Sosyal Medya

Makale

Güldüren de O'dur ağlatan da

2020’nin sonuna geldik. Ne çok acı geçti içinden ve elbette içimizden. Hemen her evde bir hastane süreci yaşandı ya da ölüm rüzgârı esti. Günde en az bir sala okunmasına, birkaç kez ambulans sirenine aşina oldu kulaklarımız. Ne çok hüzün ve ne çok ölüm. Böyle geçti günler ve geçiyor, çünkü güldüren de O’dur ağlatan da.

Her zorlukla birlikte bir kolaylık olduğunu vaad ediyor rabbimiz. Yaratıcının kudretini ve ikramını kulun ise sabrını ve teslimiyetini vurguluyor bu vaad.

Geçen yıl bu zamanlar kulaklarımız önce Çin’de ortaya çıkan korona virüs salgını haberlerini dinliyor. Sonra da “Doğu Türkistanlı Müslümanlara zulüm yaparsanız olacağı buydu” gibi yorumları duyuyordu.

Salgın isimli film girdi sonra gündeme. 2011 yapımı film neredeyse yaşadığımız günlerin kurgusu gibiydi.

Daha sonra kulaklarımız korona virüsün bir komplo olduğu yönündeki açıklamaları da duydu. Neredeyse bir yıldır gerçek mi yoksa komplo mu muhabbeti devam edip durdu. Şimdilerde ise koronanın gündemi aşı. Bir müddet ne kadar güvenilir sorusu meşgul etti gündemi ve ilave olarak üst düzey isimlerin gerekirse aşı olacağına dair yaptığı beyanatlar.

Dünyanın korona ile imtihanı devam ederken kıtlık senaryoları servis edilmeye başladı. Büyüklerimiz daha salgının başladığı ilk günlerde “bunun sonu kıtlık” gibi tahminlerde bulunuyordu aslında. Senaryolar ya da tahminler bir tarafa günlerin ne getireceğinin de her şeyin bilgisinin sahibi de Allah.

Hasılı 2020 korona ile imtihan senesiydi büyük ölçüde. İçinden başka gündemler de geçti elbette. Fakat hepsi gölgede kaldı sanki. Meselâ Suriye’de olan bitenler, Filistinli Müslümanların ahvali, Mynmar Müslümanlarının çilesi ve Doğu Türkistan’daki gelişmelerden bihaber kaldık.

Haberciler bilir her yıl Aralık ayı başında geçen senenin özeti için hummalı bir çalışmaya bismillah denilir. Ülkemizde ve Dünyada yaşanan önemli gelişmeler derlenir, kısa hatırlatmalar yapılır. Ayrıca halka mikrofon uzatılır ve geçen seneden hatırda kalanlar sorulur. Geçenlerde bu minvalde bir köşe yazısına denk geldim. Yazının satırlarındaki ifadelerden birisi aşağı yukarı şöyleydi:

“2020 senesi bitsin gitsin artık. Aklımızda sadece ölümler kaldı. Lanet gelsin.”

Kişinin belayı kendi diliyle davet edişinin bir örneği olan ifade böyle.

Kelamın hakikâtlisi Allah Resulü’nden geliyor: “Zamana sövmeyin.” 

Tavrın zirvesi yine Allah Resulü’nden geliyor: La tehzen.

Hz. Ebu Bekir ile çıktıkları hicret yolunda Sevr durağında iken böyle diyordu: “Üzülme, Allah bizimle.”

Şimdi biraz daha geriye dönelim ve Müslümanların yaşadığı esaslı çileleri hatırlayalım.

Risaletin yedinci senesinde başlayıp üç sene devam eden boykot günlerini defalarca okuduk ya da dinledik. Bir kez daha kısaca hatırlayalım:

Haşimoğullarına mensup aileler Müminlerle birlikte Ebu Talib’in evinin çevresine yerleşiyor.

Açlığın had safhaya ulaştığı günler. Sadece haram aylarda kısmen bir rahatlama söz konusu. Vicdan sahibi bazı müşrikler gizlice yardım ediyor.

Boykot nihayet bulduktan dokuz ay kadar sonra iki acıyla sarsılıyor Hazreti Peygamber. Önce Ebu Talib üç gün sonra da Hz. Hatice vefat ediyor. Bu dönem “senet’ül hüzn” şeklinde isimlendiriliyor kaynaklarda.

Hem hüznünü yaşıyor Allah Resulü hem de duruşunu muhafaza ediyor. Bununla birlikte üzüntüden ve kederden Rabbe sığınmamızı da bize o öğretiyor.

Peki İslam filozofları nasıl bir yol izlemiş üzüntüye düşmemek için? Kindi inzivayı tercih ederken Belhi ise sosyal hayata katılmayı uygun görmüş.

Mutasavvıflara göre de nefsin hüzünden kurtulması ahlâki tedavi ile mümkün. Bunun reçetesi ise musibetleri tabii karşılamak ve her şeyin sahibinin Allah olduğu bilincine varmak.

Bir de Sokrat’ın tavrına bakalım farklı olarak:

“Niçin hiç kederlenmiyorsunuz” sorusunu “çünkü kaybettiğimde beni kederlendirecek şeyler edinmiyorum” şeklinde cevaplıyor.

Bu seneden aklımızda kalanlarla beraber bu hatırlatmalar da dursun bir köşede. Pandemi sürecinde yaygınlık kazanan bir alışkanlığa kısaca değinerek sadede geçelim.

Malum olduğu üzere dünya uzun zamandır youtube’dan dönüyor. Korona günlerinde ekranlardan sadece okullardaki eğitime devam edilmedi. Her alandaki eğitimler, dernek toplantıları, çeşitli oturumlar, meal grupları ve daha fazlası için zoom var artık. Ekrandan ekrana geçip giderken içimize çekilme fırsatlarını tek tek kaçırıyoruz sanki.

Dünyanın koronadan öncesi var da sonrası ne olur sadece Allah bilir. Nasıl olacağını da O bilir.

Şimdi bizim dört gözle koronanın bitmesini bekleyen küçük masum kalplere ihtiyacımız var. Bir de samimi niyetlere.

Dünyanın çekiciliğine kapılarak ahireti unutanların akıbetini eski zamanlardan bir meselle yazıyı bitirelim: Asıl yurda doğru deniz yolculuğu yaparken bir adaya uğrayan yolcular gibiyiz.

Yolculardan bir kısmı ihtiyaçlarını giderip hemen gemiye döner. En rahat yerlere oturur.

Bir kısmı adanın güzellikleriyle oyalanır, gemiye geç gelir ve uygun yer bulamaz. Hem de adadan topladığı çiçeklerle değerli taşlar yolculuk boyunca başına sıkıntı olur.

Bir kısmı da gemiyi tamamen unutup tabiatın çekiciliğine kapılır.

Dünyanın çekiciliğine kapılıp ölümden sonraki hayatı unutanların akibeti budur.

2020’den geriye insanın ne kadar aciz olduğu, ölümün çok yakınımızda olduğu ve Allah’ın kudreti kaldı.

O kudret ki dilerse kurak geçen kışların susuzluğunu giderir. Gökten yağmurlarını indirir vahaların üzerine, ekinlerin üzerine. Kula yakışan makamda ise kudretine hayran olup önünde diz çökmek kalır.

 

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');
window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');