Sosyal Medya

Yazarlar

Füzelere Dayanıklı Evler İnşa Edilebilir mi?

Deprem kuşağında yaşayan bir toplum için önemli sayılan, beton kalitesi, kolonların sayısı, taşıyıcı sistemlerin dengesi, zemin analizi… Bu insanın kendine küçük bir güvenlik alanı inşa etme çabasıdır. Depreme dayanıklı evler inşa eden mühendisler aslında yükü biraz daha iyi dağıtarak, yıkılma ihtimalini azaltmaya çalışıp tedbir alırlar. Bu temelde bir hasar azaltma disiplinidir. Mutlak bir koruma ve korunma vaadi değildir.

Bir bina füze saldırısından da korunabilir mi? Son yıllarda dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan savaşlar ve artan jeopolitik gerilimler bu suali sordurdu. Deprem, geniş bir alana yayılan ve yapıyı sallayan bir kuvvettir. Füze saldırısında, yüksek hızla gelen bir cisim önce yapının dış kabuğunu deler, ardından patlayıcı başlık devreye girerek şok dalgası üretir. Bu şok dalgası yalnız duvarları değil, iç mekânı, hava basıncını ve taşıyıcı elemanları aynı anda etkiler.

Bu nedenle konutlar “füzeye dayanıklı” hâle getirilmesi imkânsızdır. Askerî tesislerde veya bazı özel sığınaklarda kullanılan kalın beton kabuklar, toprak altı yapıları ve çok katmanlı koruma sistemleri bile mutlak güvenlik sağlamaz. Üstelik bu tür yapıların maliyeti bir apartman dairesine veya müstakil bir konuta oranla çok pahalıdır.

Depreme karşı daha güvenli şehirler kurmak mümkündür. Fakat füze tehdidi, mimarinin sınırlarını değil, aslında barışın ne kadar hayati olduğunu hatırlatır. Çünkü bu tip tehditler, betonla değil ancak barışla engellenebilir.

Savaş teknolojisinin ulaştığı nokta, insanlığın vicdanını aşan bir hızla ilerliyor. Gökyüzünden gelen bir füze, biranda bir evi, bir aileyi, bir mahalleyi yok edebiliyor. Modern savaşın en büyük trajedisi, gücün artması ama aynı ölçüde sorumluluğun artmamasındandır.

Kur’an’ın Adalet ve Kıst kavramları, bugün evlerin füzelerle vurulduğu bir dünyada yeniden düşünülmesi gereken önemli ahlaki bir çerçeve sunar. Burada adalet, insanlara hakkını vermeyi ifade ederken, Kıst ölçüyü ve tarafsızlığı anlatır. Kıst, gücü elinde bulunduranın kendi çıkarı için değil, hakikatin ve insan onurunun korunması için hareket etmesini gerekli kılar. Bu, kişinin kendi aleyhine bile olsa adil davranmasını sağlar. Böyle bir anlayış, savaşta bile sınırlar koyar. Zira bir devlet ne kadar güçlü olursa olsun, masum bir insanın hayatını yok sayamaz.

Evler füzelerle yıkılırken, insanlık sadece teknik değil ahlaki bir krizle de karşı karşıyadır. Gücün kontrol edilmediği, öfkenin ölçüsüzleştiği bir dünyada hiçbir topluluk gerçekten güvende değildir. Kur’an’ın adalet ve kıst kavramları, savaşın tamamen ortadan kalkmadığı bir dünyada bile insan hayatını koruyabilecek, düşmanı yok etmeyi değil, zulmü sınırlandırmayı amaçlayan vicdanları harekete geçirir.

Bir hedefi vurmak amacıyla gönderilen füze yan hasar gibi teknik bir ifadeyle üstü örtülmeye çalışılır. Ancak Kıst insan hayatını sayısal bir hesap içinde eriten bu tür bir dili kabul etmez. Bir toplum düşmanını insan olarak görmemeye başladığında, onun evini, mahallesini ya da çocuklarını yok etmeyi normal karşılar. Oysa Kıst insanın öfkesine sınır koyar. “Düşman bile olsa, masum olanın hakkı korunmalı” ilkesinin önemini hatırlatır.

Füzelerin evleri vurmasını engellemek yalnızca uluslararası anlaşmalarla sağlanamaz. Bu meselenin özünde, gücü kullanma biçimi yatar. Gücü sınırlayan ahlaki bir ilke olan Kıst, savaşta bile hedefin açık, sınırlı ve sorumluluk bilinci içinde belirlenmesini elzem kılar.

İnsanlığın en çok ihtiyaç duyduğu şey olan adalet, yalnızca mahkeme salonlarında değil, savaş kararlarının verildiği masalarda da yerini almalıdır. Kıst anlayışı, güç, yok etme kapasitesinde değil, insan hayatını koruyabilme iradesinde olduğunu ortaya çıkarır.

Kur’an’ın sunduğu Adalet, her şeyi yerli yerine koymak ve hakkı sahibine teslim etmekse; Kıst bu adaletin somutlaşmış, ölçülebilir ve herkesin payına düşeni hakkaniyetle aldığı toplumsal bir uygulama biçimidir. Kıst ilkesi hâkim olduğunda, kaynakların bölüşümündeki denge ve hakların korunması, sığınakların sağlayamadığı mutlak bir dokunulmazlık oluşturur.

Bir binayı yıkan sadece patlayıcının kinetik enerjisi değil, o enerjiyi bir nefret objesine dönüştüren ideolojilerdir. Adaletin ikame edildiği bir dünyada, füzeler birer saldırı aracı olmaktan çıkarak anlamsız metal yığınlarına dönüşür. İnsanlık, evlerini füzelerden korumak istiyorsa, mühendislik harikası beton bloklara değil, insanlar arasındaki hukukun ve paylaşımın adaletli oluşuna yatırım yapmak zorundadır. Füze tehdidini ortadan kaldıracak olan şey, demir kubbeler değil, toplumlar arası daha samimi ilişkiler ve daha adil bir dünya düzenidir.

Füzelere dayanıklı evler inşa edilemez; ama adalet ve kıst üzerine kurulu bir dünya, evleri füzelere hedef olmaktan kurtarabilir. Ev, böylece yalnızca barınak değil, barışın da mekânı olur.

Şevket Hüner / 16 Şevval 1447

2 Yorum

  1. Hayri Kandemir

    Nisan 05, 2026 Pazar 15:28

    Eyvallah, inşaallah bunu anlayan, uyan birileri çıkacaktır.

  2. Ali Bedir

    Nisan 05, 2026 Pazar 13:10

    Yüreğin geniş, kalemin güçlü olsun üstadım

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM