Sosyal Medya

Yazarlar

Orta çağ Kalelerinden Modern Sitelere

İnsanlık ilk günden beri varlığını koruma arzusuyla etrafına görünmez ya da belirgin sınırlar çizdi. Orta Çağ Avrupası’nın o devasa taş kaleleri, aslında bugünün yüksek güvenlikli modern sitelerinin atalarındır. Belki mimari biçim değiştirdi, taşın yerini beton aldı ama insanın içindeki o sığınma dürtüsü baki kaldı. Bir feodal beyin kale burcundan vadiye bakışıyla, modern kentlinin sitenin yirminci katındaki balkonundan aşağıdaki trafiğe süzgün gözlerle bakışı arasında asırları aşan gizli bir akrabalık vardır.

Her iki yaşam biçiminin özü bir güvenlik vaadidir. Orta Çağ’da kalın surlar, su dolu hendekler ve çekme köprüler dışarıdaki veba istilasından, yağmacı ordulardan korunmak içindi. Modern sitelerde şifreli kapılar, güvenlik görevlileri ve elektrikli çitler, şehrin tekinsizliğinden ve ötekileştirilen yabancıdan korumak için sürekli olarak “içerisi güvenli, dışarısı belirsiz” mesajı vermek içindir.

Feodal bey, surların arkasında kendi kurallarını koyduğu küçük bir dünya oluşturmuştu, modern site sakini ise aidatını ödediği steril, kendi küçük konfor alanının krallığını sürdürür. Korkunun zihinde kurduğu mimari benzerdir. İnsan korunmak için bir sınır çizer ve sonra o sınırın içinde özgür olduğuna inanır.

Kalenin yüksek burçları uzaktan güvenliği, içeridekiler içinse düzeni temsil ederdi. Bey yukarıda, köylü aşağıda, efendi sofranın başında, hizmetkâr kapının eşiğinde dururdu. Hayat, yalnızca mekânla değil, insanların birbirine olan mesafesiyle de örgütlenmişti. Modern site ise, benzer gelir gruplarının birbirini tecrit ettiği, komşunun komşuyu tanımadığı, katlar arasında soğuk bir sessizliğin hüküm sürdüğü bir yabancılaşma vahasıdır. Kale, gücü ve hiyerarşiyi toprağa ve taşa kazıyarak görünür kılarken, modern site, sınıfsal ayrışmayı konfor ve lüks etiketiyle estetikleştirerek gizler.

Kalenin içinde yaşam ortak bir düzen etrafında şekillenirdi. Yemek hazırlanır, hayvanlar beslenir, silahlar korunur, erzak depolanır, insanlar birbirlerinin hayatına ister istemez tanık olurdu. Modern sitede asansörde karşılaşılan komşunun adı bilinmeyebilir, yan dairede yaşayan kişinin hayatından habersiz olunabilir. Modern insan başkalarıyla yaşamayı isterken aynı zamanda kendi dünyasını diğerlerinden gizlemeye ihtiyaç duymaktadır.

Kaledeki nöbetçi gece boyunca surlarda nöbet tutardı, modern sitenin güvenlik görevlisi ise monitörlerin karşısında bekler. Biri uzak ufku, diğeri kameraları izler. İkisinin de görevi, henüz gerçekleşmemiş bir tehlikeye karşı uyanık olmaktır.

Kalede bir kış gecesi gerçekten hayati bir mücadele olabilirdi. Bugünün sitesinde merkezi ısıtma, elektrik, temiz su, internet, asansör, ulaşım ve sağlık hizmetleri insan hayatını çok daha konforlu hale getirmiştir. Fakat seçeneklerin çoğalması, özgürlüğün de aynı ölçüde çoğaldığı anlamına gelebilir mi?

Orta çağ köylüsünün hayatını belirleyen feodal düzen büyük ölçüde onun seçimi değildi. Bugün ise hangi şehirdeki, hangi evde, kimlerle komşu olacağımızı ve nasıl bir hayat kuracağımızı belirleme konusunda çok daha fazla imkâna sahibiz. Fakat bazen kendi seçimlerimizle oluşturulmuş duvarlar, geçmişin zorunlu duvarlarından daha aşılmaz değil mi?

Orta çağ insanının arkasında taş bir kale kapısı kapanıyordu, bizim arkamızda elektronik bir kapı. Asırlar geçmiş, şehirler büyümüş, teknoloji insan hayatını dönüştürmüş olabilir. Ama insanın güvenlik, aidiyet ve yalnızlık arasında kurduğu o tuhaf denge hâlâ aynı…

Geçmişin kalelerinde yaşam hayatta kalmak üzerine kurulu sert ve somut bir mücadeleydi. Bugünün korunaklı sitelerinde ise hayat, tehditlerden arındırılmış fakat aynı zamanda macerasızlaştırılmış bir simülasyondan ibarettir.Kalelerintaş duvarlarından beton bloklara uzanan bu tarihsel çizgi, aslında insanın kendi iç çelişkilerinin mimari bir yansımasından başka bir şey değildir.

Kale yakınlığın zorbalığını, site ise uzaklığın yalnızlığını taşır. Tarih boyunca hiç olmadığı kadar kalabalığız, fakat birbirimizin hayatına bir o kadar da yabancıyız. Belki de asıl soru, duvarları yükselttikçe gerçekten daha mı özgür oluyoruz, yoksa yalnızca korkularımızı daha konforlu mekânların içine mi taşıyoruz?

İyi bir mahalle ne surların tamamen kalktığı ne de kapıların herkese kapandığı yerdir.İnsanların hem kendilerine ait bir odası hem de başkasına uzanabilecek bir eli olduğu zemindir. Zira bir toplumu mahalle yapan şey binaların birbirine yakınlığı değil, insanların birbirlerinin hayatında bıraktıkları izlerdir.

 

Şevket Hüner / 23 Rebiülevvel 1448

4 Yorum

  1. Yusuf topuz

    Eylül 16, 2026 Çarşamba 20:15

    Eyvallah hocam geçte olsa okuyorum teşekkür ederim.

  2. Caner sezer

    Eylül 09, 2026 Çarşamba 07:16

    Emeğinize sağlık

  3. Orhan Gazi Nalbantlı

    Eylül 06, 2026 Pazar 15:00

    Kalemine sağlık aziz dostum, Modern hayat tarzı site hayatı, ABD de görülür. Avrupa'da hiç görmedim bizim gibi güvenlikli siteleri. İnşallah Mahalle hayatının yaşanabileceği siteleri görebileceğiz coğrafyamızda. Bu arada Şamlı bir mimar arkadaşımız böyle bir projeyi şam yönetimine sunmuştur. Selam ve dua ile

  4. Fethi çoban

    Eylül 06, 2026 Pazar 13:07

    62 yaşındayım halen İstanbul gibi bir koca şehirde müstakil küçük bir apartman da ikamet ediyorum. Oldum olası kendi evime girerken kapıdaki maaşını benim verdiğim görevliye kimlik göstererek girmeyi, evime davet ettiğim misafirimin kapıda vize uygulaması yaşamasına, aracının site içerisine alınmamasına bir türlü normal bakamadım. Bu tür "güvenlikli" insanı yalnızlaştırıp toplumdan soyutlayan ortamlarda yaşamaktan hep uzak durdum. Bundan sonra da durmaya devam edeceğim. Lakin böyle sitelerde oturan çok sevdiğimiz bir çok din kardeşimizi evlerinde ziyaret edemiyor olmanın vermiş olduğu yürek burukluğunu da zikretmezsem yorum eksik kalırdı.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM