Sosyal Medya

Yazarlar

Müslüman Olmak Sivil ve İtaatsiz Olmayı Gerektirir

Allah’ın hükümlerinin geçmediği, zulmün arşa vardığı bir düzende Müslüman olabilmek/kalabilmek, sivil ve itaatsiz olmakla mümkündür.

Müslümanlar bu ülkede yüzyılı aşkın bir süredir sivil kaldılar. Devletin ideolojisine eklemlenmediler, resmî söylemin bir parçası olmayı kabul etmediler. Devletle aralarına mesafe koydular.

Kendi değerlerini hiçe sayan, hatta kimi zaman ortadan kaldırmayı hedefleyen sisteme itaat etmediler. Belki topyekûn bir başkaldırıya girişmediler ama inançlarından ve kimliklerinden taviz vermeden dik durmaya çalıştılar.

Ta ki AK Parti iktidarına kadar...

AK Parti’yle beraber, yavaş yavaş sisteme eklemlendiler. Dün karşısında durdukları düzenin bir parçası hâline geldiler.

Kemalizm’e duyulan öfke zamanla törpülendi. Hatta bir kısmımız, farkında olarak ya da olmayarak, Yeşil Kemalistlere dönüştü.

AK Parti iktidardaydı; öyleyse sistemin de İslamlaştığını sandık. İktidarla devleti, devletle de sistemi birbirine karıştırdık. Hükûmetin başında bizim gibi düşünenlerin bulunmasını, devletin de bizim değerlerimizi benimsediğinin göstergesi saydık.

Her "dış güçler" söylemiyle sisteme biraz daha sarıldık. Dün eleştirdiğimiz devlet aklını bugün kutsamaya başladık. Sorgulamamız gereken yerde savunmaya, mesafe koymamız gereken yerde sahiplenmeye yöneldik.

Bugün TRT ve ATV gibi kanallarda, planlı bir projenin parçası olduğu izlenimi veren, kutsal devlet tasavvurunu besleyen diziler art arda yayımlanıyor. Tarihî olaylar ve kahramanlık hikâyeleri üzerinden devletin kutsallığı, devlet aklının sorgulanamazlığı ve devletin bekasının her şeyin üzerinde olduğu düşüncesi zihinlere işleniyor.

Devlet, adaletin tesisine hizmet ettiği ölçüde değerlidir. Zulmettiğinde, haksızlık yaptığında ve insan onurunu çiğnediğinde eleştirilmesi, gerektiğinde de karşısında durulması gereken bir aygıttır.

Bugün kendisini ümmetçi olarak tanımlayanların sayısı yok denecek kadar azaldı. Ümmetin meselelerine bile millî bir perspektiften bakıyoruz. "Ümmet nerede?" diye sorduğumuzda bile zihnimizde çoğu zaman millî çıkarlarımızı, ülkemizin beklentilerini ve devletimizin pozisyonunu arıyoruz.

Sadece bununla da kalmadık. Bir zamanlar şiddetle eleştirdiğimiz, hatta nefret ettiğimiz kapitalizme bile entegre olduk. Tüketim kültürünün, para hırsının ve sınırsız zenginleşme arzusunun gönüllü taşıyıcılarına dönüştük.

Dün parayı elinin kiri olarak gören, kanaati ve paylaşmayı erdem sayan nesillerin çocuklarını bugün doyumsuz bir dünya iştahı esir almış durumda.

Elindekine razı olmayan, sahip olduklarıyla yetinmeyen, sürekli daha fazlasını isteyen bir topluluğa dönüştük.

Sanki üzerimize bir lanet çökmüş gibi...

Bütün bunlar yaşanırken kürsülere çıkıp utanmadan nutuk atabiliyoruz:

"Mazlumlar bizi bekliyor!"

Kendimize hayrımız yok ama dünyanın mazlumlarına hamilik taslıyoruz.

Kendi içimizde adaleti, merhameti ve ahlakı yaşatamazken başkalarına adalet götürmekten söz ediyoruz.

Kendi değerlerimizle aramıza mesafe koymuşken ümmetin umudu olduğumuzu iddia ediyoruz.

Elbette bu devlet de bu vatan da bizim. Elbette sahip çıkacağız. Ancak devlete sahip çıkmakla devletin her uygulamasını kutsamak, vatanı sevmekle mevcut sistemi sorgusuz sualsiz benimsemek aynı şey değildir.

Bizim ihtiyacımız olan şey, devlete düşmanlık değil; devlet karşısında da hakikatin, adaletin ve ahlakın tarafında durabilmektir.

Çünkü Müslüman, iktidara yakınlığıyla değil, hakikate bağlılığıyla Müslümandır.

Diri kalabilmek, kimliğimizi koruyabilmek ve yeniden kendimiz olabilmek için sivil ve itaatsiz kalmak zorundayız.

Devlete değil, zulme itaat etmemek; iktidara değil, hakikate bağlı kalmak zorundayız.

Veysel TEPELİ

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM