Sosyal Medya

Makale

Bir Hayalim Var; Kendimden Büyük (Umudun Adı Fidanlarımıza Övgü)

Şehrin geniş bulvarlarındaki tozlu, kavruk ve güdük ağaççıklar ne kadar zavallı ve ne kadar da iğreti duruyorlar. Üzerlerine düşen arsız şehir ışıklarına, cılız köklerini biteviye titreştiren bitmez tükenmez şehir gürültüsüne rağmen fidanlar, kadim orman yalnızlığını, bu yalnızlıkla başat, bir bütünün parçası olabilme yani aidiyet külliliğini, tepsi gibi bir ayın gümüşi parlaklığı altındaki özgür, ulu ve bir o kadar alçak gönüllü geçmişlerini damar damar hatırlıyorlar.

Hiçbir kültür arka planı olmayan, estetik ve fonksiyonel kaygılardan uzak, maliyet hesapları ile iyice hırpalanmış, devşirme, ne idiğü belirsiz; dolayısı ile kişiliksiz bulvarlara en son moda, göstermelik çevreci helecanlarla dikilmiş bu ağaççıklar, küçücük mevzilerinde damar damar betonları parçalayabilecek uzun soluklu, ulvi bir gayenin fertleri olarak şehri gözlüyorlar, dinliyorlar. Şehre sahip çıkacaklarına dair yeminler ediyorlar. Cılız da olsa bir filizin uçlandığını, bir sürgünün boy verdiğini sevinçle muştuluyorlar biri birlerine.

Kendilerine verilen salt karbondioksit polisliği görevini alçaltıcı, onur kırıcı, büyük bir vefasızlık olarak görüyorlar. Buna rağmen, uzun zamandır tard edildikleri mekânlara bir şekilde geri dönmeyi; beton işgaline karşı affetmeye hazır bir büyüklük ile umutlu bir kök salış besmelesi sayıyorlar.  

Gümrah, neşeli, kökleri daha derin ve sağlam, daha ulu ve özgür olabilecekleri zamanı bekliyorlar. Kuşlar ötüşecektir dallarında, sık yapraklarından güneş ışıkları bin bir parçaya bölünecek, süzülecek; gölgesinde oturan bir ihtiyarın gözlerini kamaştıracak. İhtiyar gülümseyerek arsız güneşe çıkışacak, yüreğinde son demlerini yaşamanın hazzı ile ölümün bir son değil bir başlangıç olduğunu fehmedecek. Kavuşma anını hem munis bir acelecilik ile hem de tuhaf bir korku ürpermesi içinde bir ayak sürümesi gelgitleri arasında hayal edecek. Arsız güneşe bir daha çıkışacak, ne olur olmaz; kelime-i şahadetini kalbinden diline taşıyacak; dudakları kıpır kıpır. 'Nefes aldım ama veremedim' dünyası bu dünya diye düşünecek. Yılların yükünü, kahrını çeken bacaklarına bir baston yardımını çok görmeyecek, hamd ile yürüyüp gidecek.       

Kalp yangınını, çakısının ucu ile gövdesine kazıyacak bir delikanlı. Bir genç kız, gövdesindeki kalp içinde isminin baş harfini bulacak, yüzü hafif kızaracak 'serseri haylaz' diyecek, kalbi küt küt atacak. Telli duvaklı bir bahçe düğününde hayal edecek kendisini. Sıradan, gürültüsüz, patırtısız bir hayat, hayırlı evlatlar, helal rızıklar dileyecek. Bir çocuk bütün bir dünyayı kucaklayacakmış gibi açtığı kolları ile saracak bedenini. Yanağını minik sürgünlerine koyacak, iki körpe ten biri birlerini hasret ve muhabbetle öpecekler. Çocuk rüzgârla düşen bir yaprağının peşine takılacak; koşup gidecek.

Küçük mahalle mescitlerinde ulu bir abide; yüzleri güleç insanların ata baba yadigârı olacaklar. Saygı görecekler, sevgiyi hissedecekler. Gölgesinde ezanı bekleyen ihtiyar, genç cemaat, biri birlerinden haberli olmanın iç rahatlığı içinde derin bir tevekkül ile zamanı telaşsız yaşayacaklar. Çocuklar şadırvanlarda su şakaları yapacaklar, şen şakrak çocuk kahkahaları dallarını sarıp sarmalayacak, yapraklarında titreşecek. Kim bilir kaç üç kuşağı bir arada görebilmenin saadeti ile köklerini daha bir geçmişe, dallarını ise daha bir geleceğe uzatacaklar. Musalla taşına konulan dostlarına bütün içtenliği ile 'iyi bildirdik. Hakkımız helal olsun' diyecekler.

Sıcak yaz gecelerinde, orucunu açmış olmanın mutluluğu ve zindeliği ile camilere, cemaate koşuşturan insan adamları, insan kadınları selamlayacaklar, 'biz sizden razıyız, Allah da sizden razı olsun diyecekler. Ulu bir mabedin görkemli siluetine anlam katacaklar. Seher vaktinin asude, sihirli,  düş ile gerçek arası havasında güne uyanan kuşlara ‘merhaba’ diyecekler; 'uçun ve ötelerden muştular getirin’ diyecekler. Kuşlar, güneşin suya değdiği akşamın alaca karanlığında müşfik kollarına geri dönecekler, hafif bir meltem dallarını ve yapraklarını oynaştıracak, mutlu ve memnun mırıltılar ile kuşların muştularını dinleyecekler; 'Allah'a hamdolsun bugün de hiçbir kimseye zulmedilmedi. Bugün de güçlü olan değil, haklı olan kazandı.' diyecek kuşlar.

Çorak gönüllere düşen tohumların bir fidan, fidanların ulu bir ağaç olduğunu görecekler. Dalga dalga yeryüzü yurdundan selamlar alacaklar. Bozkırlar, ıssızlar, kuş konmaz kervan geçmez yerler şenlenecek. Rüzgâr ile salınan buğday başakları bereket şarkıları söyleyecekler. Yağmur daha bir güleç yağacak, kar daha narin ve beyaz. Sarıpapatyalar, kırmızı gelincikler salınacaklar; zikir ile meşgul. Rahmet kucak kucak inecek ovalara, dağlara, şehirlere, kırlara. Heybetli ama mütevazı süvariler girecek şehirlere; kılıçları kınlarında, sevgileri kalplerinde, duaları dudaklarında. Gözlerinde ilahi pırıltılar. ' Biz geldik, evimize geldik, gönlünüze geldik' diyecekler. 'Sahipsizlerin sahibi, kimsesizlerin kimsesi, yetimlerin babası, öksüzlerin anasıyız' diyecekler.                                                           

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');
window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');