Sosyal Medya

Yazarlar

Dindarın Dinar Sınavı

Dindar kelimesi İslam'ın insan inşasında bir karşılığı olmayan sonradan ortaya çıkan bir kelimedir. Mabede hapsedilmiş, dar kapsamlı, hayatın tümüne teşmil edilmeyen bir pratiğin ve modelin tezahürü olması hasebiyle de terminolojide yer tutmayan bir kelimedir. Dindar aslında dini daraltan bir kişiliktir ve din burada bireye sıkışmış, sıkıştırılmış bir mahiyet arz etmektedir.

Sözlükte dindar, dini inançlarına yürekten bağlı olan, dininin buyruklarını ve yasaklarını yaşamına yansıtan, ibadetlerini düzenli olarak yerine getirmeye çalışan kimse demektir.

Kelime, Farsça "dîn" (din) ve eklenen "-dâr" (tutan, sahip olan) ekinden türemiştir; kelime anlamıyla "dini tutan, dine sahip çıkan manasına gelir.

Toplumsal muhayyilede dindar bir nevi ruhbandır, bazı hassasiyetleri vardır ancak bu sosyal hayatta çok karşılık bulmaz, edilgen, pasif, kendi halinde bir kimliktir.

Biz bu yazımızda dindarı Kur'an'ın anlamlandırdığı tevhidi şuuru haiz, aktif, hareketli, kapsamlı, seviyeli, düzeyli, bilgili, sorumlu, bireysel sorumluluk sahibi, toplumsal düzenin inşacısı, her alanda söz sahibi olmaya çalışan, yeryüzü halifeliği bilincini kuşanan biri olarak ele alalım.

Ahlakın, samimiyetin ve karakterin gerçek terazisi, imkanların kısıtlı veya hayatın pürüzsüz olduğu anlarda değil; gücün, menfaatin ve paranın devreye girdiği noktalarda kurulur. İnsan zihni ve vicdanı, teorik ilkelere bağlı kalmayı kolayca vaat edebilir. Ancak vaatlerin, iddiaların ve manevi hassasiyetlerin sınandığı asıl alan, somut çıkarın "dinar" suretinde karşımıza çıktığı anlardır.

"Dindar" kelimesi, özü itibarıyla bir inanca, kutsal bir niyet ve ahlak anlayışına sadık kalmayı; "dinar" ise dünyevi zenginliği, maddiyatı ve somut menfaati temsil eder. İkisinin yan yana gelmesi, insanlık tarihi boyunca en çetin sınav alanlarından birini oluşturmuştur. Din veya ahlaki değerler, kişiye fedakarlığı, adaleti ve hakkaniyeti öğütlerken; dinar, nefsi doyurmayı, dünyevi konforu ve gücü önceler. Bu iki kavram karşı karşıya geldiğinde insanın sergilediği tutum, onun gerçek kimliğini ortaya koyar.

Gerçek bir dindarlık, yalnızca bireysel mükellefiyetlerin ve söylemlerin tekrarından ibaret değildir. Asıl dindarlık; ticaret masasında, kamu kaynağının yönetiminde, miras paylaşımında veya hiç kimsenin görmediği bir çıkar çatışmasında dinarın çekim gücüne karşı koyabilmektir. İnsanın cebine veya nüfuz alanına "dinar" girdiği anda adalet ilkesinden sapmaması, emanete sadakat göstermesi ve kul hakkını gözetmesi, sözde kalan hassasiyetleri hakikate dönüştürür.

Aksi takdirde, dinarın gölgesinde kalan bir dindarlık söylemi, şekilsel bir kabuktan öteye geçemez. Paranın gücünü gösterdiği yerde vicdanın sesini kısan, menfaatine dokunulduğunda ilkelerinden taviz veren anlayış, bu çetin sınavda başarısızlığa uğramış demektir. Dinar, bir bakıma insanın samimiyetini test eden bir turnusol kağıdıdır; samimiyeti olmayanın elinde bir iktidar ve hırs aracına dönüşürken, erdemli bir insanın elinde sadece meşru bir araç olarak kalır.

Sonuç olarak, hayat sahnesindeki en büyük imtihanlardan biri, dinar ile imtihan olunurken dindar kalabilmektir. Paranın ve dünyevi gücün cazibesine karşı vicdani ve ahlaki duruşunu koruyabilenler, yalnızca söylemde değil, eylemde de hakiki bir karakter inşa etmiş olurlar.

Yasin AYDOĞAN

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM