Sosyal Medya

Yazarlar

Müstağnilik: Muhtaç İnsanın Enaniyet İmtihanı

İnsanlık tarihi boyunca duygu ve dürtüleri ile imtihan geçirmiştir. Hırslarına ket vurmadığı için başı derde girmiştir. Bu sebeple kadim bilgi ve tecrübelerin vurguladığı bir hakikat vardır: "Kendini bil!" İnsanın kendini yani nefsini bilmesi, değişimin anahtarıdır. Ne var ki içindeki ayartıcı güçler onu tuzağa düşürmeyi başarmaktadır. Bu telkinlerden biri de kişinin kendini yeterli görmesidir. İhtiyaçsız olma iddiasının kökeninde nefsani dürtüler yatmaktadır. Birlikte yaşadığı insanlara yük olmasından, cana kıymasına kadar birçok netameli davranışların aktörü nefstir. İleri gitmekte sınır tanımaz, kalp kırar, can incitir ve itibar suikastı yapabilir. Bu dürtü kaynağını tanımak için kişiye düşen, iç kazı çalışması yapmasıdır. Böylece kendini bilme yolunda önüne çıkan engelleri tanıyabilir.    

İnsanın kendini yeterli görmesi hakkında çift kutuplu bir eğilim vardır. Müstağni olmak erdem ile anılabileceği gibi kınanacak bir tutumdur. Sahip oldukları ile yetinen kişi müsbet manada müstağnidir. İnsanların yardımına karşı gurur hissi ile müstağnilik yapan kişi ise manevi bir hastalık içindedir. Kimi insan sahip olduğu bazı değerler üzerinden bir benlik algısı geliştirerek kendini insanlardan üstün görür. Elindeki kıymet enaniyete sebep olur. Kendini insanlardan üstün görür, kibirlenir hatta iş narsist tutumlara kadar varır. Müstağni kişi fildişi kulesinde elinin altındaki değer veya sahip olduğu statüye güvenerek insanlardan kendini soyutlar. Bu eğilime büyüklenmeci müstağnilik diyebiliriz; yani kendini ihtiyaçtan azade saymak.  

Müsbet olan “kanaatkâr müstağnilik” yani izzetli duruş, ihtiyacı olsa da kibirden değil kendi haline rıza göstererek istememe durumudur. Bir erdem örneği olarak kanaatkarlık, açık bir manaya sahip olduğu için menfi manada müstağniliğin bilinmesi daha elzemdir. Egoya bağlı gelişen müstağnilik tek başına bir kişilik özelliği değildir. Şahsiyette kök salmış bir marazın sonucudur. Başta, kul olma acziyetini ve muhtaç olmayı kavrayamamaktır. Bir kul Allah’a karşı zillet içindedir. İnsanlar arasında ise hem izzetli hem de muhtaç bir konumdadır. Elbette ihtiyacını Allah’tan ister fakat vesile olacak birinin elinden alması takdir edilmiştir. Bu hakikate rağmen müstağnilik eden kişi büyüklenerek insanların yardımına tenezzül etmez. Kişinin kendini bilmeyi gözardı ettiği bir süreçtir. Bir bakıma kendisi hakkında komplekse sahip olduğu için öteki insanlar ile güç yarışına girer.  

Kul olarak yaratılan insan için sınırlar belirlenmiştir. Kul olan insan hem büyük nakısa içindedir hem de ahseni takvim özelliğine sahiptir. Yaratılan en üstün varlıktır. Bilgi ve donanımı ile kişisel üstünlüğe sahip olabilir. Fakat sahip oldukları ile büyüklenmesi kabul edilemez. Kul olarak yaratılmıştır. Boyun bükmeli ve yüzünü Mevla’sı için yere koymalıdır. Hiçbir dünya konumu ve ilim, insan üzerindeki tazarruyu iptal etmez.  Zira o fani ve ölümlüdür. “Hakir bir su"dan, nutfeden yaratılmıştır. Kendini ihtiyaçtan beri görebileceği bir istiğna söz konusu değildir. Ne var ki insan psikolojisi kırılgandır. Refaha kavuştuğunda kendine vehmetmeye başlar. Hibe olarak verileni kendisine menkul sayar.

Günümüze baktığımızda sanal ağlar, zihin konforu ve kredili tüketim salgını müstağniliğin kışkırtıcı zeminidir. Yeni seküler zihin şeytanın cirit attığı, kendini yeterli gören ve Rabbi’ne karşı nankörleşen insanın hikayesidir. Stüdyo dairelerde yalnız yaşayan insanın ruhu can çekişmektedir. Bu kesif hayat modernlik sayıldığı halde, ihtiyaçlarını müşterek olarak karşılayan Afrika insanı “ilkel” olarak anılır!  İnsan insana muhtaçtır fakat modern zihin bunu inkar etmektedir. Aile başta olmak üzere insan insana hem veli hem de yük olarak yaratılmıştır. Bir anne gece bebeğinin ihtiyacı için defalarca kalkar. Bebeği onun için hem yük hem de onu olgunlaştıran bir öğretmendir. Ebeveynlikten kaçınan kişi ise gelecekte daha büyük yükle karşılaşacaktır.

Eskiden bir makama, soyluluğa veya bir servete sahip olanlar kendini müstağni hissedebilirdi. Bugün ise ilkokul çağındaki bir çocuk, elindeki teknolojik aygıtı kullanabilme becerisi ile kendini büyüklerden daha üstün görebilmektedir. Son nesle kadar insan bir bedel ödeyerek kendini var ederken, bugün sanal alanda müstağni kılacak duygulara ulaşabilir. Sadece zekâ yordamıyla oluşturduğu profille benliğinin bütün eksiklerini kapattığını sanan bir nesle tanıklık ediyoruz. Yeni nesilde metafizik kaygı yok olmaktadır. Geçmişte yokluğa sabır ve hayatın zorluğu ile mücadele etmek insanı geliştirmekteydi. Bugün hakikati arama deneyiminden yoksun, her arzusuna anında ulaşabilen ama derin bir mana kaybı yaşanmaktadır. Bu tablo tarihte görülmemiş bir müstağniliği çocuklara hediye etmiştir.

İnsanda dualite vardır; hem zatına hoş bakmalı hem de nefsini kınamalıdır. Zatı itibariyle şereflidir, zübde-i âlem/ âlemin özüdür. Benlik saygısı geliştirmeli yani izzetli bir duruşa sahip olmalıdır. Zat yönü ile ahseni takvim özellikleri taşıdığı için kerim vasıflarını öne çıkarabilir. Merhamet, dürüstlük, mürüvvet, cömertlik ve diğerkamlık gibi yönleri ile insanlarla yarışabilir. Fakat öteki kutupta nefsin karanlık boyutu vardır. Müstağniliğe, kibre, enaniyete ve narsisizme sürükleyen nefsini kınamalıdır.  

Dünyanın karmaşık sınavları karşısında insanın nasıl "kendini bileceği" önemli bir ödev olarak önümüzde duruyor.  Bu bilme, hem aciz bir kul olduğumuzu idrak etmeyi, hem de içimizdeki düşmanla; nefsle mücadele etmeyi gerektirir. Birlikte yaşayarak kalbimizi hastalıklardan arındırarak, kendimizi büyüklenmeden koruyabiliriz. Nihayetinde, mülk de izzet de Allah’ındır. Dilediğine verir, dilediğinden alır. Bu bilince varan kişi ne varlıkla şımarır ne de yoklukla yıkılır; daima Rabbine muhtaç olduğunun bilinciyle, şükür ve sabır üzere yoluna devam eder.

İnsan gurura kapılarak kendini muhtaç hissetmeyen müstağniliğe karşı koruyan bir davaya sahip olmalıdır. Bugüne baktığımızda Gazze ve Kudüs davası, Müslümanlar için bir ayna ve anlam kaynağıdır. Dava sahibi olmak, Mevlana’nın pergel metaforundaki gibi, bir ayağını merkeze sabitlemektir. Kendini bilen insan pergelin sabit ayağı merkeze yerleştirmiştir. Hırsla sahip olmaya ve kendini beğendirme telaşından uzak duran kişi kanaatle örnek bir istiğna sergileyebilir.

M. Bayram Ayaz

1 Yorum

  1. Yasin Aydoğan

    Aralık 28, 2025 Pazar 18:36

    Çok faydalandım eline yüreğine sağlık üstad

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM