadelerin giymiş oldukları ilk üniformalar ve daha sonraki dönemlere ait yeniçerilerin ak börkleri de Bacıyan-ı Rum kadınları tarafından dikilmiştir. (Sırım, 2015, s.124) Ankara’nın tarihi kaynaklarında Bacıyan-ı Rum’a ait bilgiler bulunmaktadır. Ankara’daki Bacı kazası, ismini Bacıyan-ı Rum’dan aldığına dair kaynaklara rastlanılmaktadır. Siciller incelendiğinde Ankara’da evlerinde tezgah kuran, tiftik eğitilerek iplik üreten kadınların olduğunu görmekteyiz. (Hacıgökmen, 2005, s.190) 16. Yüzyıl Osmanlısında Bursa’da 387 ipek üretim tezgahının 170’i kadınlar tarafından işletildiği görülmektedir.(Tatlıoğlu, 2012, s.85) Bacıyan-ı Rum kadınları, Moğol istilasından sonra Anadolu’nun çeşitli yerlerine dağılmışlarıdır. Gittikleri yerlerdeki kadınlara, meslekleri olan el sanatlarını öğretmişler, üretim ağını genişletmişlerdir. Bir nevi krizi faydaya çevirmiş ve savaş zamanında ekonomiyi ayakta tutmayı başarmışlardır. (Varinli, Akgül, 2012 s.76)
Eğitim Alanında Katkıları
Kadınlar; Ahilik’in kendine has geleneklerini, Bacıyan-ı Rum bünyesindeki Bacı Ocakları’nda hayata geçirmişlerdir. Ahi ocaklarında gerçekleşen tasavvuf sohbetleri aynı şekilde, Bacı Ocakları’nda da yapılmıştır. Tasavvuf kültüründen elde edilen ahlak, iş hayatına yansıtılmış ve ortaya çıkan iş hayatına ait değerler, aynı şekilde Bacı ocaklarında işlenmiştir. (Varinli, Akgül, 2012 s.79) Bacıyan-ı Rum müntesipleri “işine, aşına, eşine dikkatli ol prensibi geliştirmiştir. İşine dikkatli ol ile “ailenin evinin işini ihmal etme”, aşına dikkatli ol ile, “iyi yemek pişir iktisatlı ol”, eşine dikkatli ol ile “ her türkü şartlar altında eşine sahip ol” prensipleri öğretilmiştir. Bu öğretilerle; sosyal dengeyi, ahlakî değerler üzerinden inşa etmeye gayret etmişlerdir. (Tatlıoğlu, 2012, s.84) Bacıyan-ı Rum üyeleri arasında usta-çırak ilişkisi tesis edilmiştir. Bu usta çırak ilişkisi sadece bir mesleki eğitimden ibaret değildir. Ticari faaliyetlerin nasıl yapılacağı, müşteri ile olan ilişkiler ve tasavvuf ahlakının ticari ahlaka nasıl dönüşeceği hususları usta-çırak ilişkisiyle birbirine aktarılan bir sistem olarak işletilmektedir. (Sırım, 2015, s.123)

Sosyal Alanda Katkıları
Bacıyan-ı Rum teşkilatı; yetim kalmış genç kızların, barınma ihtiyaçlarını karşılamış, meslek sahibi olma noktasında yardımcı olmuş, dinî ve ahlakî eğitim almalarını sağlamaş, ve evlenme çağına gelmiş kızları evlendirmiştir. Bakıma muhtaç yaşlı kadınların tüm ihtiyaçlarını gidermiştir. (Tatlıoğlu, 2012, s.83) Bacıyan-ı Rum kadınları, gerek Selçuklu Devleti’nde Moğol istilasına karşı, gerekse Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda olsun; hangi alanda eksiklik varsa orayı ikmal ederek düşmanla mücadelede büyük çabalar ortaya koymuşlardır. Selçuklu Devleti döneminde, Kayseri kalesini Mogollara karşı savunmada ve Osmanlı döneminde, savaş meydanında, eşlerinin yanında yer almışlardır. (Döğüş, 2015, s.144-145) Bacıyan-ı Rum teşkilatının kurulduğu dönem, Anadolu’ya göçlerinin yoğun olduğu dönemdir. Bacıyan-ı Rum kadınları kurmuş oldukları zaviyelerde, göç eden insanların yeme, içme ve konaklamalarını sağlamışlardır. (Sırım, 2015, s.122) Bacıyan-ı Rum kadınları Moğol istilası sonrası Anadolu’ya yayılarak iskan ve kolonizasyon çalışmalarının içeresinde yer almışlar, çalışmalarını açmış oldukları zaviyeler marifetiyle yürütmüşlerdir. Ömer Lütfi Barkan’ın Vakıflar Dergisi’ndeki 1942 senesine ait “ İstila Devirlerinin Kolonizatör Türk Dervişleri ve Zaviyeler” isimli makalesi, Bacıyan-ı Rum teşkilatına ait zaviyeler hakkında bize bilgiler vermektedir. Bu konuya örnek olarak [43 mükerrer] numaralı kayıt şöyle geçmektedir: “Kütahya evkafı içinde Od Yakan Baba nâmındaki dervişin bir köyde bina ettiği tekke, civardan gelen adaklar ve kurbanlarla az zamanda inkişaf bulup dinî mühim bir merkez haline girmiştir ve bu inkişafta bu zaviyeyi idare etmiş olan Hacı Bacı nâm sâliha ve mütedeyyine ehl-i velayet hâtunun ve kendisinden sonra yerine geçen Hundi Hacı nâmhâtûnun ve ondan sonra zikrolan ocağı ihya etmiş olan Sume Bacı nâm bir aziz ve satiha ve bakire hâtûnun büyük hizmetleri olmuştur. Ve hattâ bu sonuncu Bacı, kendi zamanında tekkeye maylettiği çiftliklerle, bağ, bahçe, değirmen ve sairenin, kendi ölümünden sonra akrabasından kimsenin müdahale etmemesi için, kendi parasiyle temin edilmeyip hayrât-ı müslimînden toplanan para ile satın alınmış olduğunu herkesin önünde ikrar ve zabta geçirmiştir.” (Çubukçu, 2015, s.225-226)
Fatma Bacı

Fatma Bacı, Bacıyan-ı Rum teşkilatının kurucusudur. Fatma Bacı hakkındaki bilgiler; Aşıkpaşazade’nin “Tarih-i Al-i Osman”, Hacı Bektaş-ı Veli’nin menkıbelerini içeren “Vilayetname” -Bu eser Hacı Bektaş’ın vefatından 200 sene sonra hazırlanmıştır- ve Şeyh Evhaduddin Hamid el Kirmani’nin “Menakıbname” isimli kaynaklarda geçmektedir. Fatma Bacı; farklı rivayetlerde, Fatma ana, Kadıncık, Ana ve Hatun Ana olarak da anılmıştır. Manevi önderlerden Şeyh Evhaduddin –i Hamid El Kirmani’nin evladı, Ahilik’in kurucusu Ahi Evran Şeyh Nasıruddin Mahmut b Ahmet el Hoyi’nin hanımıdır. (Sırım, 2015, s.120) Fatma Bacı’nın eşi Ahi Evran El Hoyi, Kırşehir emiri Nureddin Caca tarafından şehid edilmiştir. Eşinin şehit edilmesinden sonra Kirmani Menkıbesi’nde, Şeyh Eminuddin Yakub’un müntesiplerinden Bedreddin ile evlediği, Hacı Bektaş-ı Veli Menkıbesi’nde ise Molla İdris ile evlendiği geçmektedir. İki kaynakta geçen farklı isim, bir şahsa ait olduğu kuvvetle muhtemeldir. Fatma Bacı’nın yaşadığı dönem siyasi çalkantıların yoğun olduğu bir dönemdir. Moğolların istilası sırasında esir dürmüştür. IV. Rukneddin Kılıçaslan döneminin veziri Mulnuddin Süleyman bir heyetle beraber Hulagu Han’a gitmiş ve Moğol esiri Fatma Bacı’yı serbest bırakmaları için girişimde bulunmuştur. Girişimleri sonuç vermiş ve Fatma Bacı serbest bırakılmıştır. Kendisine nerede kalmak istediği sorulmuş ve “Babamın arkadaşlarının ikamet etmekte oldukları kulübede ikamet etmek isterim” demiştir. (Bayram, 2007, s.62-71) Hacı Bektaş-ı Veli, Fatma Bacı’yı ilminden istifade ettirmiş ve kendisinden sonra postnişini ona bırakmıştır. Fatma Bacı, Hacı Bektaş’ın büyük müritlerinden olan Abdal Musa’yı yetiştirmiştir. (Koç, 2015, s. 135) Anadolu’da abdalların piri Hacı Bektaş-ı Veli kabul edildiği gibi bacıların piri de Fatma Bacı olarak kabul görmüştür. (Döğüş, 2015, s.144) Alevi inancında “Saçlı Bacı” olarak geçen kavram, Fatma Bacı’ya dayandığı rivayet edilmiştir. Cemevi’nde gerçekleşen ayn-i cem sırasında kadınların kenarda yemek pişirme adeti bu dönemlere kadar uzanır. (Koç, 2015, s. 135)
Ortaçağ Döneminde Batıdaki Kadın
Bacıyan-ı Rum’u daha iyi anlamak için çağdaşı olduğu batıdaki kadının durumuna kısaca değinelim. Ortaçağ’da kadın, bir nevi kötülüğün ifadesi durumunda olmuştur. Bu dönemde, “kadın” ve “cadı” kavramları neredeyse aynı anlama gelmektedir. Kadınlar, tanrıya karşı gelen ve bu sebeple büyü yapan kişiler olarak görülmüş ve bu nedenle cadı olarak ilan edilmiştir. Cadı olduğu düşünülen yaklaşık iki milyon kadın diri diri veya boğularak vahşice katledilmiştir. Katledilen kadınların malları kilise tarafından el konulmuş, kilise ve yargıçlar arasında pay edilmiştir. (Toker,Özemir, 2017, s.2) Kadın, erkeğin karşısında bir değere sahip olmamıştır. Yalnızca, vaftiz edildiği, evlendiği ve öldüğü gün dışarı çıktığı rivayet edilmiştir.(Parlak, 2017, s.8) Ortaçağ’a ait tabloları, döneme ışık tutması açısından incelendiğinde görüyoruz ki, kadın; “günahkarlığın figürü” olarak resmedilmiştir. Hz. Havva’nın, Hz. Adem’in cennetten atılmasına sebep olduğu düşüncesiyle, günahkarlığın simgesi görülmüş ve kadın günahın sembolü olarak tablolarda yer almıştır. Bu anlayış Rönesans, Maniyerizm, Yeni Klasisizmm, Rokoko, Barok gibi farklı estetik anlayışların ortak anlatımına yansımıştır. (Yılmaz, 2017, s.677-678)

Daha önceki dönemlere bakacak olursak, Aziz Agustin: “insanın karısı veya bir fahişeyle cinsel ilişkide bulunması arasında maddi açıdan bir fark yoktur. Zira günah açısından ikisi de aynıdır.” demiştir. Bu Hristiyan ritüellerine yansımış ve Kilisede “günahla düşmüşüm annemin karnına, günah işlemiş annem bana gebe kalırken” şeklinde dualara yer verilmiştir. Kadının ruhu var mıdır yok mudur ? İnsan mıdır değil midir? Şeklinde ciddi tartışmalara rastlanılmıştır. Kadının ikinci sınıf bir varlık olarak görülmesi Fransız yasalarında 1938’e kadar devam etmiştir. Fransa yasalarında, ehliyetsizlik; çocukluk, delilik ve dişilik olarak belirlenmiştir. (Toker,Özemir, 2017, s.2-3)
Sonuç ve Değerlendirme
Anadolu kadının çalışkan, azimli, fedakâr ruhunu yansıtan Bacıyan-ı Rum, vatanı için yaşamanın ne olduğunu, gerçekleştirmiş olduğu çalışmalarla ortaya koymuştur. Kısıtlı bilgilere sahip olmamıza rağmen, az bilgiden ne çok iş yaptıklarını görebilmekte, Anadolu kadınının ruh köküne inebilmekteyiz. Bacıyan-ı Rum kadınlarının devrimini daha yakinen müşahede edebilmemiz için batıdaki çağdaşı kadınların durumundan bahsettik, batıda kadına günahkarlığın sembolü layık görülürken, Anadolu’da kadın dünyanın ilk teşkilatını kurmuş eğitimden ekonomiye, sosyal ve dini hayattan savaş alanına kadar, her yerde en üstün vazifeleri icra etmiştir. Ticareti maddi bir unsurdan ibaret görmemiş, ticaretin ahlakını öğrenerek ve öğreterek erdemli duruşu yaşamış ve yaşatmıştır.
İbn Haldun’un “Geçmişler geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer.” Sözünden yola çıkarak geçmiş değerlerimizi gün yüzüne çıkarmalı ve geleceğe dair planlarımızı asil köklerimizi hesaba katarak yapmalıyız. Bunu gerçekleştirdiğimiz zaman, aslımıza rücu yolunda bazı şeylerin lehimize değiştiğini de mutlaka gözlemleyeceğiz.
Müellif: Serdar Taşar/ Kaynak: La Dergisi 12. sayı
_____________________________________________________________________________________________________
Kaynakça
Bayram, Mikail. Fatma Bacı ve Bacıyan-ı Rum. İstanbul: Çizgi Kitabevi Yayınları, 2016.
Kemaloğlu, Muhammet. “XI-XIII Yüzyıl Türkiye Selçuklu Devletinde Sosyal Zümreler.” Gümüşhane Üniversitesi Sosyal Bilimler Elektronik Dergisi 4 (2011): 145-158
Döğüs, Selahattin. “Kadın Alplardan Bacıyan-ı Rum’a (Anadolu Bacıları Teşkilatı) Türklerde Kadının Siyasi Ve Sosyal Mevkii.” KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi 1 (2015): 127-150
Serbest Yılmaz, Betül. “Avrupa Resim Sanatında Ölümcül Kadın Figürleri.” İdil Dergisi 30 (2017): 676-679
Koç, Adem. “Güruh-ı Naci’nin Saçlı Bacıları: Alevi-Bektaşi İnanç Sisteminde Kadın Olmak”. Karadeniz Sosyal Bilimler Dergisi 7 (2016): 126-145
Tatlıoğlu, Kasım. “Ahilik Teşkilatında Anadolu Türk Kadının Girişimciliğine Sosyal-Psikolojik Bir Yaklaşım.” Bingöl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 4 (2012): 69-89
Sırım, Veli. “Osmanlı Kadınının Ekonomik Hayata Etkin Katılımı: Bacıyan-ı Rum Örneği.” Hak-İş Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi 8 (2015): 118-125
Çubukçu, Hatice. “Bacıyan-ı Rum ve Anadolu Tasavvufundaki Yeri.” Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi İlmi Araştırmalar İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi 5 (2015): 217-231
Hacıgökmen, Mehmet Ali. “Ankara Ahilerinin Ticari Faaliyetleri ve Bacıyan-ı Rum Hakkında Bir Araştırma.” Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi 18 (2005): 184-211
Toker, Ömer. Özdemir, Halil Özcan. “Yüksek Sosyabilite Sahibi Türk İslam Medeniyeti Kadın Modeli “Bacıyan-ı Rum.” IV. Uluslararası Türk Dünyası Araştırmaları Sempozyumu Bildirimler Kitabı Niğde, 2017.
Varinli, İnci. Akgül, Deniz. “Günümüzde Uygulanan Kadınlara Yönelik İstihdam Projeleri ve Bacıyan-ı Rum’da Kadın.” II. Uluslararası Ahilik Sempozyumu Bildirimler Kitabı Kayseri, (2017) : 75-86
Parlak, Seher. “Ortaçağ’da Kadın Olmak.” 1-10. Erişim 15 Mart 2018, http://www.academia.edu/26461566/ORTA%C3%87A%C4%9E_DA_KADIN_OLMAK
Henüz yorum yapılmamış.