Sosyal Medya

Makale

Evham ve Ahval

Biz kullar için en kritik imtihan konularından biri de kuşkusuz korkularımızdır…

Korkular değil midir inancımızı, bilincimizi, direncimizi zedeleyen?

O korkular ki umudu yok eden, ufku daraltan, onuru tüketen, özgürlüğü erteleyen marazlar içeriyor… Hele hele üretilmiş korkular insanın hüsranını ve helakını hızlandırıyor… Korku dolu kabus senaryoları üreten ve yayan statükolar kitleleri sürüleştirmekte oldukça başarılı görülüyorlar.

“Korku kültürü” kapitalizmin kontrol ideolojisi olarak nesilleri tehdit ediyor… Egemenlerin ürettiği “hayaletler korkusu” yeni hafakanların habercisi… Biliyoruz ki toplumları şartlandırmanın en etkili yolu üretilmiş korkulardır… Korkular üzerine kurulmuş sistemler nesilleri sindirmede oldukça etkili durumdalar…

O korkular değil midir, kokuşmuşluğu kanıksamaya sebep olan?

Evet, insan korktukça küçüldü, kirlendi, kayboldu…

Korkular kalbi sardı, aklın üstünü örttü… İnsanlar yalnız, huzursuz ve güvensiz… Öğretilmiş ya da edinilmiş çaresizliklerin pençesinde kıvranıyor… Nevrotik korkular, paronoyak ruh halleri yaygınlaşıyor.

Bir defa bünyelere, belleklere, sinelere korkular sinmeye görsün, hafakanlar, hezeyanlar bitmez olur…Kıyamet senaryoları uçuşur…Üretilen “öcülere” esir olunur…Karabasanlar görülmeye başlanınca akıl, izan, kalp devre dışıdır…

Vehenler, vehimler, vesveseler yeni vahşetlerin habercisidir…

İtibarımı, çevremi, statümü, kariyerimi, kazanımlarımı, başarımı kaybedersem korkusu insanın içini kemirdikçe kemirir…İnsanların beğenisi; rant, reyting, traj, oy kaybı kaygısı olunca kişinin iç dünyası kararır…

Kazanmak arzusu ve kaybetmek korkusu insanı acımasız kılıyor.Aç kalırım korkusu, alçalmanın belki de ilk aşamasıdır…Şeytanın en güçlü silahı “ fakirlikle korkutmak” değil midir?

Cesareti ile var olamayanların yaşadıkları esareti ve sefaleti görüyoruz.

Eski Halep kadısı şehid Ahmet Feyyaz’in şu veciz tespitini hiç unutmadım: “Toplumlar savaşlarla yok olmazlar, korkularıyla yok olurlar.” Tarihte bu tespite tanıklık etmiyor mu?

Bir Moğol askeri bir köye giriyor,tüm köylüleri esir alıyor. O an kılıcı yanında yok, gidip kılıcını alıp getiriyor, bütün esirleri kılıçtan geçiriyor…

Köylülere niçin tepki vermedikleri sorulunca, cevap ilginç…”Ama o bir Moğol!”

Moğol korkusu iliklerine işlemiş bir toplum… Ya da diktatörlerin, emperyalistlerin korkusu ile mefluç kitleler…

Evet, egemen güçlerin yenilmezliğini kulaklarımıza üfleyen, şeytani fısıltılarla kapleri ifsad eden odaklar boş durmuyor…

Allah korkularla bizi sınıyor…

Ayrıca ölüm korkusu, rızık kaygısı, maişet derdi insanın dengesini bozdu, hayatın düzeni kalmadı…

Korkunun ecele faydasının olmadığını bildiğimiz halde, Allah’ın rızıksız bir canlı yaratmayacağına iman ettiğimiz halde bu korkuları niçin atamıyoruz?

Ruhumuza sinen korkuları atmadan ayağa kalkamayız, harekete geçemeyiz.

Bu korku halleri bir kader midir? Yoksa karakter meselesi midir?

Bunlar bir yana fakat aşırı tedbirici, temkinci, te’vilci, takiyyeci tutumlar Müslümanın izzetiyle bağdaşmıyor.

Ilımlılık, uyumluluk, uysallık adına fincancı katırlarını ürkütmemek, zülfüyare dokunmamak onurumuzu zedeliyor, insanlarımız kimliksiz ve kemiksiz bir konuma düşüyor…

Korkunun ismi tedbir, zilletin ismi sabır oluveriyor…Cesaretin yerini cebanet alıyor.

Artık engellenen bir islami hareketten bahsetmiyoruz, üretilmiş korkularla tıkanan bir hareket var…

Evet bilinç altımızdaki korkuları atmadıkça bilincimiz yaralı kalır…

O durumda korkuya dayalı boyun eğmelerden kurtulmakta zorlaşır…

Özgüvenlerini yitirenlerin ne özgünlüğü ne de ne özgürlüğü kalıyor…

Peki korku tünellerinden nasıl çıkacağız? Korku duvarlarını nasıl aşacağız?

Tüm dünyevi korkulardan bağımsız kalmanın yolu, yalnız Allah’tan korkmaktır… Takva gömleğini kuşanmaktır…

Takva; Allah’tan gereği gibi korkmaktır… Allah’tan geleni korumaktır…Şeytan’dan gelenden korunmaktır… Kendisinden korkulmaya layık olan O’dur…

Tüm güçler mutlak kuvvet ve kudret sahibi Allah’ın kontrolündedir… Hiçbir şey O’nun bilgisi, denetimi dışında değildir… Allah dilemedikçe kimse dileyemez, müdahale edemez… Bu iman, bu yakîn kalpte karar kılınca korkuların yerini tevekkül alır…

Kalplerde sekine itminan, inşirah o zaman hasıl olur…

Korkuları kefenlemenin kolayı budur…

İşte o zaman çukurlardan debelenmekten kurtulur, çığır açanlardan oluruz…

Yersiz korkularda her gün ölüp ölüp dirilmekten, onurumuzla bir gün ölmenin erdemine uzanırız…

O vakit, fasit daireleri, kısır döngüleri, yersiz korkuları, anlamsız kaygıları atacak güzel yüreklerimiz, güçlü yiğitlerimiz olur… O sıra sadece asalet, şecaat, haysiyet, heybet ve izzet konuşur…

Rabia’da yeniden doğarız… Gazze ile tekrar diriliriz

“Sen ve Rabbin gidin savaşın…” diyenlerden olmayız…

“Selamet der kenarest” demeyiz…

Yaşamın anlamını, amacını, onurunu yakalayanlar işte o korkusuzlardır…

Korkuları atmak için reçetemizde; haşyetullah ve mehafetullah yazılıdır…

Evet korkunun ilacı iman ve ittikadır…

“Kuşkusuz Rabbimiz Allah’tır deyip sonra istikamet üzere olanlara korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de.”

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.