Sosyal Medya

M. Ali Akbulut: Abd ve İşgal Rejimi İsrail



ABD ile işgal rejimi İsrail'in İran'a yönelik saldırıları devam ediyor. Saldırıların öncesini hatırlamaya çalışalım. 7 Ekim Aksa Tufanı'nda işgal rejimi İsrail ağır yenilgi almış, aldığı yenilgileri ABD ve batılı güçlerin desteğiyle geniş çaplı saldırıya dönüştürmüştü. Kuzey'de Lübnan Hizbullah'ına ağır darbeler indirmiş, Suriye'de yaşanan gelişmeler de işgalin zafere dönüşmesine yol açmıştı. İşgal rejimi, Gazze'de aldığı ağır yenilgiyi Suriye'de toprak işgali, Lübnan'da Hizbullah'a vurulan ağır darbeler ve Gazze ateşkes anlaşması denilen sözde barış komisyonu kurulmasıyla büyük zafer aldığı gibi düşünceye kapılmıştı. Bu düşünceyle direniş ekseninin merkezi durumundaki İran'a da saldırı başlattı. Haziran'ın 13'ünde başlayan ve 12 gün süren savaş, ABD'nin fiilî yardımlarıyla durdurulmuştu.

13 günlük savaş, işgal rejimi İsrail'e ağır darbe olmuş olsa da "İstenilen hedeflere ulaşmaya az kaldı" diyerek ABD'yi yeni bir savaşa ikna etme siyasetleri, Ocak ayında yürütülen iç karışıklıklarla devam etti. İç karışıklıklar da ABD'nin stratejik askerî müdahaleyi haklı çıkaracak düzeyde olmamış olsa da 40 gün süren Ramazan savaşlarının başlamasıyla sonuçlandı. 40 gün süren savaşta da ABD ve işgal rejimi istedikleri hedeflere ulaşamadılar. Ve müzakere masasına oturmak zorunda kalarak 14 maddelik İslamabad Mutabakatı ile sonuçlanan bir tablo çıkardı.

14 maddelik İslamabad Mutabakatı, ABD'nin yenilgisinin belgesi oldu. Ve fazla uzun sürmeden ABD Başkanı Trump, mutabakatı tanımadığını açıkladı. Açıklandığı yerin Ankara, zamanlamanın ise Ankara'da yapılan NATO zirvesi olması dikkat çeken bir durum.

Dikkat çeken durum sadece bununla kalmadı. NATO zirvesine davet edilen Şara ile Trump görüşmesi. Görüşmede, Trump'ın Suriye ile Lübnan ilişkilerine, özellikle işgal rejimi İsrail'in yamadığı Hizbullah'ın silahlandırılması söylemlerini farklı bir dille dışa yansıtması oldu. Her ne kadar bu görüşmede olumlu tablo çıktığı söylense de bölge ülkeleri arasında yeni fitne ateşlerine zemin hazırlandığı izlenimi de uyandırmıştır.

Henüz Şara ile Trump görüşmesi gündemde iken Trump, bu kez Suudi Arabistan Veliahtı Muhammed Bin Salman ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede deniz taşımacılığı konularının ele alındığı açıklandı. "Olabilir" diyerek bunun da bir fitnenin parçası olduğunu düşünerek not etmek gerekiyordu.

Ve Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, Beyaz Saray'a giderek Trump ile görüştü. Görüşme de dikkate alınması gereken bir diplomatik atak olarak kaydedilmeli.

Görüşmeler tabii ki her ülkenin kendi bağımsız kararıdır. Ülkesinin maslahatları açısından yürütülen bir diplomasi şeklinde bakılabilir. Fakat masada ya da telefonun diğer ucunda Trump'ın bulunması, siyaseti sürütenin ABD olması, emperyalist anlayışın bölgedeki etkileri dikkate alındığında hiç de iyimser olamıyoruz.

ABD'nin İran'a yönelik saldırılarında askerî yıpratma savaşı devam ederken yaşanan bu gelişmeleri de hiç bölge maslahatına uyan diplomatik hareketler olarak değerlendiremiyoruz.

ABD'nin bölgedeki varlığının savaşın ve fitnenin bizzat sebebi olduğu, Siyonist rejimin kötülüklerin sebebi ve varlığı olduğu gerçeğini görmeden, bu ziyaretleri sıradan diplomatik temaslar olarak okuyamayız.

Nitekim Suudi Arabistan'ın Yemen'e saldırı başlatarak, Irak'ın ABD'li petrol şirketleriyle yüklü petrol anlaşmaları imzalayarak, Suriye'nin ise Irak ve Suriye sınırında Hizbullah'a gittiği söylenen mühimmatlara el koyarak kısmen İran'ın kuşatılmışlığına, çevrelenme siyasetlerine katkı sağladıklarını görmek de mümkün.

Tabii ki Irak ile Suriye arasında sınır güvenliğinin sağlanması ve iki ülke arasında ekonomik işbirlikleri yönünde görüşmeler yapması bölgenin de İslam ümmetinin de yararına olacağını söylemek gerekiyor. Bunu ABD emirleriyle değil de kendi iradeleriyle yapmış olmaları hâlinde fayda sağlar. ABD Başkanı Trump'ın Irak petrol yataklarına dair emellerini gizlemeden açığa çıkaran söylemleri, iyi niyetle yapılan diplomatik görüşmeler olmadığı değerlendirmesine kapı aralıyor.

Hürriyet Gazetesi'nde Selvi'nin, Trump ile Erdoğan ilişkilerinin kazanımlarına dair değerlendirmesinde birçok noktaya işaret edilirken iki nokta konuyla bağlantılı. Trump ve Erdoğan ilişkileri, Esad'ın devrilerek Şara'nın getirilmesi, Irak'ta İran yanlısı başbakanın göreve getirilmesinin önlenmesi olarak vurgu yapıyordu.

Selvi'nin yorumundan yola çıkarak, Trump ile Erdoğan ilişkilerindeki bu kazanım, Türkiye'nin menfaatine mi, bu ülkelerin ya da bölgenin menfaatine mi, ABD'nin menfaatine mi? Ya da ABD'nin fitne siyasetlerine mi hizmet ediyor?

Olaylara millî duygular içinde bakmakla, millî duygu algılarıyla hamasi yaklaşımla bakmak arasındaki fark da burada ortaya çıkıyor. Trump ile iş birliği veya dostluk, ülkenin başta İran olmak üzere bölge ülkeleriyle dostluklarına zarar verecek sonuçlar getireceği muhakkaktır.

ABD'nin bölge siyasetleri fitne üzerinde, bölge ülkeleri arasında güvensizlik oluşturma zemininde yürütülmekte olduğu bir gerçektir. Ankara'da komşu ülkeye saldırı emri vererek fitnenin ateşini yakarak, bölgesel ateşi alevlendirmek…

M. Ali AKBULUT

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM