Sosyal Medya

Özel / Analiz Haber

Selahaddin E. ÇAKIRGİL: 'Türkiye zincire vurulmuş bir aktördür'

Star Gazetesi yazarı, gazeteci-yazar Selahaddin E. ÇAKIRGİL ile bölgemizde gelişen olaylar hakkında özel bir röportaj gerçekleştirdik.



ÇAKIRGİL; emperyalistlerin, Müslüman toplulukları ve özellikle Türkiye'yi kendileri için tehdit olarak gördüğünü belirtirken, 'İslam dünyası olarak derin yaralar aldık ancak öldürmeyen yara bünyeyi güçlendir inşaallah' dedi

DÜŞÜNCE MEKTEBİ / RÖPORTAJ

M. Mazlum ÇELİK
 
 
 
 
'TÜRKİYE ZİNCİRE VURULMUŞ BİR AKTÖRDÜR'
 
Türkiye’nin Ortadoğu’daki önemli aktör olduğu söylemin hangi saiklere dayandığını düşünüyorsunuz, bu söyleme katılıyor musunuz?
 
Türkiye, uluslararası hukuk açısından da Osmanlı’nın devamı ve Osmanlı da Ortadoğu’da son 600 yıl boyunca en önemli aktör olduğundan elbette Türkiye de aynı rolü yüklenmek durumundadır. Ancak, Birinci Dünya Savaşı sonrasında galip güçlerce dayatılan uluslararası andlaşmalarla Müslüman coğrafyalar bölüşülürken, Müslüman toplumların eski gücüne tekrar kavuşamaması ve emperyalist dünya için tekrar tehdit kaynağı oluşturamaması için, hele de Türkiye zincire vurulmuş bir aktördür ve bu durum bugün de zincirleri kırma çabasıyla birlikte sürmektedir.
 
 
'İRAN'IN Şİİ HİLALİ HATTA Şİİ DOLUNAYI GÜÇ ZEHİRLENMESİNİN BİR YANSIMASI' 

İran basınını yakından takip ediyorsunuz İran ile alakalı haberlerin gerçeği ne kadar yansıttığını düşünüyorsunuz ve İran’dan çevirilerek yapılan haberlerin ne kadar aslına uygun olarak çevrildiğini düşünüyorsunuz?

Tercümelerde aslına tam uygun olmayan aktarmaların olması tercüme işinin kaçınılmaz bir durumudur. Ama, bunlar kasıdlı olarak ve çarpıtma mahiyetinde yapılırsa, zâten -en azından zarar gören tarafça- gerekli düzeltmelerin, gelişen iletişim teknolojisi açısından hemen yapılması imkanı olduğundan, kasıdlı çarpıtmaları yapanlar da dikkatli olmak zorundadırlar.

Bundan sonra Türk kamuoyu İran’ı nasıl değerlendirmeli İslam Devrimi’nin bittiği yönündeki eleştirilere katılıyor musunuz?

Kamuoyu adına görüş açıklamak durumunda değilim. Bu konuda söyleyeceklerim sadece beni bağlar.. İslam İnkılabı’nın bittiği gibi görüşler de inkılabdan herkesin anladığı mânâya göre farklı olabilir. Bana göre ise, 1979’da Şahlık rejimini deviren İslam İnkılabı Hareketi, Irak’la olan 8 yıllık askerî savaş, Amerika ve Batı dünyasıyla olan diplomatik savaş ve içerde yığınla solcu -komunist, her türlü kavmiyetçi ve ayrılıkçı silahlı mücadeleleri atlattıktan sonra güçlenmişti. Ama, o çetin mücadelelerden sonra, bu kez de güç zehirlenmesine uğranılmıştır.. Nitekim bu güç zehirlenmesinden dolayıdır ki Irak, Suriye. Lübnan ve Yemen başta olmak üzere ve hele de kendilerine mezhebî açıdan daha yakın buldukları grup, kitle veya rejimlerle güç birliğine gitmek adına, bugün, kendi deyimleriyle, (Tehran, Bağdad, Şam, Beyrut ve San’a başta olmak üzere) Ortadoğu’nun birçok başkentinde ve coğrafyalarında güç gösterisi yapmakta ve hattâ, ’30 yıl önce kahramanlarımız, Saddam’ın saldırılarını durdurmak için İran içinde savaşırken, bugün Ortadoğu’nun başkentlerinde dünya siyasetini belirleyen bir güç olmuşlardır ve tarihte hiçbir zaman Doğu Akdeniz’e ulaşamamış olan İran, bugün Doğu Akdeniz’e kadar uzanan coğrafyalarda belirleyici bir güç odağı haline gelmiştir..’ gibi görüşleri resmen de dillendirmektedir. Güç zehirlenmesi işte budur..

