Sosyal Medya

Yazarlar

Mevcut Pozisyonunu Terk Etmemek

İnsan hakikate ulaşamadığı için değil, bulunduğu yeri terk edemediği için hakikatten uzak kalır. Çoğu insan bunu fark etmez. Hakikati göremediğini, yeterince bilgi sahibi olmadığını veya doğru insanlarla karşılaşmadığını zanneder. Oysa asıl mesele bilgi eksikliği değildir. Asıl mesele, insanın yıllar boyunca inşa ettiği hayatın, kimliğin ve güvenlik alanının dışına çıkmaya razı olmamasıdır.

Hakikat yalnızca düşünceleri değiştiren bir bilgi değildir; insanın bulunduğu varoluş düzlemini değiştiren bir çağrıdır. Bu nedenle hakikati gerçekten fark etmeye başlayan insanın önündeki ilk engel cehalet değil, kendi mevcut pozisyonudur.

İnsan çoğu zaman "pozisyon" denildiğinde makamı, işi veya toplumsal statüyü düşünür. Oysa insanın gerçek pozisyonu bunlardan çok daha derindir. Pozisyon; hayata baktığı yer, inançları, olayları değerlendirdiği ölçüler, korkuları, hayat biçimi, öncelikleri, önemsedikleri, zaafları, alışkanlıkları, ilişkileri, menfaatleri, cesareti, idrak seviyesi, bilgi anlayışı, inanç kalıpları, hayat standardı, hedefleri, kaçış biçimleri, sığındığı mazeretler ve kendisini haklı çıkarmak için kurduğu görünmez sistemlerin tamamıdır. İnsan aslında bulunduğu mekânda değil, bu görünmez pozisyonun içinde yaşar.

İşte hakikat tam da buraya dokunur. Çünkü hakikat, yalnızca yanlış bilgiyi düzeltmez; yanlış zemini de değiştirmek ister. İnsan ise çoğu zaman zeminini koruyarak hakikati kabul edebileceğini zanneder. En büyük yanılgı da burada başlar.

Birçok insan hakikati aradığını söyler. Fakat dikkatle bakıldığında aradığı şey hakikat değil, mevcut hayatını onaylayacak yeni açıklamalardır. Korkularını değiştirmeyecek bir hakikat... Alışkanlıklarını bozmayacak bir hakikat... İlişkilerini riske atmayacak bir hakikat... Konforunu elinden almayacak bir hakikat... Kendisini değiştirmeyecek ama vicdanını rahatlatacak bir hakikat...

Fakat böyle bir hakikat yoktur. 

Çünkü hakikat, insanın bulunduğu yere misafir olmaz. İnsanı bulunduğu yerden kaldırır. İnsan hakikati kendi bulunduğu seviyeye indiremez; hakikate yaklaşabilmek için kendi seviyesini değiştirmek zorundadır. Varlığın kanunu budur.

Bu nedenle hakikat yolculuğundaki en büyük mücadele bilgiyle değil, pozisyonla ilgilidir.

İnsan çoğu zaman yanlış düşündüğü için değil, bulunduğu yeri kaybetmekten korktuğu için eski düşüncelerine sarılır. Çünkü her pozisyon insana görünmez bir güvenlik üretir. İnsan yıllarca aynı çevrede yaşamıştır. Aynı dili konuşmuştur. Aynı doğrulara inanmıştır. Aynı insanlardan onay almıştır. Aynı alışkanlıklarla hayatını sürdürmüştür. Bunların tamamı zamanla onun kimliği hâline gelir. Hakikat ise tam bu noktada insana şu soruyu sorar.

 "Bütün bunları bırakmaya hazır mısın?"

Asıl yüzleşme burada başlar.

İnsan çoğu zaman hakikati değil, kayıplarını hesaplar. "İnsanlar ne der?", "Yalnız kalır mıyım?", "Ya yanılıyorsam?", "Bunca yılı boşa mı yaşadım?", "Ya sahip olduklarımı kaybedersem?" Bu soruların tamamı, insanın hakikati değil mevcut pozisyonunu koruma refleksidir. Çünkü korku çoğu zaman geleceğin değil, mevcut pozisyonun bekçisidir.

Bunun için insanın gerçek niyetini anlamasının yolu söylediği cümleler değildir. Gerçek niyet, vazgeçemediği şeylerde gizlidir. İnsan neyi kaybetmeyi göze alamıyorsa, gerçekte ona bağlanmıştır. Neyi korumak için hakikati erteleyebiliyorsa, onun gerçek mabudu odur. Hakikat karşısındaki samimiyet, söylenen sözlerle değil, ödenmeye razı olunan bedellerle anlaşılır.

Ancak burada çok önemli bir denge vardır. Mevcut pozisyonu terk etmek, öfkeyle her şeyi yıkmak değildir. Hikmet, insanı bulunduğu yerden koparıp boşluğa bırakmaz. Hakikat, insanı köksüzleştirmez; daha sağlam köklere taşır. Bunun için pozisyon değişimi ani öfke patlamalarıyla değil, basiretle yürütülmelidir. İnsan korkularını tanımalı, ilişkilerini yeniden değerlendirmeli, bilgisini derinleştirmeli, iradesini güçlendirmeli ve hayatını adım adım yeni bir zemine taşımalıdır. Çünkü hakikat yalnızca varılacak hedefi değil, oraya giden yolu da belirler.

İşte bu yüzden hakikatin ilk talebi, daha fazla bilgi edinmek değildir; mevcut pozisyonun farkına varmaktır. İnsan önce nerede durduğunu görmelidir. Çünkü bulunduğu yeri görmeyen, nereye yürüyeceğini de bilemez. Kendi zincirlerini fark etmeyen özgürlüğe ulaşamaz. Kendi korkularını tanımayan cesur olamaz. Kendi putlarını görmeyen Allah'a gereği gibi yönelemez.

Hakikat, insandan önce yeni bilgiler istemez; yeni bir duruş ister. Çünkü insanın gördüğü hakikat, bulunduğu pozisyon kadardır. Pozisyon değişmedikçe bakış değişmez; bakış değişmedikçe idrak derinleşmez, idrak derinleşmedikçe hayat değişmez.

Belki de insanın hayatındaki en büyük soru şudur.

Gerçekten hakikati mi arıyorum, yoksa bulunduğum yeri terk etmek zorunda kalmayacağım bir hakikat mi arıyorum?

Bu soruya verilecek dürüst cevap, insanın yalnızca düşüncelerini değil, kaderini de belirleyecektir. Çünkü hakikat, insanın dünyasını süslemek için değil; onu yeniden inşa etmek için vardır. Yeniden inşa ise ancak eski pozisyonunu terk etmeyi göze alabilenlere nasip olur.

Murat SAYIMLAR

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM