Sosyal Medya

Makale

Mecburi istikamet gibi görünen

Bugün, yeryüzünde kendilerine ben Müslümanım diyenlere, kendini Müslüman olarak ifadelendirenlere atfen esaslı bir tefekkür edelim diye bu metni koyduk önümüze. Bu çerçevede; 

Yaşadığımız bu çağda, neden Rabbani, ulül elbâb, adam gibi adam ve şükredici olan öncülerin ortaya çıkıp bu meseleyi, bu ağır yükü yüklenip, insanlığın topyekûn uçuruma kayması yönünde bir engel oluşturmuyor/oluşturamıyor? Bu durum; insanların, en azından bir bölümünün hakikati görüp taraf olması ve varlığa, insanlığa, düşman olanlarla mücadele edilebilmesinin mecburi ve olmazsa olmaz olduğunu anlamak sürecinin başlangıç aşamasıdır.

Zira hâlihazır durum zannedilenin ötesinde bir vahamet taşımaktadır. Åžeytanın ve yolundakilerin aldatma ve savaÅŸ yöntemlerini anlayıp karşı koyabilmenin; insan doÄŸasına uygun bir hayat inÅŸa edebilmenin, güncel olarak, asgari koÅŸulu budur. 

GeniÅŸ kitleler; asgariden maruz kaldıkları propagandalardan dolayı bloke, bir nevi duman altı olmuÅŸ zihinleriyle, var olanı, doÄŸasına uygun anlayıp, anlamlandırmak yetilerini kaybetmiÅŸlerdir. İçine doÄŸdukları, kültüründe yetiÅŸtikleri, eÄŸitim sistemlerinde okudukları vasatın tüm öğreti ve anlamlandırmalarını, kısmi itirazlar yapılsa da daha çok kabul edip içselleÅŸtirdikleri için, baÅŸka bir perspektiften bakabilmek imkânlarını kaybetmiÅŸler. BoÅŸ verin siz onların farklı ya da muhalif olmak iddialarını. Onlar sadece kendilerine tahsis edilen alanda, birer sosyolojik kimlik, cari kültürün alt unsuru, ispatsız iddia, etkisiz eleman ve aÅŸurenin içerisinde yarmadırlar. 

Bu halin neticesi olarak bir türlü, nefs/ben düzeyinin Ã¶tesine geçemedikleri için; bu sözleri, kendi aleyhlerine söylenmiÅŸ sözler, hakaret, aÅŸağılanmak gibi algılayıp öfkelenirler. Oysaki asıl aÅŸağılamak, kendilerini fıtratlarına yabancılaÅŸtıranların yaptıklarıdır. Bu hususta da devreye Stockholm Sendromu, halk arasında celladına âşık olmak girmektedir. 

GeniÅŸ kitlelerin yazarlarına, çizerlerine, âlimlerine, politikacılarına, akademisyenlerine, kanaat önderlerine, örgütlerine; halinizi, hakikati referans alarak bir muhasebe etseniz denilince; bunu hiç gerekli görmedikleri müşahede edilmiÅŸtir. Hatta eÄŸer siz kendi başınıza yapamayacaksanız, haydi, halinizi ve halimizi birlikte masaya yatıralım ve hakikati referans alarak muhasebe edelim, teklifine; bir kere bile cesaret edip yaklaÅŸtıkları da görülmemiÅŸtir dense abartı olmaz. EÄŸer buna mecbur bırakılsalar da bu kere; hakikate hile yapmaya, hamasete, polemik yapmaya, susturmaya, yani topu taca atmaya çalıştıklarına ÅŸahit olunmuÅŸtur. 

Bu durumun Türkçesi ÅŸudur. Biz hakikatin lafını ederken, onunla bir hayat kurmak ve yaÅŸamaya talip deÄŸiliz. Var olandan ve bunun sahiplerinden razıyız. Bunların kanaat önderi, rehberi, lideri ve lojistik ihtiyaçlarını saÄŸlayacak olanlarının da kaymayı önlemek ve sahih inÅŸaya vaziyet etmek imkânları yoktur. Zira onlar da aynı toprağın, havanın, suyun ürünü olarak, genetiÄŸi ile oynanmış tohumlardan yetiÅŸmiÅŸlerdir. 

Bunlardan dolayı tek yol, hüdayinabit öncülerin, bu ahvalden zehirlenmeden, bu ahval içerisinde yerlerini almaları gibi gözükmektedir. 

Öncüler, bu mevzuda tereddüde düşmeden, ham sorular sormadan, hamd duruÅŸunda; sorumlulukları kendilerine, zihinlerinde, ruhlarının derinliklerinde, tabir caizse, kemiklerinde, iliklerinde hissettirilmiÅŸ olanlardır. Bu hissediÅŸ bir hal farkındalığıdır. Dilin, lafın ötesine geçemeyen "ÅŸuurunun"; samimiyetinin, bilgisinin harcı olmayan bir haldir. 

Öncülerin asgari mertebesi de inÅŸa döngüsünde ulaÅŸtıkları "haldir". Ki onlar; enaniyetlerini aÅŸmış, sadece Allah'a kullukta karar kılmış, inançlarında ve tercihlerinde tereddüt kalmamış; umutsuzluk, ufuksuzluk, kararsızlık ve korkuyu hallerinden çıkartmış; Allah'tan baÅŸkasından ummayan, beklemeyen, istemeyen ve O'na sığınmış, dayanmış, teslim olmuÅŸ ve ne yapacaklarını bilen bir hale sahip olanlardır. Zira bu ağır sorumluluÄŸunun altına asgari bu hallere sahip olmayanlardan baÅŸkasının girmesi mümkün olmaz. Ve onlar, vazifelerin-sorumluluÄŸunun, tekliflerin- tekellüfünün altına fiilen girecek olan kimselerdir. Bunlar hiç, lafını edip sonra da yerinde oturacaklarla bir olabilirler mi? 

Gönlü bu hallere mütemayil, niyeti kavi fakat henüz cesareti olmayanların olması gereken halse, yüzünü bu istikamete çevirmek ve sabitkadem kalmak mücadelesi vermektir. Burada, Rablerine zikir babında salât ederken aynı zamanda kendilerinden olan öncülere de salât etmeleridir. Yani cari imkânları nispetinde destek verip, onlarla aynı tarafta olduklarına kesin kani olup dua etmeleridir. 

Zihnimizde tarihe gidelim ve bir ÅŸehir düşünelim; düşman tarafından iÅŸgal edilmiÅŸ. Kadınlar istismar ediliyor, çocuklar katlediliyor ya da esir alınıyor, her ÅŸey tahrip ediliyor, tüm kaynaklara el konuluyor ve biz de köleleÅŸtiriliyoruz. Muhtemel tavırlarımız ne olurdu? 

Ya hiç durmaz, hangi imkânlara sahipsek, bunlarla ve kavi imanımızla mücadele ederdik. Bu öncülerin tavrıdır. Ya da yüreÄŸimiz bu kadarına yetmez fakat mücadele edenleri sever, onlardan taraf olur, imkân nispetinde yardım eder ve dua ederdik. 

Veyahut büyük bir korku ve acziyet içerisinde, esarete razı olup, teslim olur ve başımıza gelecekleri beklerdik. Ya da imanımız ve farkındalığımız, hakka taraf olup mücadele etmeye yetmez; zillet içerisinde köleliÄŸe razı olur ve emir altına girerdik. 

Bugün yeryüzündeki durum bundan farklı deÄŸildir. İnsanların fıtratlarına, hakikatlerine açılmış savaÅŸta, hal üç aÅŸağı, beÅŸ yukarı budur. Halin, hakikati üzere anlaşılması; tavrın, hakikat üzere belirlenmesi ve konulması ancak hal sahibi öncülerin ve salât edenlerin harcı olacağının bilinmesi gerekmektedir. 

Zira bu hal, her ÅŸeyin terazinin üzerine konulduÄŸu, tartıldığı ve deÄŸerinin belirlendiÄŸi bir demde izhar olan haldir. Ve herkes ortaya çıkan deÄŸerine göre bir hale tebdil olacaktır. 

Enfal Suresi 42: "O gün siz, vadinin yakın kenarında idiniz, onlar da uzak kenarında idiler. Kervan da sizden daha aşağıda idi. Eğer sözleşmiş olsaydınız dahi, sözleştiğiniz vakitte öyle buluşamazdınız. Fakat Allah, yapılması gereken bir işi yerine getirmek için (sizi böyle buluşturdu) ki helâk olan, açık delille helâk olsun; yaşayan da açık delille yaşasın. Çünkü Allah, işitendir, bilendir."

Murat SAYIMLAR

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.