Sosyal Medya

Yazarlar

Bir Ramazan Hatırası

Yıllar önce bir Ramazan ayıydı.

İHH’nın yardım organizasyonu için birkaç arkadaşla birlikte Bangladeş yollarındaydık. Yanımızda, Türkiye’de yüksek lisans yapan ve bize hem rehberlik hem tercümanlık eden Rızaül Kerim vardı.

Arakan mülteci kamplarının o tozlu ve kederli atmosferinden çıkmış, başkent Dakka’ya dönmüştük.

Sıradaki durağımız, Dakka’nın doğu kırsalında, yemyeşil ağaçların arasına gizlenmiş bir yetimhaneydi. Burası sadece bir barınak değil, aynı zamanda 8-16 yaş arası erkek çocukların eğitim gördüğü bir medreseydi.

Görevimiz netti: İhtiyaçları gidermek ve akşam yetimlerle birlikte iftar sofrasına oturmak.

İftara daha saatler vardı. Ben, gittiğim her yetimhanede yaptığım o kadim rutine sığındım: Çocukların küçük dünyalarını keşfe çıkmak.

Merceğimi sadece dış dünyaya değil, onların hayallerine, korkularına ve özlemlerine çevirdim. Ben soruyordum, Rıza tercüme ediyordu; diller farklı olsa da bakışlar aynıydı.

Etrafımız bir anda yabancı misafirleri merakla süzen çocuklarla doldu. Bir grubu kenara çekip sormaya başladım. Aradığım cevap, o klasik ama her seferinde başka bir kapı açan soruydu:

“Senin çok paran olsa, ne yapardın?”

Kimi gözleri parlayarak, kimi mahcup bir gülümsemeyle hayallerini döktü ortaya: Bisikletler, toplar, ışıklı spor ayakkabılar, oyuncaklar... Her çocuk kendi cennetini anlatıyordu.

Derken sıra 11-12 yaşlarında, çelimsiz, zayıf bir çocuğa geldi. Rıza aynı soruyu ona da yöneltti.

Çocuk, sanki o an cebinde dünyanın bütün hazineleri varmış gibi bir an duraksadı. Gözleri parladı, yüzüne derin bir ciddiyet çöktü. Bir şeyler anlattı; özlemle...

Rıza’nın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyordum ama Rıza donup kalmıştı. Bakışları boşluğa çivilendi, gözleri usulca doldu. Konuşmak istiyor ama kelimeler boğazında bir düğüm olup kalmıştı. Merakım endişeye dönüştü.

Nihayet Rıza, o düğümü zorlukla çözüp fısıldadı:

“Diyor ki abi... Eğer çok param olursa... Doya doya yemek yiyeceğim.”

Zaman o an durdu.

Bir çocuğun en büyük hayalinin "doymak" olması, tüm kelimeleri anlamsız kıldı.

Sadece, "Yapma be çocuk!" diyebildim, sesim içime kaçarak. Daha fazla soru soramadım. Alacağımız cevapların bir tokat gibi yüzümüzde patlamasına dayanacak cesaretim kalmamıştı.

Biraz sonra iftar sofraları kuruldu. Çocuklar büyük bir neşeyle kaplarına uzanırken, biz onları uzaktan, payımıza düşen o ağır utançla izliyorduk.

Veysel TEPELİ

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM