Yazarlar
Doğu da Allah'ın Batı da
“Biz Doğuluyuz”
Doğuluyuz biz; güneşin doğduğu yerden. Yüce dağların ardından geliyoruz biz. Rüzgârın yankılandığı derin vadilerden, sabrın ve direncin yüreğinden geliyoruz. Suskunluğun kelimelerden fazla anlam taşıdığı diyarlardan. Merhametin kalbine doğduk biz, dağ başlarına kar düşerken. Ulu dağların gölgesinde koşarken büyüdük, kara bulutların ardında gülümseyen mavi gökyüzüne baka baka. Sümbüllerin süslediği yemyeşil yamaçlarda koşuşturduk biz kuzuların peşinden. Buz gibi sular içtik çeşmelerden, avuç avuç. Kuşlarla sohbet ettik, pınar başlarında. Kuş dilini bilmemiz oradan miras. Biz tabiatın dilini de biliriz, ruhunu da… Biz doğuluyuz; gecenin en karanlık yerinde bile sabahı beklemeyi öğrendik.
Doğuluyuz biz; ilk tohumun serpildiği topraklardan. İlk duaya biz durduk, toprağın, yağmurun ve güneşin sahibine. Elimizde kara sapan, tan yeri ağarmadan başladık ovanın bir uçundan diğerine gidip gelmeye, güneşin son ışıklarına kadar. Elde kazma, kürek, harıktan su bağladık geceleri ay ışığında, toprakta tohum yeşersin diye. Her tohum tanesine su ulaşsın diye, koşturup durduk yalın ayak gece boyu, gün ağarıncaya kadar. Zamanı geldiğinde boyu boyumuza değen buğdayları derdik orakla, kızgın güneşin altında. Biz doğuluyuz; toprak bizi sever, su, güneş de, yağmur da… Kavruk yüzlerimizin rengi güneş ve rüzgârlardan miras…
Doğuluyuz biz; toprak tenli, toprak kokulu oluşumuz buralardan miras. Yer yatak, gök yorgan sarılmışız tabiatın kalbine. Toprağa bağlılığımızla biliniriz ve öyle anılırız. Ne güzel ifade etmiş doğunun kadim dili: “Yaratılışın özü de toprak, yaşamın kaynağı da toprak” Geçmiş ile günümüz arasındaki en güçlü bağ biziz. Âdem’in çocuklarıyız biz, insanlığın kadim mirası bu yüzden omuzlarımıza emanet. Hikâyemiz derin çizgilerle kazılmış alınlarımıza. Çizgilerin de bir dili var bizim oralarda. Bir çizgi kışa kapı aralarken bir başkası bahara gülümser. Çizgiler bazen bir göç yolculuğuna işaret olarak kabul edilirken, bazen uzun bekleyişlere yorulur, bizim oralarda. Doğduğumuz coğrafyanın kaderinden izler taşırız, kavruk yüzlerimizde. Zaman içinde saklı öykülerimiz var; Zümrüdüanka’nın gizeminde anlatılan. Destansı aşkların aşamadığı Kaf dağının ardında esir kalmış yaralı yüreklerimiz. Kar aydınlığında bitmeyen yolculuklarımızın izlerini yazar kitaplar… Doğuluyuz biz; suskunluğumuz kadim topraklarımızın destansı hikâyelerinde saklı.
Doğuluyuz biz; acımızı da, sevincimizi de saklamayız. Kol kola uzayıp giden halayların omuzunda çoğalır sevinçlerimiz ve kelebeğin kanadında yol alır hayallerimiz. Ağıtlarda derinleşir acılarımız bir de vurgun yemiş yüreklerde. Gelecek ile geçmişin kavgası olmaz bizim oralarda. Her yenilik iyilikle gelir, esenlik getiren bir selamla. Değişim kavgayla gelmez, zira hatıraları incitmeden gelir saygıyla, hürmetle. Söz kıymetlidir bizde, bir söz savaşa neden olurken bir başka söz barıştır, esenliktir. Sözün gücünü biliriz biz, kelimenin ağırlığını da. Yemin, bir kelimelik ilahî bir kitap bizim coğrafyada. Bu yüzden yemin dilde misafir değil, yürekte ev sahibidir. Yemin güvendir, umuttur, gelecektir. Doğuluyuz biz; vefayı bir şehir, semt ile anmayız. Vefayı insana gösterir, insandan bekleriz. Vefa insan demektir bizim oralarda; gerisi dünyadır, önü, ardı dünya…
Doğuluyuz biz; vazgeçmeyenlerin yurdundan. Misafire kapıyı değil, kalbini açanların diyarından. Bizim de yaralarımız var elbette. Zira hep bir gidenimiz var. Ve her giden bir yara bir iz bırakıyor yüreğimizde. Gidenlerin ve dönmeyenlerin çok fazla olduğu coğrafyadan geliyoruz. Bir de suskun kalanlar var… Susmanın sözden kıymetli olduğunu öğrendik önce. Bu yüzden yenilgiler yıldıramadı bizi. Zira hayat bize küllerinden yeniden doğmayı öğretti. Ateşin ne olduğunu ve ne ile beslendiğini de biliriz. Umut hayatın kendisidir bizim diyarlarda. Doğuluyuz biz; umudun en çok da yoksunluğun içinden filizlendiğini de biliriz.
Doğuluyuz biz; şehirlerden çok köyleri konuşuruz. Toprağı, taşı, kerpici ve ahşabı… Hepsinin bir dili olduğunu, her birisinin büyük bir medeniyet olduğunu. Evler, birbirine yaslanarak ayakta durur bizim oralarda, tıpkı insanlar gibi. Komşuluk, bir adres değil bizde, bir sorumluluktur. Doğu’da çalınan her kapı açılır, gelenin kim olduğuna ve zamana bakılmaz. Ve açılan sadece bir kapı değildir Doğuluyuz biz; hayatın kendisi davet edilir, Doğu’da.
Doğuluyuz biz; uzak bir diyar değil bizim coğrafyamız. Zira Doğu insanlığın ruhudur. Ruhunu kaybetmeyenlerin sözünde, bakışında ve yürüyüşünde Doğu vardır. Doğuluyuz biz; derinliğe inanır, köklerimize bağlı konuşur ve ufka bakarız. Her şeye rağmen, her şeye inat, sabahı çağırmaktan ve beklemekten vazgeçmeyiz biz…
Musab AYDIN

Henüz yorum yapılmamış.