Yazarlar
Kitle Gözüyle Düşünür
Bedensel ve psikolojik baskı altında olan sorular sorar ve içinde bulunduğu şartları sorgular. Tabiatın kucağında, güneşli günde, denizi seyreden insan için devrede olan hoşnutluktur. Soru ve sorgulama ortamın atmosferine uygun değildir. Dünyaya gelip de bir anlık huzur duyan için “Buraya neden geldim” sorusu sakıt olur.
Bundan ötesi keşiftir. Dünyada bulunuşun anlamını bulmaktır. Bir başka ifade ile “ben kimim ve bu varlık neyin nesi” düşüncesi ile idraki yolculuğa çıkarmak aklın temel ihtiyacının gereğidir. Akıl ön şartlanmalara duçar olmadıkça Yaratıcıyı bulmada gecikmez. Ancak Yaratan’ın muradı için vahye ihtiyaç vardır. Mesela insan akıl yoluyla orucu, zekâtı bulamaz.
Vahiy bir ihtiyaç olarak arz ve semavatın mülk Sahibi tarafından insana indirilmesi elzemiyet ifade eder. Diğer yandan hukuki açıdan bakıldığında, sahibi mülkünün kullanış amacını belirleme, hukukunu oluşturma hakkına sahiptir. Ölçüyü koyma hakkı onu var edene, mülkün sahibine aittir. Yegâne irade sahibi varlık olarak insan, bu ilahi durumu kabul ve reddetme serbestliğine haizdir.
Hayat bir bakıma yaratılmışların en kıymetlisi olan insan için kuruluyor.
Varlık karşısında konumunu belirleme kapasitesine sahip insan için inkârı seçmek, yaratılış donanımı açısından oldukça zordur. Buna rağmen insan idrak yolculuğunu başlatmama yönüne giderek inkâr kolaycılığına kaçabilmektedir.
İnanan için inkâr şaşılası, gayri mümkün bir durumdur.
Yaratıcının bilgisini veren, insanın amacını anlatan ve kâinatı tanıtan vahye sırt çeviren insan, mülk sahibine karşı çıkarken işgalci durumuna düşmüş olur. İnsan olmanın anlamına yabancılaşarak, akletme yeteneği olmayan canlıların seviyesine inmiş olur.
Varlık ki görünür görünmez her şey, görev bilinci ve vücut ahenkleriyle ikrar korosu olarak insanı düşünmeye çağırmaktadır.
Ezel ve ebed duygusundan kopuş dünyevi ömrü taşkın, çılgınlığa varan hoyrat kullanıma icbar ediyor. Tekrarı olmayan, hesabı da sorulmayacak bir hayat anlayışı için her şeyin olup bitmesinin tek mekânı dünya kalmaktadır. Ölüm bir son ise ve hesap günü yoksa dünyada yapılan bütün haksızlıklar normalleşme temayülü gösterir. Dünyadan azami zevk almak, yegâne gerçeklik olarak kabul görmesi, insanı görüntüye teslim ederken, ruhun kullanım alanı güdükleşerek bedensel hazlara indirgenmiş hale gelir.
Günümüz dünyası için reelin geçerli olması ve bundan imtina etmenin maliyetinin yüksek oluşu düşünülesi durumdur. Kitle kültürü olarak, dünyayı anında bir alanda toplayan haz olgusu, İslâm coğrafyasını da etkisi altına almış durumdadır.
Gerçeklik gösterisi sunan bütün dünyevi başarılar, hakikati gölgelemeye yönelik misyon üstleniyor.
Ölçü birimi yönünden zuhur eden değişim, işin doğruluğunu tartma yerine ölçümü, alınan oy/reyting üzerinden deruhte edince, hakikat algısı izafiyete endeksli olarak anlaşılır oluyor.
Başarıların kutsanması, hakikatle çelişikliğinin göz ardı edilmesi, Müslüman zihnin temel problemi olarak karşımıza çıkıyor. Ardından, “geçicilik” kaydı ile verilen ruhsatların kalıcılık kazanması, yozlaşmayı beraberinde getiriyor.
Müslüman için hayat ezel ve ebed kavrayışı ile ancak güvenli hale gelebilir. Hakikat; başarı, başarısızlık; azınlık, çoğunluk kararışlarının fevkinde, hiçbir gerçeklikten etkilenmeyen, temel belirleyiciliğe haizdir.
Bilimin hakikati tespit edememesi, ikrar etme cüreti göstermemesi maksatlıdır ve kendi sorunudur. İzlenme/benimseme oranının da kıymeti harbiyesi, hakikat açısından söz konusu olamaz.
Kolaycılık, hayat üzerinde unutkanlık oluşturan zevk tabakası ile gözün algısını belirleyici kılıyor.
Akletme kuşatma altında.
Mümin için, âhiret öncelikli kavrayış, tarihin her döneminde önemli olmuştur. Zaman anlayışı açısından bütünlük içeren ve iç denetimi öne çıkaran tutum sayesinde insan, yaratılışı amacı doğrultusunda, değeri salih amele raci kılmıştır.
Âhiret hesabı, dünya aritmetiğinden daha geçerli olarak işlem gördüğünde, zaman yabancılaşmanın kıskacından kurtulma emaresi göstermeye başlar.
İnsan tutarlılık adına, kimin mülkünü kullandığını iyice düşünmeli.
Hakikatle tenakuza teşkil eden gerçekliğe üşüşen kitlelere rağmen, mümin tek başına kalsa da hikmet yolunu takip edebilecek mi?
Yaratılış amacını bulması, insanın yeryüzündeki en büyük buluşu; hayatını Rabb’inin rızası doğrultusunda yaşaması, elde edebileceği en büyük zenginliğidir.
Ahmet Mercan
Not: Bu makale, “İnsanı Geri Çağırmak” adlı eserden iktibas edilmiştir.

Henüz yorum yapılmamış.