Sosyal Medya

Makale

Düşüş…

İnsan, önce metafizik bir düşüş yaşadı…

Cennetten kovulmanın sonucu oluşan bilinç, insanın farkındalığını oluşturdu. Bu farkındalık, olup bitenin ne olduğunun şuuruna varmasını sağladı. Ve böylece imtihanın gerekliliğini oluşturduğu gibi sorumluluğunun alanını da belirlemiş oldu.

Her düşüş bir yükselişi beraberinde getirir…

Her yükselişin gerçekleşebilmesi içinde düşüşü sağlayan şeyin neliğini doğru bir şekilde anlamak ve bu düşüşten sakınmayı irade etmektir. Düşüş devam ederken yükseliş de devam edebilir. Ama insanın düştüğü bu dünya ağırlıklı olarak düşüşü sürdüren özelliklere daha çok sahiptir. Yani dünya adı gibi düşüşü sistemleştiren bir özelliğe sahiptir. O yüzden düşüşü durdurmanın yolu dünyanın sunduğu konforu sınırlamak ve dünyanın oluşturduğu baskı ve isteği gemlemekle ilişkili olduğunu bilince hatırlatılmaktır.

Düşüşü sağlayan en temel konu ise ağırlıklara sahip olmaktır. Yani fıtrata yüklenilen ağırlıkların günahıdır. O yüzden günah bir ağırlık olarak isimlendirilir. Dünya her ne kadar iyilik yapılabilen bir mekân olsa da ağırlıklı olarak günaha mekân oluşturur. O yüzden kötülük gibi arızi ve geçici özellikler taşır. Ama insan dünyaya bağımlılığını artırdıkça yüklendiği ağırlık artar ve altında ezer. İşte bu ezilme beraberinde insanı yoran ve gücünü tüketerek onu bazı şeylere mahkûm kılan bir zemine taşır. Böylece insan, günaha alışkanlık kazanır. Günah işledikçe ağırlığı artar, ağırlığı arttıkça ona alışır ve alıştıkça o ağırlığı arzular ve günaha devam eder.

Metafizik düşüş, aynı şekilde metafizik bir yükselişle tanımlanır. Düşüş, kişinin günahı ve dünyaya takılı kalması sonucu süreklileşirken, yükseliş ise namaz ile başlangıca konu edinilir ve miraç; yani yükseliş tanımlaması ile de iyilik üzerinden ve özellikle ‘güven’ ve ‘teslimiyet’ ile yükseliş sürekliliğe doğru kanatlanır.

Metafizik yükseliş ise dünya ve dünyanın ürettiği anlam ve değeri arkaya atarak yokluğa tevdi ederek gerçekleşebilecek bir zemine işaret eder. Eğer yükselmek istiyorsanız, ağırlıklarınızı atacaksınız…  Ağırlıklarınız ise dünyaya aidiyet taşıyan düşünüş ve eylemlerinizdir. Yani insanın yüzü gökyüzüne mi yoksa dünyaya mı dönüşü ile ilişkili olarak insanlığınızın anlamı deşifre olur ve sizin yükseliş ile düşüşünüzü belirler.

Düşüşü kronikleştiren ve tedaviyi imkânsız kılan şey ise gizlenmiş düşünce ve duyguların varlığını unutarak o ağırlıkları yükselişin kendisi olarak kabullendiğinizde oluşan düşünce, eylem ve psikolojik vasatın kendisidir. Özellikle modern kültürün tabiatını doğru okumayan ve modern kültürün nasıl sızdığını kavramayan bütün düşünce sahipleri farkına varamadan iyiliği yaparken günaha düşer ve ağırlıklarını farkına varmadan artırır. Süreçle ağırlıklarının verdiği yorgunlukla iman ettiği bütün değerlerin kişiler nezdinde; yani kendi nezdinde de bir anlam taşımadığı gerçeği ile yüzleştiğinde yıkıcı bir etkiye sahip ve genelde de imanı zedeler, yokluğa tevdi eder ve haklılığını da başka kişilerin günahı üzerinden temellendirir.

Bu düşüş; sadece metafizik bir düşüş değil tabii ki…

Siyasi, sosyal ve psikolojik süreçlerde benzer durumlar yaşanabilir. Kişinin, kendi egosunu tatmin etmek için attığı her adım ve ileri sürdüğü her düşünce onun düşüşünü sürdürmesine yardım eder. Ve düşüş devam ettikçe kendi içinde haklılığını da mazeret üretmekte kişi mahirdir. Egoyu tatmin eden siyasal güç, toplumsal rol ve iktisadi başarı ve bu başarının oluşturduğu sahiplik ve bunun kaybedilmesinin getireceği yıkımın kırılgan yapısı ile oluşturulan şuur hep daha fazlasını istetir. İşte bu istek düşüşün devamını kolaylaştırır. Ve yüzünüzü dünyaya dönük kılar. Muhtar olan, belediye başkanı olmak ister. Milletvekili olan bir gün başbakan olmak ister. Yani dünyaya dair bir şeye sahip olduğunuzda diğer şeylere de sahip olmanın zeminini ve isteğini beraberinde taşır.

Yönünüzü gök yüzüne çevirdiğinizde ise dünyada sahip olunan şeylerin değerini sadece sizi gök yüzünde değerli kılışına göre tavır alışa yönelteceği için arınmanın bir imkanını oluşturur. Ve böylece dünyaya bağımlı oluşu azaltır. Çünkü dünyaya ve içindekilere bağımlı olmaktan kurtulmak öncelikli olarak bu dünyadan yüz çevirmekle ilişkilidir. Hatta bu ilkeyi içselleştirmenin yolu kişinin dünyadaki nimetlerden faydalanmayı bir tek şarta bağlayabilir: Allah’a verdiği sözde durmanın imkânlarını devşirmekle ilişkilendirilmesidir. Yani metafizik bir yükselişin teminat altına alınması için gösterilecek çaba ve gayretin gösterilmesi ile sınırlı tutulmasıdır.

İnsan farkına varmadan kirlenir. Farkına varmanın yolu: kişinin kirlendiğinin bilincine ermesi ve bu kirlenmeye karşı bir irade belirtmek ve vazgeçmektir. O yüzden kirlenme, tövbe ile arınma iç içe dünyada bulunur. Ve sürekli kişinin karşı karşıya kaldığı bir durumdur. Önemli olan insanın bilincini diri tutması ve bilinç üzerinden yönelimini metafizik bir yükselişe yöneltmesi ve bu yönelme üzerinden elde edilecek arınmayı derinleştirme gücünü ve iradesini dünyanın bütün isteklerine karşı bir zırha dönüştürmektir.

İnsan düşmeye devam ediyor…

Modern kültür ve bu kültürden beslenen dini bakış ve yorum da bu düşüşü besleyen bir unsura dönüşmüş durumda… Müslümanlar maalesef bu kültürün esiri olarak iyilik üzere koştuğunu sanırken düşmeye devam ettiğinin farkına varamıyor. Ve bu durumdan davetçiler de müstağni değiller. Özellikle Müslümanların içinde bulundukları tartışma alanlarına ve yaşadıkları trajikomik durumlara baktığımızda bu durum kendisi aşikâr kılıyor. Her insanın mikro tanrı olduğunu kabul etmeden kendi tanrısallığını gizli bir duygu durum üzerinden koruma güdüsü çatışmanın bizzat kaynağıdır.

Örneğin, kişinin her olayda ve durumda öne çıkma isteğini dışa vurması, sözünü dinletmenin bütün hünerlerini gösterme telaşına kapılması ve değer görme isteği üzerinden toplumsal yapıda sözü dinlenilir olması çabası düşüşü sağlama alan bir olgudur. Maalesef ağırlıklı olarak Müslümanların kahır ekseriyetinin bu hastalıkla illetli olduğunu söylemekle yükümlü hissediyorum kendimi… Kendimi bundan müstağni kılmadığım gibi bu hastalığın farkında olarak bu durumdan kurtulmanın kalbi, ruhi, nefsi, zihni ve fiili mücadelesini vermeye çalışıyorum. Ama kaç kişiyiz inan ki bilmiyorum… Çünkü kişileri benim değerlendirmem doğru değil her insan kendisini bizzat kendisi değerlendirmeli ve başkasını suçlamadan kendini bu illetten kurtarmalıdır ki insan oluşu anlamlı olsun…

Selam ve dua hidayet üzere olanlara ve insanlığını hatırlayanlaradır.

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');
window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');