Makale
Özgürlük Paradigmalarının Eleştirel Analizi
Batı'daki "Freedom" ve Doğu'daki "Serbestiyet"in Epistemolojik Temelleri
Özgürlük, modern siyasi ve felsefi söylemin merkezinde yer alan, ancak kültürel ve tarihsel baÄŸlamlara göre farklı anlamlar yüklenen bir kavramdır. Evrensel bir tanımdan ziyade, her medeniyetin kendi sosyolojik gerçekliÄŸi içinde ÅŸekillenen özgürlük anlayışları, birey-toplum-devlet iliÅŸkilerinin temelini oluÅŸturur. Batı'da "freedom" veya "liberty" kavramları, Aydınlanma düşüncesi ve liberal gelenek içinde, bireyin özerkliÄŸi, dışsal baskılardan bağımsızlığı ve negatif özgürlük (yapılması engellenmeyen eylemler) üzerinden tanımlanır. Bu anlayış, John Stuart Mill’in “baÅŸkalarına zarar vermemek kaydıyla” formülasyonunda somutlaşır ve bireyin kendi hayatını belirleme hakkını merkeze alır.
Ancak aynı kavram, Doğu toplumlarında farklı bir anlam haritasına sahiptir. Japonca'da "jinyu" kavramı, Batı'dan aktarılmasına rağmen, toplumsal uyum değerleriyle çerçevelenmiş, kolektif sorumlulukların bireysel iradenin önüne geçtiği bir içerik kazanmıştır. Benzer şekilde, Osmanlı-Türk modernleşmesinde kullanılan "serbestiyet" kavramı, genellikle "canının istediğini yapmak" şeklinde yorumlanarak, negatif özgürlük bağlamında ancak derin bir felsefi arka plana oturmadan kullanılagelmiştir. Bu, kavramın yerli düşünce geleneği içinde tam anlamıyla içselleştirilememesinin bir sonucudur.
Daha radikal bir özgürleşme biçimi olan "emansipasyon" ise, bireyin geleneksel aidiyetlerden (din, aile, cemaat) sıyrılarak seküler ve atomize bir varlık haline gelme sürecini ifade eder. Bu süreç, modernitenin kaçınılmaz bir parçası olarak görülse de, İslami entelektüel gelenekte bu kavramların epistemolojik kökenleri üzerine yapılan çalışmaların yetersizliği, metodolojik bir zaafiyet olarak karşımıza çıkar. Bir kavramın tarihsel arka planı, felsefi yükü ve hangi iktidar ilişkileri içinde üretildiği anlaşılmadan, onun yerli bir düşünce sistemi içinde sağlıklı bir şekilde konumlandırılması mümkün değildir.
Batı'da özgürlüğün korunması için geliştirilen üçlü ayrım (özel-kamusal alan, laiklik, siyasal-sivil toplum), modern devletin işleyişi için araçsal bir çerçeve sunmuştur. Ancak günümüzde, özellikle kamusal alanın kapitalist üretim ilişkileri ve medya endüstrisi tarafından kuşatılmasıyla bu ayrım işlevselliğini büyük ölçüde yitirmiştir. Kamusal alanın özel alanı istila etmesi, mahremiyet kavramını aşındırmakta ve bireyi sürekli bir denetim ve gözetim rejimi içine hapsetmektedir. İslami anlamda mahremiyet, sadece fiziksel bir gizlilik değil, ahlaki ve manevi bir sınır olarak da işlev görür. Modern kamusallığın bu sınırları yok sayması, Müslüman bireyin özgürlük arayışında yeni açılımlar gerektirmektedir. Bu noktada, İslami geleneğin "hürriyet" kavramını, ilahi irade ile uyumlu bir sorumluluk özgürlüğü olarak yeniden düşünmek, Batı merkezci özgürlük paradigmalarının ötesine geçmek için elzemdir.
Abdurrahman ARSLAN

Henüz yorum yapılmamış.