Sosyal Medya

Makale

İnsan ortamdır: İnsan edilgen mi, etken mi olmalı?

Åžair, ‘Ä°nsan ortamdır’ der. Ä°nsanı var kılan ve belirleyen ortamın özelliklerinden beslenmesidir. Ä°nsan, içinde yaÅŸadığı olgu tarafından belirlenir. Bu belirlenim ile düÅŸünsel ve davranışsal zemini kurulur.

Ä°nsan, iradesi ile mevcudu eleÅŸtiriye tabi kılmadığı sürece belirlenimini devam ettirir. Sosyolojik olarak ‘Ä°nsan kimdir’ sorusuna cevap, içinde var olduÄŸu kültürün kodlarına göre betimlenir. Ama aynı soruyu eÄŸer metafizik üzerinden sorarsak; o zaman da mevcut kültürün ürettiÄŸi bir metafizik algısı üzerinden cevap verilir.

‘Ä°nsan kimdir’ sorusuna verilecek cevaplar, aynı zamanda metafizik, sosyoloji veya siyasal tercihlerle birebir iliÅŸkili olarak ortaya konur.

Ä°nsanın, etkileÅŸim içinde var olduÄŸu bilinen bir gerçekliktir. Bu etkileÅŸim ise sahip olunan düÅŸünce biçimlerinden bağımsız deÄŸildir. Bu yüzden sorgusuz sualsiz mevcut olana teslimiyet insanı onun sınırları içine hapseder ve tanımlamaya müsait kılar.

Sorun, mevcut kültürün temel kodları içinde doÄŸru ve yanlışın iç içe var oluÅŸu ve doÄŸrular üzerinden yanlışlara meyyal bir bakışın izlerinin varlığıdır. Çünkü kısmi doÄŸrular, kısmi yanlışları kendi doÄŸrusu üzerinden betimleyerek onu meÅŸru zemine taşır. Bu da kültürün kirlenmesini ve hastalıklı bir karakterin oluÅŸumuna sebebiyet veriÅŸi kolaylaÅŸtırıyor.

Ä°nsan, içinde yaÅŸadığı keÅŸmekeÅŸlik içinde genellikle kaybolur. Bu da kendi insanlığını azaltan bir ÅŸeydir. Ä°ÅŸte kiÅŸi, içinde mevcut olduÄŸu durumu, içinde yer alması gerektiÄŸi durum ile deÄŸiÅŸtirme çabalarına aralıksız devam etmeli ve bu konudaki iradesini sürekli beslemelidir.

Ä°nsan, istemediÄŸi bir ÅŸeyi yaÅŸamaya mecbur kılındığında veya olduÄŸunda güçlü bir yabancılaÅŸma hissi tarafından sarmalanır. Bu yüzden, anlamsızlık gelip boÄŸazına saplanır. Bu da iliÅŸkilerini sorunlu hale getirir. Meselenin özü, yaÅŸadığın gibi deÄŸil, yaÅŸamayı düÅŸlediÄŸin gibi olmaya çalışmak insanı daha çok insan kılar...

Ä°nsanın kendi ‘koza’sından çıkmayı istemesi, ilk baÅŸlangıç adımıdır. Çünkü insan muhakeme sahibidir. Ancak muhakeme yapabilmek için iki olguya sahip olmak, iki düÅŸünce ve düÅŸünme biçimini görmeyi ve sahip olmayı zorunlu kılar.

Ä°ki olgu olmadan bir muhakeme ve mukayese imkânı oluÅŸmaz. Salt kendi kültürü içinde yaÅŸayan ve kendi kültürünün dışındaki kültüre dair bir bilgisi, tecrübesi olmayanın, kendi kültürüne yönelik teslimiyeti, tek seçeneÄŸi olacaktır. 

Bir kültür, insanı bu kadar tahakküm altına almamak için kendi içinde reel ile ideal olan, bir baÅŸka isimlendirmeyle ‘olan’ ile ‘olması’ gereken arasındaki ayrımı aktarması ÅŸarttır. Çünkü reel ile ideal olan arasındaki gerilim, kültüre yönelik oluÅŸacak eleÅŸtiri için ÅŸüphenin zeminini kurar. Bu zeminden hareketle insan, içinde bulunduÄŸu kültürü eleÅŸtiriye ve muhakeme ile mukayese yapma imkânına kavuÅŸur.

Mevcudu oluÅŸturan kültürün kodlarını tartışmaya açabilmenin yolu ise farklı bir kültürün kodlarına dair bilginin varlığına sahip oluÅŸumuzla iliÅŸkilidir. Bir karşılaÅŸtırma iki farklı ÅŸeyin varlığını zorunlu kılar. AynileÅŸmiÅŸ bakış, düÅŸünce ve yaklaşım biçimi ise muhakeme ve mukayese yeteneÄŸini felç eder. Bu da insanı kendisinden uzaklaÅŸtıran bir süreci inÅŸa eder.

Bir kültürün eleÅŸtiri adabını inÅŸa etmesi, kendisinin geliÅŸim dinamiklerini süreklileÅŸtirerek var oluÅŸunu saÄŸlama alması adına çok önemli bir olgudur. Bu olgu kültürün dinamizmini göstereceÄŸi gibi onun sürekli kendisini yenilemesine de imkân sunar.

Ä°nsan, sorgulamasını bilen ve uygulayan bir varlıktır. Bu özelliÄŸini kaybettiÄŸi andan itibaren ise tahakküm altına alınmaya ve sömürülmeye açık bir yapı arz eder. Mevcut kültürün iyi veya kötü oluÅŸu kadar, olumlu veya olumsuz niteliklere sahip oluÅŸu da önemlidir. Ä°ÅŸte bu durumu netleÅŸtirecek olan ÅŸey eleÅŸtiri ahlakıdır.

EleÅŸtiri, bir ÅŸeyin olması gerekenle ile irtibatını saÄŸlamaya matuf oluÅŸu, hakikatin açığa çıkarılmasına vesile olur. Tabii ki eleÅŸtiri salt hakikatin ortaya çıkarılmasına matuf bir eylemlilik deÄŸildir.

Bilakis, iyiyi, güzeli, doÄŸruyu, olumsuzu, kötüyü, çirkini, gereksiz ve anlamsızı da ortaya koyma adına önemli düÅŸünme zeminidir. Hatta daha iyi ve daha kötü kadar, daha doÄŸru veya daha fazla yanlış gibi ara katmanlar açısından da vazgeçilmezdir.

Mevcudun dışına çıkmak derken kastedilen, mevcudun olaya, olguya, varlığa verdiÄŸi anlamın yeterliliÄŸini veya yetersizliÄŸini yeniden tartışacak bir zemine yaslanmadır. ÖrneÄŸin, bugün modern batı kültürünün baskın karakteri mevcudu oluÅŸturmaktadır. Bu mevcut durumun dışına çıkma olasılığı çok azdır.

Ancak, modern kültürün kodlarının oluÅŸturduÄŸu bir yaÅŸamı tecrübe ile bilmekteyiz. Tarihi olanda ise bu tecrübe dışında bir kültürün varlığı ve o kültürün kodlarının farklılığını da biliyoruz. O zaman yapılması gerekli olanın iki kültürü ve kodlarını karşılaÅŸtırmalı bir ÅŸekilde, ama mevcudun baskısına yenik düÅŸmeden, insanın neliÄŸi ve olması gerekenin ne olması gerektiÄŸi hususunda bir mukayese ve eleÅŸtiriye tabi kılmaktır.

Bunu gerçekleÅŸtirmek için hem tarihi olanın neliÄŸini, hem içinde var olduÄŸumuz modernliÄŸin neliÄŸini, hem de an açısından kendimizi doÄŸru bir ÅŸekilde tanımlayarak mukayese yapıldığında bizi doÄŸruya, gerçeÄŸe ve dolayısıyla hakikate taşıyacaktır. Bu arada insanın neliÄŸine dair bir bakışımızın kaçınılmazlığını da kaydedelim buraya…

‘Sen kimsin’ nidasına ismini haykırarak cevap veren insan! Bu doÄŸru bir cevap mıdır? Kim sorusu kimlik sorusunu içermektedir. Kastedilen ÅŸey, mevcudu sorgulamak deÄŸil, asli hüviyetini hatırlatmak olabilir. Ki öyledir de… Bu inceliÄŸi görmeyen insan, ben iÅŸçiyim, ben memurum, ben öÄŸretmenim, ben öÄŸrenciyim, ben patronum, ben tüccarım, ben âlimim, ben aydınım, ben entelektüelim, ben siyasetçiyim, ben bürokratım, ben bakanım, ben baÅŸkanım diyerek zinciri uzatabiliriz. Ama bu tanımlamaların hiçbiri senin kimliÄŸini, ÅŸahsiyetini ve varlığını tam olarak betimlemez. Belki mevcudun içindeki konumunu belirginleÅŸtirir.

‘Kim’ sorusu, felsefi bir soru olarak düÅŸünülmelidir. O zaman cevabı da felsefi olarak verilmelidir. Bu yüzden felsefi bakışların farklı insan tanımları söz konusu edilebilir. Ortak noktaları da olmakla birlikte…

Ama ‘gönderilmiÅŸ dinlerin’ insan tanımı hep aynı özelliÄŸi taşır. Nüanslar ise asıl kimliÄŸi deÄŸiÅŸime uÄŸratmaz. Bu yüzden kim sorusuna felsefi cevaplar ile dinin cevabı arasındaki mukayese ile baÅŸlamak kiÅŸinin kendisini tanımlaması açısından önemliliÄŸini el an hala korumaktadır.

ModernliÄŸin kendi içinde farklı insan tanımları söz konusu edilir. Ama en temelde insan için yaptığı tanım soyutlanarak düÅŸünme melekesine yapılan gönderme ile betimlenir ki bu felsefi bakışında ortaya koyduÄŸu ve insanın belirgin özelliÄŸi olarak görülen tanımıdır.

Ä°nsan salt düÅŸünme melekesi ile diÄŸer varlıklardan ayrı bir konuma sahip oluÅŸu kendi başına bir anlam mıdır?

Bu soru hala cevabı aranması gerekli olana iÅŸaret eder. Bir insanın kendi başına düÅŸünmesi elbette ki deÄŸerli bir olguyu gösterir. Ama o düÅŸünme melekesini hangi kıstaslara ve ilkelere göre çalıştırdığı bir o kadar önemli görülmelidir. Bu yüzden insanın varlığının anlamını içeren bakış, insanın düÅŸünme istidadına sahip oluÅŸundan az önemli deÄŸildir.

Birbirini tamamlayan unsurlar olarak görülmesi insan kalmayı icbar eder. Temel soru ise; ‘Ä°nsan, düÅŸünme istidadı taşıması ile birlikte kendi anlamını bulabilecek bir özelliÄŸe sahip midir? Bu konuda istisnai olan var mı?’ sorusu ile birlikte olma ihtimalini bir tarafa bırakmadan diyebiliriz ki, genel olarak insan, etken olmaktan çok etkilenen bir varlıktır.

Bu yüzden çevresel faktörlerden sürekli etkileneceÄŸi için salt doÄŸruya ulaÅŸması çok güçlü bir süreci ve doÄŸruya ulaÅŸmayı zorlaÅŸtıran sorunlarla boÄŸuÅŸmayı göze almayı içerir. Ancak ed din, bizzat Yaratıcı tarafından rahmeti ile kendisine ‘bilgi’yi göndermiÅŸ ve gönderme iÅŸini de kendisinden biri vasıtası ile gerçekleÅŸtirmiÅŸtir. Bu güvenin saÄŸlanması ve iletiÅŸimin güvenliÄŸi açısından önemli bir durumdur.

Elbette ki her bilgi tarihsel koÅŸullar tarafından bir kirlenmeye tabi kılınır. Bu dini bilgi açısından da böyle kabul görmüÅŸtür ki sürekli yeni bir peygamber ile yenileme imkânı sunulmuÅŸtur. Son din Ä°slam ise Kuran ile birlikte deÄŸiÅŸmeye kapalı bir anlam ve lafız ile korunarak insan için sürekli bir mukayese zemini sunmuÅŸtur. Bu durum, insanın rüÅŸt sahibi oluÅŸunun teminatı olarak görülmelidir.

Ä°nsan, isyan ederek kendi insanlığına yeniden kavuÅŸur. Buradaki isyan, kötüye, cehalete ve zulme karşı bir isyandır. Hakikate, doÄŸruya, gerçekliÄŸe karşı bir isyan, sadece insanı insanlığından uzaklaÅŸtırır.

O zaman insana dikte edilen mevcudu sürekli eleÅŸtiriye tabi kılarak kendi doÄŸrularımıza ulaÅŸma sebeplerini yoklamalıyız. Ä°nsan olarak bizde var olan vicdan meselesini ise bir temel basamak olarak kullanmalıyız.

Ä°nsan, kendi mevcudunu oluÅŸturarak kendi kimliÄŸini ve ÅŸahsiyetini yenilemeyi baÅŸardığı zaman hem insan olur, hem insanın deÄŸerini ortaya koyarak insana bir ihtiram kazandırır. Bu Yaratıcıyı hoÅŸnut eden bir tutum olacaktır. Bu hoÅŸnutluk ise insanı sürekli daha da çok insan olmaya yönelterek varlığının anlamını bulmasına neden olur.

Evet, insan etkileÅŸim içinde var olur. Ancak edilgen deÄŸil, etken bir varlık olarak sahada olması gerektiÄŸi bedihidir. Mevcudun tamamen dışına çıkarak yeni bir mevcut durum oluÅŸturacak bilgiye, iradeye, basirete ve firasete sahip yaratılmışlar içinde tek varlık insandır. O zaman insan, kendisini gerçekleÅŸtirme adına kendisine sunulanı deÄŸil, olması gerekeni dikkate alarak yola çıkmalıdır. Önce kendi neliÄŸi etrafında bir bakışa, sonra ise kendi anlamını ve bu anlam ile oluÅŸturulacak anlam dünyasına sahip olmalı ki ‘hoÅŸnutluÄŸu’ elde etsin…

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.