Makale
dindarlık: "olan" ile "daha" arasındaki hiyerarşiyi bozmanın adıdır
dindarlık hayata sonradan eklenen bir sos değildir.
tabağın kenarına sürülen, canı isteyenin alıp isteyenin bıraktığı bir tatlandırıcı hiç değildir.
dindarlık, hayatın bizzat kendisidir.
eklenen değil; kuran, biçim veren, yön tayin eden bir hakikattir.
çünkü vahiy hayata renk olsun
“yanına koy” diye gelmez, “merkezine al” diye gelir.
rabbimiz “de ki benim namazım da ibadetlerim de hayatım da ölümüm de âlemlerin rabbi olan allah içindir” buyururken tam da bunu söyler.
din hayatın bir alanını inşaa etmek için gelmemiştir
hayatın tümünü kuşatan bir istikamettir.
fakat modern insanın zihninde hayat bir çizgiyle ikiye bölünmüştür.
çizginin bir tarafında “olan” vardır, diÄŸer tarafında ise “daha olan”.
daha iyisi, daha güzeli, daha kalitelisi, daha pahalı olanı.
marka olanı, büyük olanı, gösterişli olanı.
insan bu çizgiyi bir eşik gibi görür ve ona zıplamak der.
çağ bu zıplamayı marifet sayar.
çünkü daha olana ulaşmak, daha çok olmakla eş tutulur.
oysa kuran “dünya hayatı bir aldanış metaından baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir” derken
bu çizginin sahte olduğunu çoktan haber vermiştir.
derim ki müslüman:
zıplamak çağımızın ibadetidir. işte tam bu noktada zıplayanların dindarlığı bir sosa dönüşür.
hayatın merkezinden çekilir, kenara alınır. gerektiğinde kullanılır.
vicdan rahatsız olduğunda, içte bir boşluk yankılandığında bastırmak için.
bazı ritüeller esas zannedilir ve din tatmin aracına döner.
vicdanı susturacak bir şey yapmıştır
bilirsiniz işte... oysa yapılan, çizginin kendisine dokunmaz.
o ara kendini iyi hisseder.
sadece iç huzursuzluğa geçici bir merhem sürer.
kuran tam da bu hal için “onlar dünya hayatını severler ve ağır bir günü arkalarında bırakırlar” diye uyarır.
oysa dindarlık çizgiyi silmenin yürüyüşüdür.
“olan” ile “daha” arasındaki hiyerarÅŸiyi bozmanın adıdır.
ökkeş tamam da,
diye heyecanla araya girdi ve teÅŸhis herkesin dilinde
peki ne yapmalı. çünkü çağın hastalığını söylemek, şikayet etmek moda ama ilacını konuşmakta zorlanıyoruz dedi sonra
ne yapmalı sorusunun samimi cevabı bence şudur diye de konuşmaya devam etti:
zıplamayı bırakmalı. daha fazlasına ulaşmayı bir kader, bir başarı, bir kurtuluş sanma alışkanlığını terk etmeli.
durmak gerekir. öylece durmak işte durmak çağımızda devrimdir.
hızın karşısında durmak, tüketimin karşısında durmak,
“daha”nın karşısında durmak.
kuranın “israf etmeyin, çünkü allah müsrifleri sevmez” ikazı
sadece parayla ilgili deÄŸildir;
hayatı hoyratça tüketmekle de ilgilidir.
sonra nefeslendi heyecanla sesini yükseltti:
hayatı parçalara ayırmaktan vazgeçmeliyiz müslüman. ne çok parçalı hayatlarımız var
ibadet başka, iş başka, siyaset başka, aile başka diye bölünmüş bir hayat, dindarlığı sos yapar.
ne yapmalı diyen biri önce kendi içindeki bu parçalanmayı fark etmeli.
dünya mazlumları için ağlayan bir kalbin evindeki adaletsizliği görmezden gelemeyeceğini kabullenmeli.
düğünü, cenazesi, evi barkı yani derim ki ne yapıyorsa hayatın içinde
yaptığına dinin tam da merkezinde izi olmalı...
bir de “baÅŸarı” tanımını deÄŸiÅŸtirmeli.
çağ başarıyı yükselmekle anlatır. dindarlık derinleşmekle.
bazen kaybetmeyi göze almak gerekir. itibar kaybetmeyi, hız kaybetmeyi, yalnız kalmayı.
çünkü “çizgi silenler” kalabalık olmaz.
kalabalıklar zıplayanlardan oluşur. peygamberlerin çoğu bu yüzden yalnız yürüdü.
ve belki de en son şunu yapmalı:
dini savunmaktan vazgeçip yaşamaya başlamalı.
dindarlık savunulan bir ideoloji değil, yaşanan bir hayattır.
savunulan din çoğu zaman yaşanmayan dindir.
yaşanan dinin reklama ihtiyacı yoktur. hali yeter, susuşu yeter.
nitekim “siz insanların iyiliÄŸi için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz” ayeti bir iddia deÄŸil, bir sorumluluk bildirir.
çok mu üst perdeden oldu mustafam.
belki.
ama “ne yapmalı sorusu” fısıltıyla cevaplanmaz.
çünkü çağ çok gürültülü. o gürültünün içinde çizgi silmek ancak böyle mümkün.
dedi ve sustu…
paylaşmaya değer gördüğünüz yazılarımın dilediği kısmı dahil dostlarınıza ikrama açıktır.
bir gönle daha temas etmek iyidir. valla!

Henüz yorum yapılmamış.