Dahası, bu güce eriştiklerini söylerken, ‘Türkiye’de Tayyib Erdoğan’ın arab dünyasıyla tarihte olduğu gibi yeniden ve yeni şekillerde bütünleşmek hayalleri taşıdığını, Yeni Osmanlılık ve Hilafet’i diriltmek siyaseti izlemeye çalıştığını ve amma İran’ın Doğu Akdeniz’de kadar bir coğrafî sed çekerek Erdoğan’ın hayallerinin yolunu kestiğini’ stratejik yorumlar yapan yarı resmî ve resmî odaklar ve kişiler dile getirebilmektedirler.

Şii Hilali, gerçeği ne kadar yansıtıyor, veya oluşturuluyor mu? Bunun karşında bir Sünni bir omurganın varlığından bahsedilebilir mi?

İran, kendi resmî ideolojisinin temelini oluşturan şia ya da 12 İmam- İsna Aşeriyye / Caferiyye mezhebinin kısa ve uzun vadedeki hedeflerini elbette gözetebilir. Bunu yaparken, genelde İran, Irak , Lübnan, Yemen, Bahreyn ve hattâ Suûdî gibi, bünyelerinde yüzde 30’ların üzerinde kendi mezhebinden olan ya da kendi mezhebine yakınlık duyan halklarla hatırı sayılır temaslar geliştirmeye çalışıyor. Bu da ülkeler arasındaki gizli-açık güç savaşları açısından anormal bir durum sayılmamalıdır. Hattâ, bu bakımdan, bu coğrafyada bir ‘şiî hilali’ oluşturulmak istendiği iddiaları dünya medyasındaki yorumlarda da dile getirilmektedir. Bununla yetinmeyen İranlı stratejistler ise, hattâ bir Şiî Dolunayı’ndan bile bahsetmektedirler, yazılarında.. Bu da bir inanç heyecanının ötesinde, güç zehirlenmesine uğramanın mezhebçilik alanındaki yansımasıdır.

Bunun karşısına bir Sünnî Hilal söylemiyle çıkmanın mantığı yoktur. Çünkü, sünnî Müslüman toplumlar asıl büyük gövdeyi oluşturduğundan ‘hilal’ nitelenmesi yetersiz olur. Ama, bir ‘İkhwan-ul Muslimîn Hilali’nden bahsediliyordu, 4-5 yıl öncelerde.. Yani, Tunus, Mısır, ve Libya’da devrilen eski rejimlere Suriye Baas rejimi de eklenseydi, bu ülkelerdeki yeni yönetimler , Erdoğan Türkiyesi’yle birlikte Doğu Akdeniz’de bir İkhwan Hilali oluşturabilirlerdi. Ama, Mısır’da ilk hür seçimle bu ülkenin başına geçen Muhammed Mursî yönetimi henüz 11’nci ayını doldurmaktayken emperyalist güç odaklarının kuklası olan A. Fettah Sisî isimli bir general eliyle devrilmesi ve uluslararası bir satrancın ana oyun alanına dönüşen Suriye coğrafyasındaki korkunç kaosun da devam etmesi ve 50 yıllık (Baba-Oğul) Hâfız ve Beşşar Esed Hanedanı’nın başında bulunduğu Suriye Baas rejiminin henüz de devrilememiş olması yüzünden bu durum gerçekleşmedi.

'TÜRKİYE İRAN İLİŞKİLERİ VE ERDOĞAN'IN ROLÜ' 

Türkiye politikası ve Erdoğan’ın Sünni dünya için nasıl bir rol oynadığını düşünüyorsunuz, liderlik iddiaları için neler söylersiniz?

Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyib Erdoğan, hem de İran’lı en üst derecedeki liderlerin yanında ve Tahran’da ‘Benim dinimin adı Sünnîlik veya Şilik değil, İslam’dır. Onlar İslam’ın yorum farklılıklarıdır.. ‘ dediğine göre onun sünnî bir dünya düşündüğünü söylemek çok yanlış olur. Anladığım kadarıyla Tayyib Erdoğan, sünnî olan halkların da, şiî olan halkların da İslam’ın temel prensipler etrafında kardeşlik hukukunu gözeterek ve birbirlerini dışlamadan ve bir İslamî bütünlük ve vahdet sergilemeleri gerektiğine inanmaktadır.

Liderlik ise, siparişle ya da iddiayla olmaz, beşer iradesinin sınırları içinde, şartların olgunlaşmasıyla ve o olgun şartların doğru okunması ve ümmetin birliği idealine doğru yol alınmasıyla oluşabilir.

Türkiye ve İran arasında zaman zaman yaşanan gerilim için Suud ve İran geriliminin bir yansıması denilebilir mi?

Bu gibi mukayeseler için bir takım iddialar ileri sürülse bile, bunun çok sağlıklı bir mantıkî muhakemenin sonucu olabileceğini ve sağlıklı hükümler verilebileceğini sanmıyorum.

'MERG BER RUSYA!'

İran ve Rusya stratejik ortaklığı hangi ilkelerde nasıl bir ortak paydada buluşuyor?

Rusya , Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra içine düştüğü perişanlıktan Putin döneminde büyük çapta kurtuldu sayılır. Eski gücüne yaklaşan Rusya’nın, hele de son kırk yılı aşkın zamandır etkisiz hale geldiği Ortadoğu’ya dönmek için fırsat kolladığı biliniyordu. Bunun için komşu ülkeleri yanına çekmek üzere pusudaydı. Bunların başında da Türkiye ve İran geliyordu.

Türkiye, Amerika ve NATO dünyasının Ortadoğu’da kendi geleceğini de tehlikeye atacak entrikalara girdiğine olan kanaatinden dolayı o dünyayla arasına mesafe koydukça, Rusya ‘NATO’da bir gedik açabilir miyim..’ ümidiyle de Türkiye’ye yakınlık gösterdi..

İran da Ortadoğu’da hele de Suriye konusunda tek başına hareket ederek bir netice alamayacağını hissedince, bu güç dengesi oyununda Rusya’yla sıkı işbirliğine girdi. Ama, bu durum içerde bile rahatsızlık meydana getirdi.. Nitekim, Refsencanî’nin cenaze töreninde yüzbinler Rusya’nın Tahran’daki Elçilik binası önünde geçerken, ‘Merg ber Rusya! (Rusyaya ölüm!..)’ diye haykırdılar. Bu durum, yönetimin en üst noktasında olanlarla, izlenen siyaset yüzünden uzun zamandır arasında soğukluk olduğu bilinen Refsencanî‘nin cenaze töreni vesilesiyle ortaya çıkan hoşnudsuzluğun bir dışa vurumu idi.

Suriye’ye müdahale etmesi için General Qaasım Suleymanî’nin İran tarafından Moskova’ya gönderilip, Putin’i ikna ettiğinin İran tarafından resmen ve de gururla açıklanmasından sonra, devreye bodoslamadan giren Rusya, Suriye’de tek başına bir netice alamayacağının endişesini taşıyan İran’a bazı kazanımlar sağladı.. İran da Rusya’ya , Suriye bombardımanında nerelerin vurulacağına dair noktaların, hedeflerin koordinatlarını kendi kumandanlarının verdiğini açıkça dile getirmekten kaçınmadı.. Hemedan’daki Noje Havaalanı‘nın rus savaş uçaklarına tahsis edilmesi durumu bile ortaya çıktı. Ki, bu durum, İran Meclisi’nde bile sınırlı da olsa itirazla karşılaştı.

'ETNİSİTE DEVLETLERİ KAVGAYI ARTTIRIR'

Ortadoğu’da bir Kürdistan devleti kurulursa İran Kürdistan’ı ve Türkiye Güney Doğusu bundan nasıl etkilenir?

Hele de Ortadoğu Müslüman coğrafyalarındaki ihtilaflarda en çok da emperyalist güçlerin uzun vâdeli planlarının devrede olması açısından, bu coğrafyalarda şu veya bu etnik unsurun adına denilerek bir takım devletlerin kurulmasının, hele de ayrımcılığa maruz kalmış bazı etnik unsurları, kendi etnisiteleri adına bir devlet oluşturmak için tahrik edeceği ve bu durumun da bölgedeki devletler ve etnik unsurlar arası kanlı boğuşmaları beraberinde getireceği ve o zaman da emperyalist güçlerin devreye bir ‘kurtarıcı’ sıfat ve edâsıyla daha güçlü olarak gireceği açıktır..

'TÜRKİYE SİYASETİNDE FİLİSTİN VE İSRAİL'

Türkiye siyasetinde Filistin ve İsrail ilişkileri seyri hakkında neler düşünüyorsunuz?

Çelişkiler yumağı.. Sionist İsrail rejiminin bütünüyle işgal ve gasb altında tuttuğu Filistin toprakları, aynı inanç grubundan kardeş halkların yüzlerce yıl birlikte yaşadığı topraklardı... Osmanlı’nın dünya sahnesinden silinmesinden 30 yıl sonra o topraklarda kurulan İsrail isimli sionist rejimi halkı Müslüman ülkelerden ilk tanıyan ülke ne yazık ki, Türkiye olmuştu, 1948’de..

İlk esaslı çelişki ve ihanet bu noktadaydı. Arkasından, bu sionist rejimi her ne pahasına olursa olsun, sonuna kadar ayakta tutmaya kararlı olduğunu açıklayan emperyalist güçlerin iki büyük ismi B. Amerika ve Sovyet Rusya’nın bu sahiblenmeleri karşısında Türkiye rejimi de uzuuun yıllar bu rejimle bu sionist İsrail rejimiyle iyi ilişkiler kurmak gerektiğini düşündü ve yıl hiç itiraz etmeden onun bütün yaptıklarına ilk 40-50 yıl itirazsız seyirci kaldı.

Tayyib Erdoğan’ın 2003 yılı başında iktidara gelmesinden sonra, bu sionist rejimle Türkiye arasında, son 50 yıla yakın süre boyunca bir takım gerilimler meydana gelmişse de, Erdoğan’ın İsrail rejimi C.başkanı Şimon Perez’e karşı, o rejimin cinayetlerini en net ifadelerle dile getirdiği ve dünya diplomatik mahfillerinde de büyük yankılar meydana getiren ünlü ‘Davos Konuşması’ ve arkasından meydana gelen Mavi Marmara hadiseleri sonunda ilişkiler 5-6 sene kesildiyse de, bu bağlar yeniden kuruldu. Bu da tabiî idi. Çünkü, NATO üyesi olmayan bir İsrail rejimi, NATO’nun en fazla gözetleyip koruma altında tuttuğu bir özel statüye sahib ve Türkiye de NATO üyeliğini sürdürür iken, ortada bir çelişkinin olması da kaçınılmazdı.

Bugünkü durumda, ilk 50 yıl Türkiye tarafından hep desteklenmiş olan bir İsrail rejimi artık yoktur ve amma Türkiye de bu rejime itirazlarını ve Filistin Müslümanlarına desteğini sınırlı tutmak ihtiyacını hissetmektedir. En azından geçmişteki, gözü kapalı İsrail teyidçisi bir dönem sona ermiş olması olumlu bir gelişmedir ve bunun dünya siyasetindeki hassasiyetlerle birlikte düşünülerek Müslüman halkın haklılığına daha fazla destek yönünde geliştirilmesi umulur. Ama, konunun neticede bütün emperyalist-şeytanî güçlerle karşı karşıya gelmeyi göze alacak bir kararlılıkla takib edilmesi gerekmektedir.

Hama ve İslami Cihad arasında olduğu söylenen problemlerin kökeni neyden kaynaklanıyor böyle bir problemden gerçekten bahsedebilir miyiz?

Farklı örgütlerin aralarında bir takım hedef ve hattâ metod farklılıkları olmasa, ayrı örgütler halinde olmalarının esasen bir mantığı olmaz.. Bu bakımdan temelde aralarında bir zıddiyet yoksa da, bu gibi hedef veya metod farklılıkları veya karar mekanizmalarının uyumlu çalışmaması dolayısiyle ortaya bir takım sürtüşmelerin çıkması tabiî sayılmalıdır. Ancak, kendilerine İslamî hedefleri esas aldıklarını açıklayan ve bu yüzden güçlenen bu gibi örgütlerin aralarında silahlı bir çatışmaya gitmemeleri umulur ve o merhaleye varmadıkça da büyük tehlikeler karşısında güçlerini birleştirebiliriler..

İsrail, Suriye iç savaşında nerede duruyor?

Suriye’de başlangıçta iç savaş olarak ortaya çıkan durum artık bir iç savaç da değil , uluslararası güçlerin güç gösterisi yaptıkları bir arenaya dönüşmüştür ve sionist İsrail rejimi bu durumdan en çok memnun olan durumdadır. Çünkü, Rusya ve Amerika ve NATO ülkeleri başta olmak üzere hemen bütün güçler bu savaş alanında devrededir, ve onlar da bir bakıma İsrail rejimi adına ‘vekalet savaşı’ yürütmektedirler. Bu durumda sionist rejim niye dört köşe olmasın..

'EMPERYALİSTLER BÖLGE ÜLKELERİNİN TAMAMINI ZAYIFLATMAK İSTİYOR'

ABD, Türkiye’ye rağmen PYD’yi neden destekliyor , Suriye’nin kuzeyinde bizi neler bekliyor?

Kısaca, Ortadoğu’da, Osmanlı sonrası son 100 yıllık tablo artık emperyalist odakların planlarına cevap vermiyor. Onun için zaman zaman yeni coğrafî sınırların haritaları yayınlanarak dünya kamuoyu alıştırılmaya çalışılmaktadır. Üstelik Türkiye’nin İsrail rejimine bakışında da bir mesafeli duruş gelişmeye başladığından, emperyalist güç merkezlerince bütün bölge ülkeleri ve hele de Türkiye’nin de zayıflatılması ve de bölge ülkelerini birbirine daha bir düşürecek yeni devletçiklerin ortaya çıkarılması planlanmaktadır. Gerisini siz tasavvur ediniz..

İslamcılık ve Müslümanlar sizce ne durumda.. sizce İslamcılık yara mı aldı?

İslamcılık teriminden anlaşılan mânâ nedir? Bu durumda sualinizin cevabı da farklı olur.

Müslümanlara gelinde .. Müslümanların bugünkü dünya sahnesinde hiç de yüzakıyla bulundukları söylenemez. Ama, bu yok oldular mânâsında değil.. Derin yaralar almışızdır, ama, öldürmeyen yara bünyeyi güçlendirir.. İnşaallah..

kaynak: dusuncemektebi.com

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM