Sosyal Medya

Yazarlar

Önce İnsan Değişmeli Ahlaki Çöküş Önlenmeli

Mülk benim değil, Allah’ındır. Önemli olan liyakatin, adaletin ahlakın dikkate alınarak hakikat temelli bir düzenin kurulmasıdır. İslam, insanların hırslarını, açgözlülüklerini, mal hırsını frenler ve dengeler. Bunun yerine hayatın her alanında imtihan bilinci içinde, yardımseverliği, diğergamlığı, kul hakkını, komşu haklarını aşılar bu şuuru verir. Allah’ı hesaba katmadan bir hayat, bir dünya görüşünü dinimiz reddeder.

Tabiat okunması gereken bir kevni ayettir. Tabiat olayları ile iç içeyiz, ihya için varız, imha ve katliam için değil. Deprem, sel ve tufan hepsiyle karşılaşabiliriz. Tabiat sürekli bir akışkanlık içindedir. Allah’ın ayeti olan tabiat, Allah’ın iradesine bağlı olarak her an değişiklik gösterir. Dünyevi bir azaba dönüşebilir. Kuran da inzar ayetleri vardır. Geçmiş ümmetlerin başına gelen azap şekillerinden bahseder. Doğal ve sosyal afetlerden bahseder. Ad kavmi, semud kavmi, sodom-gomore ve Nuh kavmi gibi birçok kavmin helak edilişinden bahseder. Bunlar bizim içinde inzar’dır. Bunlar için gaybı taşlamanın anlamı yok. Bir gün bizimde başımıza gelebilir düşüncesiyle hareket etmemiz gerekir. Bunların hepsi Allah’tan kopan, ahlaktan kopan insanların kendi elleriyle dünyayı cehenneme çevirebileceğinin örnekleridir. Bunlara kader diyemeyiz, kör kadercilik yok dinimizde. Yolsuzluğun, rantcılığın, israfın, sahtekarlığın, liyakatsızlığın ihtirasın mal-para sevgisinin, açgözlülüğün olduğu, tedbirsizliğin olduğu bir hayatta tüm bunlara, yaşananlara kader deyip kaçamazsınız. Bu musibetler başımıza neden geldi sorusuna Kur’an “kendi ellerinizle” der.

Bir avuç azınlığın, müfret ve melenin yaptıkları ahlaksızlıkların sonucu sosyal afetlerle karşılaşabiliriz. Kur’an uyarıyor bunların çöküşünden önce, ahlakın, erdemin, insanlığın çöküşünden bahseder. Yok mu ibret alan hala, ibret almayacak mıyız? Haysiyetli, şerefli, erdemli, ahlaklı insanlara ihtiyacımız var. Sorun insan sorunu, liyakat sorunu…

Şu kainata tabiata bakın! Hangisini insanlar yaptı, hangi mülkü ahirete götürebiliriz.  Acizliğini unutma ey insan... Allah’a muhtaçsın... Öleceksin, ölüm varken bu kibirlenmen bu mal hırsı neden... Oysa toprağı Allah bize bir meta diye vermiştir, ihya etmek için. Allah’ın bu ayetlerini bozmamak için. Haramlar insanı, insanda cemiyeti bozar. Bu beşeri kanunlarla çözülmez. İlahi kanunlara uymakla çözülür felaketlerin başında, kötü alışkanlıklar var. Bunlar kötü insanlarla yayılır...

Bizler Allah’a teslimiyeti bırakmışız, kör kadere teslim olmuşuz. Sünnetullah işliyor, kainatın kanunları Allah’ın fiilleridir. <<Allah’ın sünnetinde asla değişiklik bulamayacaksın>>(Ahzap 33/62)

İnsan özgür iradesiyle kainatı tabiatı ya ihya eder, korur bu emanete sahip çıkar ya da tahrip eder imha eder bu emanete ihanet eder. Ama bu zavallı insan, Allah’ın mutlak kudretini unutur. Tüm bu felaketlerin deprem başta olmak üzere meydana gelişini kadere bağlamak kelimenin tam anlamıyla basiretsizlik, ufuksuzluk, cahilliktir. Kadercilikle halkın dimağını uyuşturan bir sorundur. Tarihe bir göz attığımızda zulümlerin, haksızlıkların, sorumsuzlukların temelinde kaderci anlayış vardır. Hatırlayalım, Emevilerin zulmü kaderi anlayıştan kaynaklanır. Bu saltanat Allah'ın kaderidir bize karşı çıkmak, Allah’ın kaderine karşı çıkmak demektir görüşünü savunmuşlardır.

Sorun ahlaki çöküştür. İnsanların dünyevi hırs ve tamahları, açgözlülükleri, çok para kazanma tutkuları, bürokrasinin liyakatsizliği, göz yummaları, rantiyecilik gibi ahlaksızca tutum ve davranışlar binlerce insanımızın beton yığınları arasında can vermesine vesile olmuştur.

İnsanlar kendi elleriyle, bu vahşeti haksızlıkları ortaya koymaktadırlar. Yoksa Allah kullarına haksızlık etmez çünkü el-adl sıfatına sahip olan Rabbimiz sonsuz merhamet sahibidir. Her şey belli ölçüde ve sünnetullah çerçevesinde cereyan ediyor Rabbimiz koymuş olduğu sünnetullah çerçevesinde insanların – toplumların helak yasaları bu türden suçlular için tarih boyunca işlemiş ve işlemeye devam etmektedir şu ayetle belirtildiği gibi<<çünkü onların her birini günahlarından dolayı hesaba çektik. Kimilerinin üzerine taş yağdıran kasırga gönderdik kimilerini o çığlık yakaladı kimini yerin dibine geçirdik ve kimisi de suda boğulup gitti. Allah onlara zulmetmiyordu fakat onlar kendi nefislerini zulmediyorlardı. >>(Ankebut 29/40)

Allah her an kainata müdahildir. Kainatta Allah’tan bağımsız bir alan yoktur. Sonsuz merhamet sahibi olan Rabbimiz suçlulardan, zulmeden zalimlerden öç almak için tabiat güçlerini harekete geçirip helak ediyor. Bu yok ediliş, deprem, tufan, şiddetli fırtınalar vesaire şeklinde tezahür ediyor. Deprem, tuğyan eden toplumlara bir uyarı niteliğinde taşır adeta, küçük bir kıyamettir.

<<O göktekinin, yeryüzünün bir gün gelip sarsılmaya başladığında sizi yere geçirmesinden emin mi oldunuz. Yahut o göktekinin üzerinize taş yağdıran bir rüzgar göndermesinden emin mi oldunuz. Hem benim korkutmam/nezirim-uyarım nasıl olduğunu bileceksiniz. Andolsun ki onlardan öncekilerde yalanlamışlardı-Benim azabım nasıl oldu>>(Mülk 67/16-18)

Bu ayetlerde de belirtildiği gibi helak ve musibet yasaları yüce Allah’ın hakimiyetinin, hikmetinin ve adaletinin tezahürleridir.

Bu çerçevede insan kendi kaderinde söz sahibidir. Yani kendi kaderini kendi örtmektedir. Kör bir yazgının kurbanı değildir. Allah insana elçiler vasıtasıyla gönderdiği ilahi yasalarla iyiye doğruya güzele, sırat-ı müstağime davet eder, inzar eder... Bütün bu uyarılara rağmen ilahi emirler doğrultusunda gitmez, fısk fitne ve fücurda hayat sürmeye devam ederse doğru yoldan sapmış demektir. Doğru yoldan sapan, dünyevileşen, ahlaksızlaşan, değerlerden uzaklaşan insan para hırsıyla her türlü haksızlığı yapar. Çöken binaların birçoğu işte böyle müteahhitlerin yaptığı binalar maalesef, sonrada bu işe kader deyip sıyrılmaya çalışan ahlak yoksunu tipler.

Allah adaleti gereği insanlara amellerine uygun ceza verir. Bu yüzden yüce Allah yaratıklara adil ve hakin sıfatlarıyla muamele eder. Kozmik ve toplumsal kanunlar, hırsları çok kazanma tutkuları, toplumları ve beldelerini etkisi altında bıraktıkları da çeşitli afetlerle ortaya çıktığını görüyoruz.

Herkes kendisini hesaba çeksin. Dürüst bir sorgulama yapsın. Hayatın içinde soylu-erdemli taraflarını kaybeden en canlı failler hala ortada ve hala romantik ütopyalarla, kör kadercilik anlayışıyla teselli bulan yığınlar var. Bu temelsiz avuntular yarın ki gerçeklerin dünyasında bizi yalanlayacak ve Rabbimizin huzurunda bizleri utandıracaktır.

Unutulmasın ki, kirlenmiş, kokuşmuş, ahlaksız erdemsiz bir hayatı yaşamaya alışamaz mümin.

Hiçbir mümin, sahtekar, rantçı bürokratların siyaset büyücülerinin yollarında kirlendikten ve toplumsal afetlere bozulmalara yol açan davranışları kader olarak, ahlak olarak görmeye başladıktan sonra yarın Allah’ın huzurunda şerefli bir hayatın hesabını verebileceğini zannetmesin.

Allah'ın yarattığı tabiata bizahiti kötülük şer yoktur. Bu kavramlar ancak insanla varlık kazanmıştır. Çünkü insan, davranışlarını yaratma melekesiyle hayrı da şerri de bizzat seçebilen yegane yaratıktır. İnsana dair sünnetullah insan davranışlarında hür bırakılmasıyla tezahür etmiştir. Sadece yegane yaratıktır. İnsana dair sünnetullah insan davranışlarında hür bırakılmasıyla tezahür etmiştir. Sadece insan hayatının takdiri tayin ve tespit edilip alın yazısına dönüştürülmemiştir.

İnsan hususundaki sünnetullah budur. İnsanlar davranışların kaynağı problemini çözmeden hiçbir hususta sağlıklı sonuçlara varamazlar, Müslümanlar uyanmalıdır artık. Amentülerine, kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan geldiğine imanı dahil eden kitlelerin yaşadığı felaketler, zillet bir hayatta onarılmaz yaralar açmaya devam edecektir. Önce insan değişmeli ve ahlaki çöküş önlenmeli. Vesselam

Bünyamin Doğruer

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM