Makale
Kavramlardan Kurumlara
Kavramların pratikte kurumları şekillendirdiği bir gerçektir. İnsan hayatında teşekkül eden tüm kurumlar temel paradigmanın kavramsal karşılığıdır.
Ailenin yerini partnerlik ilişkilerinin alması da aynı tezi güçlendiriyor. Artık sosyal hayatın hukuku tesis eden kavramları yer ile yeksan. Nikah, akd, ilan, statü beyanı, tescillenmiş roller vb. Bunların tamamı bu mezkûr kavramla tarumar edildi.
Anne, baba, hanım, bey, izdivaç, kayıt, evlat, nesil, gelecek, sorumluluk alanları, görev tanımları, haklar, miras, vasiyet, nafaka gibi aile gerçeği içinde yer alan tüm bu kavramlar kapı dışarı.
Partner, Fransızca kökenli (partenaire) bir sözcük Türkçede birlikte iş, etkinlik, oyun veya yaşam paylaşan "ortak, eş, arkadaş" anlamlarına gelir.
Sevgili veya hayat ortaklığı durumunda kişinin eşini/sevgilisini ifade eder (hayat partneri).
Hayatın farklı alanlarında birlikte iş yapmak, refakat etmek, paylaşmak, ortak çabalar elbette son derece anlamlı.
Ailenin, suikasta uğradığı bu partnerlik hususu ise yeni kurumsal yapısı ile son derece gayr-i fıtri, anormal, gayrı hukuki yapısıyla karşımıza çıkıyor.
Anne misin? Baba mısın? Eş misin? Cevap: Partnerim.
Birlikteliğin hukuki karşılığı var mı? Yok!
Fıtrata en uygun aile yapısının zayıflayarak bireylerin hayat merkezine partnerlik ilişkilerini koyması, modern sosyolojide ve psikolojide sıkça tartışılan bir negatif dönüşümdür. Ailenin sağladığı kurumsal ve uzun vadeli güvencelerin yerini kırılgan partnerliklere bırakması hem bireysel hem de toplumsal düzeyde çeşitli sorunları beraberinde getiriyor.
Ahit yerine sözleşmesizlik: Evlilik gibi hukuki ve toplumsal taahhütlerin olmadığı ya da hafiflediği partnerliklerde, ilişkinin bitme ihtimali her zaman daha yüksektir. Bu durum taraflarda sürekli bir "her an bitebilir" kaygısına yol açar.
Maddi ve Hukuki Güvencesizlik: Ortak mülk edinimi, miras, nafaka gibi yasal koruma mekanizmalarının eksikliği veya yetersizliği, özellikle ekonomik olarak daha zayıf olan taraf için ciddi risk oluşturur.
Bakım Yükünün Bireyselleşmesi: Geniş ailenin sunduğu çocuk bakımı, hastalıkta destek ve yaşlı bakımı gibi dayanışma ağları partnerlik ilişkilerinde bulunmaz. Bu durum tüm bakım sorumluluğunu iki kişinin (veya tek bir partnerin) omuzlarına yükler.
Kriz Anlarında Yalnızlaşma: İlişki krizlerinde ya da ayrılık süreçlerinde, arabulucu veya sığınak görevi gören aile bağlarının zayıf olması bireyi yalnızlaştırır.
Psikolojik ve Sosyolojik Yükler
Tüketim Kültürü ve Değiştirilebilirlik: Partnerlik ilişkileri modern tüketim anlayışından daha kolay etkilenir. Sorunları çözmek yerine "daha iyisini bulma" veya "ilişkiyi hızlıca tüketme" eğilimi artar.
Yüksek Beklenti Maskesi: Bireyler geleneksel olarak tüm topluluktan (akraba, komşu, dost) bekledikleri duygusal, zihinsel ve sosyal tatmini sadece tek bir partnerden beklemeye başlar. Bu aşırı yüklenme ilişkiyi yıpratır.
Toplumsal ve Demografik Etkiler
Doğurganlık Oranlarının Düşmesi: Bağlayıcılığı daha az ve belirsizliği daha fazla olan partnerlik modelleri, uzun vadeli sorumluluk gerektiren çocuk sahibi olma kararını erteletir veya tamamen ortadan kaldırır.
Yaşlılıkta Yalnızlık Risk: Gençlik ve orta yaş döneminde esnek partnerlikler konforlu görünse de, ileri yaşlarda ailevi bağların ve kuşaklararası dayanışmanın eksikliği derin bir yalnızlık ve sosyal bakım krizine yol açabilir.
Modern sosyoloji ve psikolojinin bu izahları da olayın vehametini tüm çıplaklığı ile ortaya koyuyor.
Ezcümle Rabbimizin bize sunduğu tüm kavramlar bizim için hayati önemi haizdir. Her kavram bizim için candır, kandır, nefestir, ruhtur, hayattır, esastır.
Modern insanın çılgınlığı, çıldırmışlığı, kendine yabancılaşarak ihdas ettiği tüm kavramlar toplumsal intihara giden yolun ayak seslerini haber veriyor.
Yasin AYDOÄžAN

Henüz yorum yapılmamış.