Sosyal Medya

Makale

İnsan Anlamlandırır…

Anlam, bir şeyin neye tekabül ettiği konusunda kişide oluşan duygu ve düşüncenin dile gelmesidir. İnsan, yaptığı her şeyi bir anlama bina ederek varlık sahasına çıkar. Bu anlamlandırma hakikati izhar ederse insanı doğru ve adil olana yönlendirir. Ama bu anlamlandırma eğer hakikati örten ve gizleyen bir konuma sahipse o zaman üzerine zulüm bina edilir.

Varlıkta insandan başka da şeye anlam yükleyen yaratılmışlardan başka bir varlık yoktur. O yüzden insan, varlık ile ne ve nasıl bir ilişki kurarsa kursun onu anlamlandırarak hem irade ve hem de bir değer yükleyerek davranışına ahlaki bir sorumluluk yükler. İnsanın davranışının mükâfat veya mücazata konu edinilmesini sağlayan şeyde burada açığa çıkar. Yani insanın sorumlu kılınması ve onun bir imtihan ölçeğinden geçerek özgürce yaptığı eylemlerden dolayı hesaba çekilmesi sayesinde elde ettiği özgürlüğün bedelini ödemesidir. Bu bedel hakikate dayalı anlamlandırmalar ile mükâfata konu edilir. Ama anlamı kendi çıkarı ve arzuları üzerinden tanımlarsa bu seferde cezaya müstahak olacaktır.

İnsanın bir istikamet üzere oluşunun temelini de bu şuurla varlığa yönelmesi ve onu anlamlı kılacak bir zihni vasata sahip olmasında buluruz. Bu yüzden başıboş yaratılmış herhangi bir şeyden bahsedemeyiz. Çünkü yaratılışta bir denge ve nizam vardır. Bu denge ve nizam insanın müdahil oluşu ile ya işlerlik kazanır selam yurduna veya yapı bozumuna uğratarak fesada kapı aralar.

İnsan, bir anlam avcısı olduğunu unutur. Tıpkı kendi yaratılışının amacını unuttuğu gibi… Unutkanlık, insanın bazı şeyleri dışarıda bırakmasına dönük bilinçaltının dışavurumudur. Aslında insan her eylemde ve düşünüşte bir anlam dizgesine sahiptir. Ama bu anlam dizgesi hakikat ile bağdaşık veya değildir. Bu yüzden insanın davranışını anlamdan uzak olarak düşünemeyiz. Yani istemli, isteksiz her türlü davranışı insanın, bizzat anlam üreterek varlık sahasına çıkacaktır. Hiçbir şey beklemeden yâda ummadan bir tavır geliştirmekte varlık düzeninde bir anlama tabidir. Çünkü insan anlamdan bağımsız düşünülemez. Bu yüzden ortaya koyduğu en küçük ve değersiz addedilen her tavırda da bu anlama dönük bir boyutun işareti olarak yorumlanmalıdır. İrili, ufaklı, yararlı, yararsız, doğru ve yanlış eylemliliklerin hepsi anlama konu edinilir. Çünkü insanın Rabbi olan Allah anlamın bizzat sahibidir. Ve O her şeyi bir maksada binaen yaratmıştır. Bu yüzdende olup biten her şey bir anlama havidir.

İnsan dışındaki canlıların yapıp ettikleri kendilerine çizilen bir güzergâhta olduğu içindir ki onlara bir hesap sorgusu yoktur. Yani varlık yaratılmış, bir düzene sahip kılınmış ve ona yolu belirlenmiştir. İnsan hariç, varlık bu yoldan asla sapmadan yürür ve Rabbe dönüşünü gerçekleştirir. O yüzden varlık anlam yüklemeden varlığını idame ettirir. Ama insan, attığı her adımı anlamlandırarak kat etmek zorundadır. Çünkü her adımının hesabını verecektir. Kendisine verilen lütuf gereği gönderilen ilahi bilgiyi okur, anlar ve anlamlandırır. Peygamberin kendisi için tanıklık ettiği yaşamın izini sürer. Böylece kendisine işaret edilmiş bir yaşamın kodları üzerinden sürekli akli yetisini kullanarak varlık ilişkisini anlamlandırarak hesap gününe hazırlık yapar.

İnsanın nisyanla malul olduğu bilinen bir gerçekliktir. Bu unutkanlık aynı zamanda insanın kendi varlığının anlamına dair bir belirsizliğe sahip olmasına da neden olmaktadır. İnsan, yeryüzündeki konumuna ve varlığına dair belirsizliğini hayata dair bakışına zemin kıldığında ise davranışının anlam alanını daraltmaktadır. Böyle bir anlam verişinde anlamsızlık hastalığına neden olması kaçınılmaz olacaktır. İşte anlamsızlık burada açığa çıkmaktadır. Yani kişi, varlığının anlamını göz ardı ederse varlıkla kurduğu ilişkide ve yaşama dair beklentilerde sağlıklı bir ilişki kuramamaktadır. Bu anlamsızlıklar yeni anlamsızlıklara kapı aralamaktadır. Her yeni bir anlamsızlıkta ise insan kendi unutkanlığında boğulmaktadır. İşte bu boğulma hem insanı kendisine yabancılaştırmakta hem de bu yabancılaşmanın sonucunda ise anlamsızlığını derinleştirerek varlığının sahici anlamı ile arasındaki kopukluğunu derinleştirmektedir.

Bu noktada anlamsızlık ve yabancılaşma arasındaki korelasyonu doğru okumak lazımdır. İnsanın kendine yabancılaşması attığı adımları kendi sahiciliği içinde gerçekleştirememesidir. Bunun birçok farklı etkeni olabilir. En önemlisi ise modern kültürün bir aldatmacası olarak bize yutturulan şu zokadır: İnsan, kendisi anlam yükleyen bir özelliğe sahip olduğu için onun anlamını sorgulayacak bir başka varlık kategorisi olamaz, ancak o kendisini yargılama hakkına sahiptir, bir başka varlığın insanı yargılaması doğru olamaz, çünkü o bizzat anlamı veren bir akla ve misyona sahiptir. Bu bakış, insanın tanrısallığını öne çıkartan modern ve post modern kültürün yutturduğu sahte gerçekliklerdir. Yani insanı kendi anlamının çok dışında bir anlam ile yükleme isteğinden kaynaklanmaktadır. Bu tam da fesat olarak tanımlanan şeye tekabül eder. İnsan, yaratılmış varlıklar hiyerarşisinde en tepeye aday gösterilmiştir. Bu adaylığına geçerlilik kazandırmak içinde her davranışını anlamlı kılması beklenmektedir. Yalnız insan, anlamı dilediğini dilediği şekilde yapmak gibi anlarsa sonu hüsran ile biter. Çünkü insana anlamı indiren ve onun eşya ile nasıl bir anlamlandırma ilişkisi içinde olacağını belirleyen ilahi hitabı hatırlaması esastır. Hatırlamak insanın kendisi ve varlık ile sahici bir ilişki kurmasının zeminidir.

Unutmak fesada kapı araladığı gibi hatırlamakta barışa ve esenliğe kapı aralar. Bu gerçeği yeniden hatırlayarak insan oluşa bir zemin hazırlama zorunluluğu esastır. Hatırlama aynı zamanda varlıkta meydana gelen değişim ve gelişimin ilahi kodlarını doğru bir okumaya ve anlamlandırmaya da hazırlık olur. Bu hazırlıktır ki insanı özgürleştirirken aynı zamanda büyük bir teslimiyete de taşır. Çünkü insan, hatırlama üzerinden Âlemlerin Rabbi olan Allah ile doğru bir irtibat noktası kurar. Ve bu irtibat noktası üzerinden de anlam yüklemenin doğru yöntemini anlar ve kavrar. Bu kavrayış insanı varlık ile ilişki kurarken hep varlığın görüntüdeki anlamını aşan derunundaki anlama bir yol bulmaya takat buldurur.

İşte insan, anlam katan bir varlıktır. Ama bu anlamı kafasına göre takılarak katan değil, bizzat kendisine gönderilmiş bir bilgiyi ve tanıklık etmek için seçilmiş bir hemcinsini takip ederek bulduğunda hesabını kolayca verebilir. Aslında insan dünyada da hesabını verebilir. Bunu sağlamak adına her adımını düşünerek ve hesap ederek atarsa insan, hesabın üstesinden kolayca gelebilir.

Hatırlamak esas, unutmak ise geçici olmalı… Hatırlamanın ve unutmanın kendi bağlamı içinde olumlu ve olumsuz şartları vardır. Bir örnekle meseleyi sonuca bağlayalım: Kişinin kendisine yapılan bir zulmü sürekli hatırlaması ve bunu bir sürekliliğe taşıması o mesele üzerinden bir korku imparatorluğu oluşturmasına neden olarak psikolojik bir rahatsızlığa neden olabilir. Ama gerektiği zaman hatırlamak ise aynı duruma düşmemek için daha dikkatli olmayı kolaylaştırır. Yine insanın bir acıyı unutmaması kendisi için birçok rahatsızlığın başlangıcı olabilir. Bu yüzden o acıyı unutmalı ki onun cenderesinden kurtulacak bir zemine sahip olabilsin.

Tam bu noktada hatırlamayı ilahi bilgi ve yardımı ve Allah’ın esma ve sıfatlarının eşyada tezahürü olarak tanımlamalı, iyi, güzel ve doğru ile hakikate dair her şeyi unutmamak… Unutmayı ise hakikat ile bağı olan her şeyi unutmak ve anlam yüklerken hakikati gözlerden uzak tutmak anlamına kullanıyorum…

Anlamı doğru bir zeminde kurabilmeyi hatırlamayı ve unutmayı kendi bağlamlarında doğru konumlandırma ile ilişkisini sahici kıldığımızda sağlarız…

Hatırlayan ve hatırlatıcı olanlara selam olsun…

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');
window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');