Sosyal Medya

Yazarlar

Haklı Kalmak, Haklı Olmanın Sağlamasıdır

Matematikte bir işlemin doğruluğu, ters işlemle test edilir. Toplama çıkarma ile, bölme çarpma ile kontrol edilir. Sonuç yerindeyse sağlaması yapılmış demektir. Hayatta da haklı olduğunu düşünmek tek başına yetmez; insan, haklılığını zamanla, tutumla ve yöntemle “sağlamalıdır.”

Haklı kalmak anlık bir hâl değil, süreklilik isteyen bir duruştur. Hem sabır ister hem de sebat. Haklı kalmak, sadece bir duruş değil; aynı zamanda bir süreçtir. Sabırla, ahlâkla, istikrarla devam ettirilmesi gereken bir duruş… Zira haklı olmak çoğu zaman bir anlık bilginin, duygunun, hatta öfkenin sonucudur. Ama haklı kalmak; sabrın, ahlâkın, istikametin ve basîretin sonucudur. Yani haklı kalmak, haklı olmanın sadece bir sonucu değil, ispatıdır da aynı zamanda. Sağlama budur…

Bugün yaşadığımız çağ, görüşlerin hızla değiştiği, fikirlerin pazara düştüğü, kanaatlerin çıkarla çarpıldığı bir çağ. Böyle bir zeminde biri çıkıp da “Ben buyum!” diyorsa, bir duruş gösteriyorsa, asıl kıymetli olan o duruşun sürebilmesidir. Çünkü taraf tutmak değil, taraf olmak zordur. Taraf olmak; hakikatin tarafında, adâletin yanında, sabit bir noktada sebât edebilmektir. Oysa günümüzde çoğu insan, fırtınanın yönüne göre dönen birer yelkovan gibi. Hakikati değil, gücü referans alıyor. O yüzden de herkes haklı ama hiç kimse haklı kalamıyor.

Haklı kalabilmek için yöntem de haklı olmalıdır. Zira bazen insan haklı olduğu bir davada, kullandığı yol ve üslup yüzünden haksız duruma düşer. Meselâ bir haksızlığı dile getirirken iftiraya sapmak, öfkeye teslim olmak, şiddete başvurmak ya da adâleti çiğnemek... Bütün bunlar haklı bir davayı hakikatten koparır. Bu yüzden haklı kalmak, sadece ne söylediğimiz değil, nasıl söylediğimizle de ilgilidir. Haklı kalmak bir kez doğruyu söylemekle değil; her seferinde aynı hakkı savunmakla mümkündür. Bu sebeple haklı kalmak bir süreçtir, bir sabır imtihanıdır.

Bir insanı en çok yoran şey, haksızlığa uğradığında içindeki öfkeyi taşırmadan, hakkını sabırla savunabilmesidir. Ama işte haklılık da burada sınanır. Çünkü haklı kalmak, haksızlığa karşı gösterilen ahlâkî refleksle mümkündür. Kişi, sabredebildiği kadar sağlam, adâletle direnebildiği kadar kararlıdır. Zira hakikati savunmak, sadece bir iddia değil, aynı zamanda bir imtihandır.

Bazen haklılık yanlızlık getirir. Dokuz köyden kovulmayı netice verir. Ama bu yalnızlık, bir tevekkül yalnızlığıdır. Kalabalıklardan kopup hakikate yakınlaşmak gibidir. Bu yüzden haklı kalabilenler, sadece adâleti değil, kendi vicdanlarını da kurtarır. Zira haklı kalmak; içten dışa, sözden davranışa, fikirden mücadeleye bir tutarlılığın adıdır. Haklı kalmak, doğru bir yerde durmak kadar, o doğruda kalmayı sürdürebilmektir.

Sonuç olarak, haklı kalmak bir süreçtir. Bu süreç sabır ister, sükûnet ister, sağlam bir vicdan ister. Haklı kalmak; mücadele ettiği kötülüğe benzememekle, adâleti kendi elleriyle kirletmemekle mümkündür. Ve evet, sonunda kişi hâlâ aynı noktadaysa, hâlâ aynı doğruları savunuyorsa ve yöntemleri hâlâ ahlâka yaslanıyorsa; işte o zaman haklı olduğunu değil, haklı kaldığını ispat etmiştir.

Muhammed Ali Alioğlu

1 Yorum

  1. Mutlu

    Nisan 06, 2025 Pazar 14:12

    Maşallah/ barekallah

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM