Sosyal Medya

Yazarlar

Sahabe Yaşıyor

Bahçesinden elma aşıran çocuklara o kadar hırslanmıştı ki; ikisini bir yakalasa, temiz bir sopa çekecekti. ‘Komşuyu da hizaya getirmek lazım.’ Komşusu, bahçesindeki ağacını keserken yıkmış olduğu çitini daha onarmamıştı. Kapı eşiğinde uyuklayan köpeğini tekmeledi. ‘Defol işe yaramaz miskin. Evi koruyacağına sürekli uyukluyorsun.’ Çok sinirlenmişti. Sakinleşmek için televizyonu açtı. Kanallar arasında dolaşırken esir takası görüntülerine takılı kaldı. Kısa bir müddet sonra da uyuklamaya başladı.

Savaş meydanının tozu dumanı daha yere inmemişti. Dizlerinin üstüne çöktürülmüş, başı eğdirilmişti. Yorulmuş ve çok susamıştı. ‘Resulullah geliyor’ fısıldaşmaları ile bir dalgalanma oldu. İslam Peygamberinin kaşları çatılmıştı. ‘Esirleri rahatlatın, yarası olanları tedavi edin, susuzluklarını ve açlıklarını giderin.’ diye buyurdu. Biraz önce ölümüne kılıç kılıca geldikleri sahabenin kahredici eli birden şefkat eline dönüşüvermiş, yarasını temizleyen sahabenin güleç yüzüne şaşkınlıkla bakakalmıştı. ‘Fidye için imkânın var mı?’ sorusuna ‘Ben fakir bir adamım. Bu savaşa da ganimet umudu ile dahil oldum.’ Cevabını verince endişelenmiş, infazının acısız olmasını dilemiş. ‘Okuman yazman var mı?’ sorusunu duyunca ilgiyi kuramamış güç duyulabilecek bir ses ile ‘var’ diye bilmiş. ‘Tamam, çocuklarımıza okuma yazma öğret. Sonra serbestsin.’ Kulaklarına inanamamıştı. Boynunun ağrıdığını hissedince uyuklamasını bozmadan koltuğa tamamen uzandı.

Alparslan’ın ordusu muhkem bir kaleyi muhasara etmişti. Kale çok muhkemdi ve muhasara uzadıkça uzuyordu. Bir ordu komutanıydı şimdi. Sultan Alparslan’ı selamlayarak huzura vardı. ‘Sultanım bir planım var’ dedi. ‘Anlatasın’ dedi Alparslan. ‘Sultanım. Kale çok muhkem ve iaşe hususunda dayanabilecek stokları mevcut. Fakat su açısından zaafları var. Şu hemen aşağıdaki dere kale içinden geçiyor. Derenin önüne bir bent yapar yatağını değiştirirsek bir süre sonra susuzluktan dirençleri kırılır, kaleyi teslim ederler.’ Alparslan’ın yüz hatları gerilmişti. ‘Komutan sen ne dersin! Kale içindeki ahaliyi susuzluktan kırmayı mı teklif edersin. Sen Peygamberimizden hiç mi bir şey öğrenemedin. Var mıdır ahlakımızda böylesi bir zalimlik.’

Uyuklaması uykuya vardı. Üşüdüğünü hissetti. Bacaklarını karnına çekti. Ellerini koynuna soktu.

Bosna’da dehşet bir katliam ve zulüm yaşanıyor. Sırplar Bosnalı kadınlara tecavüz ediyor, vahşet, Avrupa’nın orta yerinde en ilkel hali ile sergileniyor. Şimdi de Bosnalı bir komutandı. Aliya’nın yanına varmıştı. ‘Efendim, Sırplar bizim kadınlarımıza tecavüz etti. Çocuklarımızı öldürdü. Köylerimizi yaktı. Şimdi biz de Sırpların bir köyünü kuşatma altına aldık. Biz de onlara bize yaptıklarının benzerini yapacağız.’ Aliya, o aydınlık gülümsemesi ile ‘Onlar gibi davranamayız. Çünkü onlar bizim öğretmenimiz değildir.Biz de zalimlerden olursak, zulme karşı savaşmamızın bir anlamı kalmaz. Yeryüzünün öğretmeni olabilmek için gökyüzünün öğrencisi olmak lazım.’

Birden uyanıverdi. Yahudi bir esir Hamas askerine sarılmış ağlamaktadır. Televizyonu kapattı, dışarıya çıktı. Arazisinin etrafındaki çitleri elleriyle söktü. Tahta çitlerin iş gören parçalarından elma ağaçlarının gövdelerine sağlamca merdivenler yaptı.    

Arif Arcan

   

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM