Yazarlar
Yeni Bir Dünya Düşü/Suyu Yokuşa Akıtmak
Dünyanın içinden yeni bir dünya çıkarma ihtiyacı var. İnsanın kendini bulacağı, fıtratın nefes alacağı yeni bir hayat alanı özlemini derinleştiriyor.
İnsanın eşyanın önüne çıktığı, rakamsal ifadeleri aştığı yerde anlam dünyasını inşa edebilir ancak.
Dünyada böyle bir potansiyele, söylem düzeyinde sadece İslâm sahip. Varlık hiyerarşisini doğru kuran ve insanı, kendine inşa imkânı veren, aklın ve kalbin ihtiyacını ona sunan yegâne söylem odur. Hazzın yıkıcı yatay ilişkisini, iyiliğin dikey akışıyla değiştiren kadife gül onun özünde saklı durmaktadır.
Başıbozuk hareket etmenin özgürlük telakki edildiği vasatta söz önemini yitirmiştir. Sorumluluğun inşa edici gücünü yitirmiş bir algı, sıkışmadığı sürece hazzın esaretini kabullenecek ve çare derdine düştüğünde arayışını göz yordamı ile yapmaya yönelecektir. Görsel medeniyet kabuğa önem vererek anlam dünyasının önüne jelatinden janjanlı duvarlar ördü. Kalbin üşümesi, yalnızlığının işareti, aklın yıkıcı tezahür biçimi, tatminsiz hırsların elinde kalışıyla ilgili.
Modern insanın sorunu güneşi yeraltında saklayıp fenere hayran kalmak.
Kendini tanımlamadan önce neden batıldan beri olduğunu, ortaya koymak, bir yönüyle insana rağmen insandan yana olmanın açıklaması olacaktır. Modern dünya sadece adaletsiz değil, merhametsiz de. Adalet ve merhamet aynı aileye mensuplar ve varlıkları birbiriyle kaim. İkisinin olmadığı yerde güç ve bencillik kişiyi ve toplumu teslim alır
Modern akış bu insafsız vadide varlık buluyor, akışa karşı duracak her şeyi ezerek yol alıyor. Fiziksel açıdan zor görünse de bu akışı durdurmak imkânsız değil, Peygamberler tarihi imkânsız görünen bu yokuşa döndürülen akışların örnekleriyle dolu. Yokuşa doğru akış için öncelikle özgüven ihtiyacı ortaya çıkar. Son hücresine kadar söylemini hazmetmiş ve ona ram olmanı mutluluğu gözlerine yansımış bünyelerin varlığını tarih önümüze koyuyor. “İnanıyorsanız üstünsünüz” düsturu insanı cevherleştiren, varlığın merkezine yerleştiren bir vurgudur.
İnanan, Yaratan’ın rızasını her mekân ve zamanda yegâne amaç edinen geçici alemi aşmış bir yanıyla rahmetli olmuştur. Ölümün dünyevi anlayışları korku ve titreyişe saldığı yerde sonsuza tutunan ebedi bir mutluluğun peşine düşmüştür. Ebedi hayat karşısında dünyevi güçlerin kıymetinin esamesi okunabilir mi? İran sarayına elçi giden sahabenin dünyaya meydan okuyan tavrı, hicretle dünyayı hiçe sayan muhacirlerin yoldaşlığı, parlayan yıldızlar gibi yola çıkacaklara göz kırpmaktadır.
Tavrın gücündür. Yeryüzü razıdır muvahhit olup yola düşenden. Dünyanın içinde, dünyaya meydan okuma erdemine kaç kez şahit olundu. Müminin savaşı önce içinde başlıyor ve ölümüne kadar duraksamadan sürüyor. İç alemde yaşanan savaşın neticesi zafer olduğunda; dışarıya özgüven olarak yansıyor. Ve cehd içinde alana sayısız kapılar açılmakta, nice ilham yüklü yollar ayağına serilmekte. Müslüman olmak yakınmaktan uzak durmayı gerektirir. En umutsuz görünen anda, umudun adresi olmayı gerektirir.
Mümin olmak sorunların değil, cevapların adresi olmaktır. Bütün bunlar için, özgüvenli duruş için öncelikle bir “özbakım” gereklidir.
Namazı ikame etmekle başlayan eylem planı, salih amele raci olan eylemlerle günü kayıtlamalı ve artı duyarlılıkla yeni güne girmeli. Namazını ihmal eden müminin endişesi, özlemi ve hedefleri yara almış demektir. Kendine karşı özgüvenini yitirmenin alameti farikası namazdan verilen tavizle başlar. İç dünyada açılan menfezlere hazlar akmaya başlar ve sonuçta insanlığa hayır taşıyacak, iyiliğin yollarını açacak mümin seküler akışın selinde küçük bir çakıl taşı kadar iradesiz kalır.
Namazsız, duasız çabaların özü dünyevidir ve ancak o sınırlar içinde geçerliliğe sahiptirler. “De ki: ‘İbadetiniz (duanız) olmasa Rabb’im size ne diye değer versin?” (Furkan, 25/77) ayeti, işleri kimin yaptığına ve muhtacın kim olduğuna dair hatırlatma yapıyor.
Müslümanın imkânı ve aynı zamanda farkı burada yatmaktadır. Fiili ve lafzi duayı bir araya safiyetle getirdiğinde iyilik kapıları açılabilmekte, hayale sığmayacak kazanımlar ortaya çıkabilmekte.
Çarkların böylesine acımasız işlediği insanlığın kesif bir sis ortamında “kutup yıldızını aradığı devirde, şehre giren o aydınlık sesli adam gibi, büyük bir özgüvenle “O kutlu elçi doğru söylemiştir ve onun çağrısı hepimizedir” diyebilmek...
Yeni bir dünya düşü kurmak her müminin ödevidir. Bu ödev bilinci ve çabası ancak ömrümüzü meşrulaştırır.
Ahmet Mercan
Not: Bu makale, “İnsanı Geri Çağırmak” adlı eserden iktibas edilmiştir.

Henüz yorum yapılmamış.