Sosyal Medya

Makale

İnsanın üç belası

İnsanoğlunun üç belasından bahsedebiliriz? Ya da hızla bozulan insanın şahsiyetini bitiren üç virüs de diyebiliriz? Bunlar:

Bilgiçlik…

Bağnazlık…

Büyüklenmek…

Toplumsal çürümenin, manevi buhran ve bunalımların besleyici unsurları bunlardır…

Bu illetlere yakalanan bireyin duygu, düşünce, davranış ve duruşunda denge ve düzen beklemeyiniz… Artık onu bir disipline tabi kılamazsınız, o kendi başına buyruktur…

Bilgiç, bağnaz, büyüklenen insan ne kendisi ile ne toplumla ne de Allah ile barışık değildir… Belirsizlikler içinde bocalar, zihni bulanıktır, kalbi boşluktadır…

Uyumsuz, ufuksuz, umutsuz, umursamazdır…

İnsicamı, itidali, intizamı, istikameti yoktur…

İnsanın cevherinden kopuşu ve çamurlaşma süreci bunlarla başlar…

Kendini vazgeçilmez görenlerin, görmedikleri veya görmek istemedikleri körlük bu olsa gerek… Ya da sonradan görmelerin geldikleri yer budur…

Bilgiçlik çamurlaşması, bağnazlık çukuru, büyüklenme uçurumu insaniyeti tehdit ediyor…

Bunların olduğu yerde insan vasatını, vahdetini, fıtratını kaybeder… Mevzu, mevzi, muvazene bozulur… İnsan insanın kurdu olmaya başlar… Cehaletin dibinde debelenir durur…

Önce bilgiçlik üzerinde bir nebze duralım…

Bilgiçlik kibre yakın bir davranış bozukluğudur… Bu durum itici, rahatsız edici, bıktırıcı bir tutumdur…

Anlamdan, amaçtan, tefekkür derinliğinden kopuk lafügüzaf ile kendini pazarlama tekniğidir… Fikriyat fukaralarının zevahiri kurtarma çabalarıdır…

Olay sadece bir bilgi eksikliği değil, değer yoksunluğudur… Cehaleti bilgiçlikle örtme hinliğinden başka bir şey değildir… Cehalet büyük bir problem ama bilgiçlik daha vahim bir problem… Cahillerin bilgiçlik taslayarak dine ve topluma verdikleri zarar daha büyüktür…

Kişinin bilmediği konuda sükût etmesi ve hele “bilmiyorum” demesi yüce bir erdemdir…

Rabbimiz bilgi sahibi olmadığımız konuda tartışmayı özellikle yasaklıyor…

Nedense ilim ve hikmet yoksunu kişiler boş teneke misali çok ses çıkarırlar…

Etrafımızda ne kadar da çokbilmişler var…

İnsan haddini bilmeyince, ahkâm kesmekten, bilgiçlik taslamaktan utanmaz…

Laf ustalığı, söz cambazlığı hakikatin üstünü örtüyor, bilgi kirliliği başını almış gidiyor…

Bilmişliği bir yaşam tarzı olarak benimseyenlerin hikmetsiz, irfansız, erdemsiz, edepsiz hamleleri hayatın ruhunu zedeliyor…

Körpe idraklere zarar veriyor…

Şeytan çokbilmişliğin hüsranını nasıl yaşadı?

Bilgiçlikle, İblisleşmenin önünün açıldığını unutmamak gerek…

Bilgiçlikte bilgi iğreti durur. O işin kurnazlığındadır…

Bilgiyi paylaşma derdinde değildir, bilgi ile kendini pazarlama çabasındadır… Kendi komplekslerini tatmin etme peşindedir…

Malumatfuruşlar, hafifmeşrep kişilerdir…

Marifetten nasipsiz malumat yüklüdürler…

Bilgelikten uzak, bilmişlik müsveddeleridirler… İflah olmaz bir ukalalık içindedirler… Ham bilgi ile hamlık ve sığlık için harcanırlar…

Yüce İslam’ın bizden istediği, çok bilmek değil, bildiği ile amel etmektir…

“Sözü dinleyip onun en güzeline uymaktır.”

Bağnazlık…

Bir kimseye veya bir şeye aşırı düşkünlük ve tutkuyla bağlılık anlamına geliyor… Taassup, fanatizm bağnazlığın semeresidir…

Bağnazlığın ileri evrelerinde insan sadece bozulmaz, süreç içinde bozguncu olmaya başlar…

Basireti bağlanmış insan bağnazlığının girdabında dünyası kararır, ufku daralır, hakikati ıskalar, tutkularının tutsağı olur…

Bağnazlarda özgünlük ve özgürlük beklenmez… At gözlüğü ile bakarlar… Hep dünde yaşarlar… Yarınlara kapalıdırlar… Bağnazlığın basitliğini aşamazlar…

Büyüklenmek…

İnsanoğlunun kodlarında büyüklenme hastalığı vardır… Kişileri, kurumları, iktidarları ifsat eden büyüklenme arzusudur…

Büyüklenmek yön yitimi ve dengenin bozulmasıdır…

Kendini ayrıcalıklı görmek, insanı yalnızlaştırır… Geldiği yeri hor görmeye götürür…

Büyüklenme hırsı nice insanı ibretlik hallere düşürmüştür…

Güç zehirlenmesi, akıl tutulması, başarı budalalığı, böbürlenme hastalığı, zafer sarhoşluğu hepsi büyüklenmenin büyüsü ile başlar…

İnsan benlik zindanında, enaniyet çukurunda çırpınır durur… Egoizm, narsisizm, sadizm büyüklenmenin marazi halleridir…

O durumda gurur ile onur, azim ile hırs, mağrur ile vakur seçilmez olur…

Bize düşen büyümektir, büyüklenmek değil…

Sorun büyümekte değil, büyüklenmektedir…

Sorun bilgide değil, bilgiçlik taslamaktadır…

Sorun beğenmekte değil, bağnazlıktadır…

Bize düşen görev; nimeti şükür ile karşılamak, şımarmamak şiarımız olmalıdır…

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.