Sosyal Medya

Yazarlar

Eğittiklerine Güvenmeyen Eğitim

Eğitim sistemi de eğitici de kendine amaçlar belirler ve onlara ulaşmak ister. Belirli aralıklarla hedeflerine erip eremediğini, erdiyse ne kadarına erdiğini denetler. Daha doğrusu eğittiklerinin durumunu tespit etmek ister ve bunu mümkün kılan bir yol bulur ya da mevcutlar arasından seçer. Aralarındaki fark ne olursa olsun her sınav nihayetinde bulunan/tespit edilen, umulan/amaçlanan mı sorusuna cevap arar. Bulunan umulan ise hedefe ulaşıldığına, değilse ulaşılmadığına yorulur. İkisi arasındaki açıklık makul sınırları aştığında yine maksuda erilemediği düşünülür ve nedenleri araştırılıp bulgulara göre çözüm üretilir.

Aslında pek çok vesileyle insan hayat boyu sınar ve sınanır. Sınama, kimileyin bilinçli iken çoğunlukla kendiliğinden vuku bulur. Daha doğrusu şahit olunan söz, davranış ve tutumlar kıstas kabul edilir. Yani tecrübe, herhangi biriyle kurulacak ilişkinin oturacağı zemini belirleyen ölçü edinilir zira bir kişiden sadır olan fiiller fail hakkındaki kanaati belirler. Eylemin insanlar arası ilişkinin keyfiyetini belirleyen parametre muamelesi görmesi, sözden çok fiilin muteber olmasındandır. Diğer bir ifadeyle iddiadan ziyade onun gerçeğe tekabül etmesine değer verilmesindendir. Kestirmeden “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.” denilir. Hemen ifade edelim ki bir yerde eğitim, işe değil söze bakıyorsa bu onun hayattan koptuğunun resmidir. O, gerçeklikten koptuğunda sınav, durumu tespit eden gösterge olmaktan çıkar “dostlar sınavda görsün” gösterisine dönüşür.

Sınava bazen öğrencinin devam edeceği okul türünü belirleme işlevi yüklenir. Artık o, öğrencilerin geldiği aşamayı belirleyen bir yol değil onları eleyen bir elek, sıralayan bir şerit mesabesindedir. Merkeziyetçi sistemlerde büyük kitleler sınav denilen aygıttan geçirilir. Bu denli büyük bir organize için özel bir iş kolu gerekir ve sınav sektörü doğar. Bu sektörde çalışanlar sadece sınavın işleyişi, düzeni ve akıbeti ile ilgilenirler. Sınavın sınananlara neler yaşattığı ilgi alanlarının dışında kalır. Onlarla ilgileri resmi ve objektif davranmak ve sınavın sağlıklı yürütülmesini sağlamakla sınırlıdır. İstemeselerde ortaya insanilikten uzak, tamamen mekanik bir sistem çıkar. Sınananın sağlığı, sınavın sıhhatine feda edilir. Ayrıca bu kurumların sınav kuralları, gençlerin suç işlemeye hazır birer eleman gibi algılandığı izlenimi verir. Algılama böyle olmasa da onlara, kendilerini kopya çekmek için fırsat kollayan fırsatçılar gibi hissettiren mesajlar içerir. Birbirinden hayati sınavlara giren gençlere adeta emin ve hakkaniyetli olmadıkları telkin edilir.

Bu tür telkinlerin taarruzuna maruz kalmayı, sınavın selameti de dâhil hangi sebep mazur gösterebilir, sorusu yüksek sesle seslendirilmelidir. Hatta gerek merkezi, gerekse rutin sınavların bu halleriyle ne kazandırdıkları ne kaybettirdikleri sorgulanmalıdır. Öncesi, sonrası ve icrasıyla sınav, muhataplarını pek çok yönden etkilemekte ve onlara verilen tepkiler meleke haline gelecek kadar çok tekrar edilmektedir. Zorunlu eğitim boyunca en az beş yüz kere (Bu tahmin, bir öğretim yılında her dersten dört sınav yapıldığı ve her yıl ortalama on çeşit ders okutulduğu varsayılarak yapılmıştır.) ve ortalama yarım saat süren bu etkiler, her muhatapta farklı izler bırakır. Bu izlerin toplamı onlara alışkanlık olarak döner ve bunların pek çoğu eğitimin hedefleri arasında yer almaz. Bu durum kişilikli bir nesil yetiştirmek idealiyle çelişmekle kalmaz onunla taban tabana zıt huylar kazandırır. Eğer durum buysa istenmese ve hedeflenmese de sınav/lar kişiliği tahrip eden bir mekanizmadan başka bir şey değildir.

Üstelik söz konusu edilen olumsuz etkiler, sınav tarihi belli olduğu anda başlar fakat notların açıklanması ile bitmez. O andan itibaren notu öğrenen ailenin vereceği tepki hesap edilir. Onu söylemekle gizlemek, gerçekle yalan arasında kalınır. Bu tür ikilemler karar verilene kadar sürer. İçlerinden birini seçmek kolay değildir zira her bir ihtimal diğerinden daha problemlidir. Tasvir edilenlerin her talipte bıraktığı tesirleri hakkıyla tespit imkânı olmasa da tecrübe ve gözlemlerden hareketle bazı tahminler yapılabilir. Tahminler yapılırken aileden başlayarak uygulayıcıya kadar tüm tarafların davranışlarının ve hatta bizatihi sınav atmosferinin estirdiği hava göz önünde bulundurulmalıdır. Bütün bunlardan hareketle, zayıf not alma ihtimali kuvvetli fakat iyi not almak zorunda olan bir gencin üzerindeki -kıvranmalar yoluyla tezahür eden- baskının, onun ruh sağlığı üzerindeki etkilerinin eğitimin amaçlarını desteklemediği aksine kazandırdığı alışkanlıklarla köstek olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Yetişkin davranışlarının gençler üzerinde müspet ya da menfi bir eğitici değeri olduğu hatırlanarak gözetmen hal ve tutumları mercek altına alınmalıdır. Bir hayli sınav tecrübesine sahip okuyucu şu tasviri cümlelere katılacaktır sanırım: Gözetmenin gözükmesiyle sınıfta heyecan doruğa çıkar. Çok geçmeden dersteki bildik öğretmenin gittiği, yerine gergin bir şahsın geldiği sezilir. O, sert ve kararlı söz ve bakışlarla sükûneti sağlar ve sınavı başlatır. Kimi öğrenci, soruları gördüğünde geçer not alabilecek durumda olmadığını fark eder. Arkadaşlarından yardım almayı/kopya çekmeyi kendine yakıştıramaz fakat sınıf geçmesini mümkün kılacak bir not almalıdır. Bir taraftan hak etmediği bir notu almak vicdanını rahatsız eder diğer taraftan alınacak zayıfın sebep olacaklarını göze alamaz. Sınıf içinde düşeceği durumu, hocanın takınacağı tutumu, ailenin vereceği tepkiyi hesap eder. Vicdanın sesini dinlemeyip kopya çektiğinde de manzara güllük gülistanlık değildir. Yakalandığında arkadaşlar arasında madara, öğretmenler karşısında mahcup olmak; aileye ve disiplin kuruluna hesap vermek gibi birbirinden çetin ihtimalleri göğüslemelidir. Gözünü karartıp kopya çekmeye karar verdiğinde de işi kolay değildir. Bu sefer de hem geçer not alacak kadar yazmak hem de yakalanmama kıvraklığını göstermek zorundadır. Yoksa çekilen sıkıntı boşa gidecektir. Bu yüzden bir taraftan gözetmeni kesmeli, diğer taraftan bir şekilde bilgiye ulaşmalı ama bunları belli etmeden yapmalıdır. Fark edildiğini anladığında öyle olmadığını bile bile masum ayaklarına yatar. Yutturamadığında ya naçar olduğuna inandırmak için çırpınır ya da arsızlığa vurarak yırtmayı dener. Kişilikli bir insana yakışmayan taktikler işe yararsa ya da gözetmenin merhameti ağır basarsa ne ala, değilse kâğıdı kaptırmamanın bir yolunu bulmak gerekir. Velhasıl her bir ihtimal diğerinden daha berbat haller yaşatır ve ecel terleri döktürür.

Vicdanın sesini dinleyip meşru sınırlar içinde kalan ise hafızasını zorlar, kafa patlatır ancak sonuç değişmez. Akıl durmaz çalışır fakat aklına gelen her şey bunaltmaktan başka işe yaramaz. Gerilir, sıkılır üstelik dakikalar geçmek bilmez. Can sıkıntısı, umutsuzluk, karamsarlık, kaygı, boş vermek gibi pek çok hale duçar olur. Bir taraftan bu gerilime dayanmayı diğer taraftan alınacak tepkileri göğüslemeyi dayatan bir bela ile karşı karşıyadır. Gerilimden çatışmaya yarım yamalak tasvir edilen bu gergin anları on iki yılda beş yüz kereden fazla ve ortalama yarım saat yaşayan bir gencin kişiliğinin ne hale geleceğini düşünmek işin vahametini göstermeye yeter de artar bile.

Üstelik gözetmen tarafından verilen mesajlar eğitimin amaçlarıyla örtüşmez. O, görevinin sınava nezaret etmek olarak değil “hababam sınıfının külyutmazı” rolünü oynamak olduğu zehabına kapılırsa durum daha da vahimleşir. Sözlerinden bakışlarına, tavırlarından tutumlarına, o öğretme aşkıyla yanan öğretmen gider, yerine bir gardiyan gelir. Hemen hemen her halinin muhataplarına sizler güvenilmez insanlarsınız mesajını vermeye ayarlı olduğunu fark etmez bile. İki arada bir derede kalmış, vicdanla karşılaşacağı tepkiler arasında bunalmış genç bu mesajı algıladığında sağlıklı davranamaz zira sınav ortamı sağlıklı değildir. Maruz kaldığı halin müsebbibi olarak onu görür, faturayı kendisine güvenmeyen ilk muhatabına keser. Velhasıl sınavın kendine has atmosferi yanında, uygulayıcıların estirdiği gergin hava, pek çok soruna davetiye çıkarır. Gençlerin kendilerini sıkışmış hissetmelerine neden olan sınavlar, maalesef öğretmen öğrenci ilişkilerini zedeleyen en elverişli(!) zeminlerden biridir. Özetle aldıkları mesafeyi tespit yerine onlara sıkışmışlık hali yaşatan sınavlar ve onun dayandığı anlayış bu haliyle eğitimin doldurduğu havuzu boşaltan menfez işlevi görmektedir. O, asıl işlevine uygun hale getirilmedikçe de eğitimle hedefleri arasındaki açıklık artarak sürecektir.

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM