M. Ali Akbulut: Yemen'de Bataklığa Saplanmak
Yemen'de yaşanan gelişmeler bölgeyi ateşe sürüklüyor. Türkiye'nin de denkleme girmeye hazırlandığı şartlarda, gelişmeler ABD ve işgal rejimi İsrail'in istekleri doğrultusunda ilerliyor. ABD bölgeden çekilmeye çalışırken, vekâlet olarak geride bırakmaya çalıştığı ittifaklar ve güçler oluşturuyor görüntüsü hâkim.
Yemen'de, işgal rejimi İsrail'in Gazze'de işlediği cinayetlere misillemede bulunan Ensarullah'ın yönetimindeki bölge, Suudi Arabistan kuşatması altında. Bu bölge 2015 yılından bu yana Suudi Arabistan'ın kuşatması altında. Temmuz ayında Suudi Arabistan savaş uçaklarının Sana Havalimanı'na yönelik saldırısıyla çatışmalar hız kazandı. Ensarullah yönetimindeki Yemen, kuşatmaya kuşatma, saldırıya saldırı stratejisiyle karşılık veriyor. Kuşatmanın kaldırılmasını talep ediyor.
Diğer yandan BAE ise Tarık Salih liderliğindeki Yemenli işbirlikçilerini sahaya sürerek Ensarullah kontrolündeki Yemen'i işgal rejimi İsrail'e teslim etmeye çalışıyor. Şu anda fiilen Aden Körfezi sahillerinde Yemen toprakları ile Yemen'e ait Socotra Adaları'nı işgal rejimi İsrail ile kontrol ediyor.
Suudi Arabistan ise İngiltere, ABD, İsrail'in istihbarat ve lojistik destekleriyle Ensarullah kontrolündeki Yemen'i kontrol etmek istiyor. Daha doğrusu, İsrail'e fırlatılan füzelerin kesilmesi, İsrail'e giden gemilerin Bab el-Mendeb'de serbest geçişlerinin temin edilmesini istiyor.
Neredeyse bütün dünyanın Ensarullah'ın kontrolündeki Yemen'e karşı birleştiği şartlarda Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan'ın oluşturduğu Mekke İttifakı da devreye giriyor. Türkiye'nin doğrudan ve dolaylı olarak Yemen denkleminde yer almasının, işgal rejimi İsrail'in siyasetine ve stratejisine destek olmaktan öte gidemeyeceği bir gerçektir. Ve oluşan bu tablo, Türkiye'nin hem ulusal çıkarlarına hem halkın değerlerine hem de bölgenin geleceğine uygun bir sonuç çıkarmayacaktır.
ABD'nin bölgeden çıkarak yerine vekil olarak Mekke İttifakı'nı bırakıyor görüntüsü vermesinin ötesinde, bu, bizzat ABD'nin siyasetlerine hizmet eden bir sonuç doğurmaktır. İşgal rejimi İsrail'in çocuk katili başbakanı Netanyahu'nun geçen hafta BAE'ye giderek bölge ülkelerine ev ödevi şeklinde görev vermesi, bölgenin güvenliğine yönelik ciddi tehdit oluşturmaktadır.
Türkiye'nin Yemen'de oynanan kirli oyunun farkında olması ve ABD adına Siyonist rejimin siyasetlerine hizmet eder bir tablo çıkarılmasından kaçınması gerekmektedir. Çok parçalı Yemen'de ABD ve Siyonist rejimin stratejilerine koltuk değneği olacak her adım, bölge huzuruna vurulacak darbedir. Hele de konuyu mezhep eksenli değerlendirme yoluna gidilmesi; ABD ve Siyonist rejimin bizzat kendileri terör devletleri olmasına rağmen, bölgenin yerel güçlerine yönelik tanımladığı "terör" kavramına takılarak bölge insanlarını birbirine düşürme siyasetlerinden özenle kaçınılması zarureti vardır.
Yemen bataklığına ABD ve işgal rejimi İsrail'in ipiyle inilebilir, Suudi Arabistan'ın teslimiyetçi ve işbirlikçi çağrılarıyla hareket edilebilir; sonuç ise Müslüman kaynakların heder olmasına, Müslüman masumların hayatının kararmasına yol açacaktır. Kalıcı düşmanlıklardan öteye gitmeyecektir.
Türkiye'nin Yemen'de yapacağı en güzel hareket, taraf olmak değil, çözüm odaklı arabulucu rol üstlenmek olacaktır. Bu, Türkiye'nin geçmişten gelen tarihî mirasının ağırlığı ile daha anlamlı ve değerli olacaktır. Yemen'de taraf olmak aslına bakılırsa, işgal rejimi İsrail'e ve ABD'nin siyasetlerine de dolaylı hizmet niteliği taşıyacaktır.
Kardeşlik bilinci ve sorumluluğu üzerinden hareketle, çözüm odaklı siyasetleri görmek dileğiyle.
M. Ali AKBULUT

Henüz yorum yapılmamış.