Sosyal Medya

Makale

Bütün saatler yaralar, sonuncusu öldürür

İtalya'nın Venedik şehrindeki San Polo Kilisesi Çan Kulesi üzerinde Latince Vulnerat omnes, ultima necat. (Bütün saatler yaralar, sonuncusu öldürür.) kimi uyarmak için yazılmıştır?

Zaman, adeta görünmeyen bir nehrin adıdır. İçinde yüzdüğümüzü sandığımız hâlde bizi sessizce taşıyan, kıyılarını hiçbir gözün bütünüyle göremediği bir nehir... İnsan bazen yürüdüğünü sanır, oysa yürüyen kendisi değil, akan zamandır. Buna göre biz sanki onun akışına iliştirilmiş birkaç nefes, birkaç bakış, birkaç duadan ibaretiz.

Saatler gerçekten yaralar mı?

Belki de evet. Zira her geçen saat, işiten insana dünyaya biraz daha az ait olduğunu fısıldar. Çocukluk çekilir, ardından ilk gençliğin rüzgârı diner. Sesler ağırlaşır, gölgeler uzar, aynalar daha uzun konuşmaya başlar. İnsan, eksildiğini en çok çoğaldığını sandığı zamanlarda fark edemez. Zaman, en derin yerlerde gizlediğin yaralarını sessizce ortaya döker.

Fakat Kur'an, zamana yalnızca bir akış olarak bakmaz. Asır Suresi, zamana yemin ederek onun sadece geçen bir vakit değil, ilahî şahitlik taşıyan bir emanet olduğunu hatırlatır. Demek ki zaman, boşluğun içinde kaybolan saatler değil, insanın hakikatle karşılaşması için var edilmiş ilahî bir iklimdir.

İnsan hüsrandadır.

Bu cümle, yalnızca bir hüküm değildir, adeta insanın içine bırakılmış bir yankıdır. Her okunuşunda başka bir kapıyı açar. Çünkü hüsran, ömrün kısalığı değil, ebediyet için yaratılmış bir ruhun geçici olana razı olması halidir. İnsan bir yandan toprağa kök salarken öte yandan göğe uzanmayı unutmasıdır.

Belki bu yüzden saatler yaralar. Her saat, bizi faniliğimizle yüzleştirir. Her gün batımı, dünyanın ebedi olmadığını yeniden hatırlatır. Her sabah ise ölümün bile son söz olmadığını...

Asır Suresi tam burada, zamanın karanlığını yaran bir nur gibi yükselir. Hüsranın ortasına dört ilke bırakır. İman, salih amel, hakkı tavsiyeleşme ve sabrı tavsiyeleşme. Bunlar yalnızca ahlâki ilkeler değil, zamanın ebediyete açılan kapılarıdır. Zira iman, saati ebediyetle buluşturur. Salih amel, geçen ânı kalıcı kılar. Hak, insanın adalete olan inancını zamana karşı diri tutar. Sabır ise akıp giden ömrün içinde insanın boş vermesine izin vermez.

Bütün saatler yaralar...

Evet, fakat yalnızca özüne kapalı olanı. Hakikate açılan kalp için saat, yara değil, adeta bir doğum sancısıdır. Çünkü insan bazen eksilerek tamamlanır. Bazen faniliğini öğrendiği ölçüde ebediyeti sezmeye başlar. Toprağın yarılması nasıl baharın habercisiyse, zamanın açtığı çatlaklar da ebediyetin nurunun sızdığı yerler olabilir.

Sonuncusu öldürür...
Gerçekten öyle midir?
Belki de sadece bedeni…

Fakat Asır Suresi'nin ufkunda ölüm, zamanı aşan ruhun son eşiğidir. Saatlerin hükmü beden üzerinedir, ruh ise saatin değil, ebediyetin diliyle konuşur. İnsan varlığı bu yüzden yalnız takvimlerle kaim değildir. Zira o, şimdiki vakitten ebediyete çağrılmış bir misafirdir.

Bugünün insanı zamanı hesaplıyor, fakat zaman ile kendisinin hesaba çekildiğini unutuyor. Dakikaları biriktiriyor, fakat anlamı çoğaltamıyor. Saat kazanıyor, ömür kaybediyor. Çünkü zaman, doldurulacak bir boşluk değil, okunacak bir ayettir. Her gün, görünmeyen bir vahyin gölgesi gibi insanın önüne bırakılır. Kimisi onu yalnızca yaşar, kimisi ise onun idrakindedir.

Mucize, güneşin herkesin üzerine doğması, fakat herkesin aynı sabaha uyanamamasıdır.

Bütün saatler yaralar, sonuncusu öldürür

Bu söz artık kulağıma yalnızca ölümün haberi gibi gelmiyor. Daha çok uyandıran bir ikaz gibi... Zaman seni eksiltecek, sen ise anlamını çoğalt. Saatler bedenini yaşlandıracak, sen ruhunu diri tut. Zira insanı öldüren yalnızca ona tanınan vaktin dolması değil. Asıl ölüm, son saat gelmeden önce hakikatin kalpten çekip gitmesi değil midir?

Buna göre;
Belki Asır Suresi yalnızca zamana yemin etmiyor.
Belki de zamanın içinde, insanın ebediyet imkânına yemin ediyordur.
Allahu alem...

Şevket HÜNER/ 18 Safer 1448

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.