Sosyal Medya

Veysel Tepeli: Mekke Antlaşması Bir Bölgesel Güvenlik mi Yoksa İnce Hesaplanmış Bir Savaş Senaryosu mu?



Geçen hafta Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan savunma ittifakı, bölgesel güç dengeleri açısından son derece kritik bir adım olarak öne çıkıyor.

İttifaklar doğası gereği caydırıcılık sağlar ve tarafları güçlü kılar.

Ancak bir ittifakın gerçekten güç katabilmesi, o ülkelerin kendi bağımsız milli çıkarlarına hizmet etmesiyle mümkündür.

OrtadoÄŸu’nun mevcut yangın yeri atmosferinde bu imzalar, güven hissettirmekten ziyade haklı ve derin bir endiÅŸeyi beraberinde getiriyor.

Yaklaşık altı ay önce tırmanan ABD/İsrail-İran savaşında, bölgeyi büyük bir yıkıma sürüklemek isteyen ABD ve İsrail’in, Arap Ülkelerini, Kürtleri ve Türkiye’yi doÄŸrudan İran’la sıcak bir çatışmanın içine çekme gayretlerine ÅŸahit olduk.

O dönemde bu tehlikeli plan sonuçsuz kalmış olsa da "Mekke Antlaşması" adıyla gündeme gelen bu yeni ortaklık, Müslüman ülkelerin birbirine kırdırılacağı yeni bir kurgunun zeminini hazırlama riski çok yüksek.

ABD ve İsrail’in Körfez ülkeleri üzerinden İran’ı hedef aldığı gerçeÄŸi ortadayken, İran’ın bu hamlelere sert ve doÄŸrudan karşılık vermesi durumunda antlaÅŸma hükümleri gereÄŸi Türkiye ve Pakistan’ın da kendilerini savaşın tarafı olarak bulma ihtimalini doÄŸurmaktadır.

Bu senaryo gerçekleştiği takdirde, tıpkı geçmişteki yıkıcı İran-Irak savaşı gibi yıllarca sürecek, bölgenin enerjisini ve kaynaklarını tüketecek bir savaş kaçınılmaz hale gelir.

Kazananı olmayan bu denklemin tek galibi ise hiç şüphesiz bölgede rakipsiz kalmak isteyen İsrail olacaktır.

Savunma paktları ve stratejik iş birlikleri elbette gereklidir. Ancak partner seçimi, ittifakın niteliğini belirler.

ABD ve İsrail’den izinsiz tuvalete dahi gidemeyen aktörlerin yer aldığı bir masa, Türkiye’nin güvenlik ihtiyaçlarına ne kadar hizmet edebilir?

Türkiye açısından bölgedeki ana tehdit unsuru İsrail’in yayılmacı politikalarıyken, "İsrail Türkiye’ye yönelecek bir tehdit oluÅŸturduÄŸunda Suudi Arabistan İsrail’e karşı harekete geçer mi?" sorusunun yanıtı son derece nettir.

EÄŸer amaç gerçekten güçlü ve kapsayıcı bir İslam dünyası güvenlik ÅŸemsiyesi kurmak olsaydı, Mısır gibi bölgenin ve DoÄŸu Akdeniz’in anahtar ülkesinin bu denklemin dışında tutulmaması gerekirdi.

Mısır’ın olmadığı bir masada haritaya bakıldığında tablo daha da netleÅŸmektedir.

ABD’nin İran’a yönelik olası bir kara harekâtında ihtiyaç duyduÄŸu stratejik ve askeri kapasiteye sahip üç ülke öne çıkmaktadır: Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye.

İran’ı doÄŸudan, batıdan ve güneyden çevreleyen bu coÄŸrafi kuÅŸatmanın aynı çatı altında toplanmış olması, askeri mantık çerçevesinde soru iÅŸaretlerini artırmaktadır.

Sonuç olarak; niyetlerden bağımsız ÅŸekilde, bu ittifakın mevcut mimarisi ve zamanlaması incelendiÄŸinde, bölgesel barıştan ziyade ABD ve İsrail’in stratejik hedeflerine zemin hazırlama olasılığı oldukça yüksektir.

Türkiye’nin atacağı adımlarda bölgesel ittifakları desteklerken, kendisini baÅŸkalarının krizlerinin ve kara harekâtı planlarının merkezinde bulmayacak basireti göstermesi hayati önem taşımaktadır.

Veysel TEPELİ

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.